İnsan vücudunun yaklaşık 1/13’ü kandır. 70 kilo bir yetişkinde ortalama 5 litre kan bulunur. Atardamar, toplardamar ve kılcal damarlardan oluşan bu kırmızı sıvı, adeta bir nehir gibi vücudun her noktasını dolaşır.

Kan, oksijen, vitamin, mineral, glikoz ve aminoasit gibi besinleri ihtiyaç duyan organlara taşır. Vücuttaki tüm hücreler kana muhtaçtır. Ancak kanın görevi sadece besin götürmek değildir. Hücrelerin faaliyetleri sonucu oluşan karbondioksit ve üre gibi zararlı atıkları da hücrelerden uzaklaştırır. Bu atıklar kanla böbreklere taşınır, zehirli karbondioksit ise akciğerlere götürülerek vücuttan atılır.
Şimdi soru şu:
- Hücreler, kanda taşınan atık maddelerle faydalı maddeleri nasıl birbirinden ayırt edebiliyor? Zehirli gazı akciğer yerine böbreğe, atığı böbrek yerine akciğere taşımıyorlar. Oksijen ihtiyacı olan organa karbondioksit, besin ihtiyacı olana atık götürmüyorlar. Böyle bir karışıklık ölüm demek. Peki bu şuursuz hücreler bunu nasıl yapıyor?
- Hangi besini hangi organa götüreceğine karar vermek, atıkları zararlılardan ayırıp doğru yere ulaştırmak ilim ve irade gerektirir. Peki şuursuz ve iradesiz hücreler, nasıl oluyor da şuurlu ve irade sahibi gibi hareket ediyorlar?
- Tıp ilmi buna “dolaşım sistemi” diyor. Sistem; düzen, plan ve program demektir. Madem sistem var, nasıl oluyor da insanın yaratılışı ve hayatının devamı tesadüfle açıklanabiliyor?
İnsanlarda ve hayvanlarda aynı sistemin kusursuzca işlemesi, sonsuz bir hikmet, ilim, irade ve kudretin tecellisidir. Şuursuz kan hücreleri bilinçli bir fail olamayacağına göre, tüm bu faaliyetler ancak sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi Allah’ın varlığını gösterir — tıpkı güneşin ışığı gösterdiği gibi.