Dokunmak Basit Bir Temas Değildir
Dokunma, insanın çevresindeki fiziksel temasları hissetmesini sağlayan son derece hassas bir duyudur. İnsan bir şeye eliyle temas ettiğinde sadece “dokundum” der; fakat o dokunuşun arkasında deri, sinir uçları, omurilik, beyin ve duyusal merkezler birlikte çalışır. Yani dokunmak, basit bir temas değil; vücudun çevreyle kurduğu büyük bir haberleşme sistemidir.

Deri Uyarıyı Alır
Dokunma hadisesi ciltle başlar. Deri, insan vücudunun en büyük organıdır ve dış dünyadan gelen basınç, sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık, titreşim ve ağrı gibi uyarıları algılayacak özel bir yapıda yaratılmıştır. Parmak uçları, dudaklar ve avuç içi gibi bölgelerde bu duyarlılık daha fazladır. Çünkü bu bölgelerde sinir uçları daha yoğun bulunur.
Sinir Uçları Mesajı Hazırlar
Deride farklı uyarıları algılayan özel alıcılar vardır. Hafif dokunuşu, derin basıncı, titreşimi, cilt gerilmesini, sıcaklığı ve ağrıyı algılayan bu reseptörler, gelen fiziksel etkiyi elektriksel sinyale dönüştürür. Böylece dışarıdaki bir temas, artık sinir sisteminin anlayabileceği bir mesaja çevrilmiş olur.
Mesaj Omurilikten Beyne Gider
Deride oluşan elektriksel sinyaller, duyusal sinirler vasıtasıyla omuriliğe taşınır. Omurilik bu mesajları beyne ulaştıran büyük bir geçiş merkezi gibidir. Bazı durumlarda ise beyin devreye girmeden önce omurilik hızlı refleksler oluşturur. Mesela insan çok sıcak bir şeye dokunduğunda, daha tam düşünmeden elini çeker. Bu da dokunma sisteminin ne kadar hızlı ve hikmetli çalıştığını gösterir.
Beyin Dokunuşu Anlamlandırır
Omurilikten gelen sinyaller beynin dokunma ve vücut algısıyla ilgili merkezlerine ulaşır. Beyin, bu sinyalleri değerlendirir ve “Bu şey sıcak mı, soğuk mu, sert mi, yumuşak mı, acı veriyor mu, güvenli mi?” gibi bilgileri anlamlı hâle getirir. İnsan böylece sadece temas etmez; temas ettiği şeyi tanır, ayırt eder ve ona göre davranır.
Hissetmek Sadece Fiziksel Değildir
Dokunma yalnızca sertlik, sıcaklık veya basınç algısı değildir. Bazen bir annenin çocuğuna dokunuşu güven verir. Bazen birinin elini tutmak kalbe huzur verir. Demek dokunma duyusu, yalnızca bedensel değil; aynı zamanda ruhî ve duygusal bir yön de taşır. Aynı temas, bazen acı, bazen şefkat, bazen de emniyet hissi doğurabilir.
İnsan Bu Fiile Sahip Çıkabilir mi?
Şimdi düşünelim: İnsan hissetme fiiline gerçekten sahiplik iddiasında bulunabilir mi? İnsan derisini kendisi mi yaratmıştır? Sinir uçlarını kendisi mi yerleştirmiştir? Hangi bölgenin ne kadar hassas olacağını kendisi mi belirlemiştir? Dokunmayı elektriksel sinyale çeviren sistemi kendisi mi kurmuştur? Omuriliği, refleks yollarını, beyin merkezlerini ve hissetme kabiliyetini kendisi mi idare etmektedir?
Fiilin Hakiki Faili
İnsan dokunmayı ister, elini uzatır, temas eder; fakat hissetme fiilini bütün şartlarıyla yaratan Allah’tır. Deriyi yaratan, sinirleri vazifelendiren, uyarıyı sinyale çeviren, o sinyali beyne ulaştıran, beyne bunu anlamlandırma kabiliyeti veren Allah’tır. İnsan fiilin hakiki sahibi değil, o fiile mazhar olan bir kuldur. Hissetme fiilinin hakiki faili ise Allah’tır.
Ayetin Hakikati
Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
“Allah sizi de yaptıklarınızı da yaratmıştır.”
Sâffât Suresi, 37/96
Bu ayet, insanın hem kendisinin hem de fiillerinin Allah’ın yaratmasıyla meydana geldiğini bildirir. İnsan ister, Allah yaratır. İnsan elini uzatır, Allah dokunma ve hissetme fiilini yaratır. İnsan temas eder; fakat deriyi de, siniri de, beyni de, algıyı da, hissetme neticesini de yaratan Allah’tır.