Tedvir (تدوير): Bir işin döngüsel olarak, sürekli ve tekrarlı bir şekilde yürütülmesi, devrildirilmesi, sistemin kesintisiz işlemesi. Tedvir, süreklilik ve düzenlilik demektir.
1. Tedvir Üzerinden İspat-ı Vücud (Allah’ın Varlığı)
Tedvir, doğası gereği bir Devamlılık ve İrade gerektirir. Bir sistemi kurmak (İnşa) ayrı, o sistemi milyonlarca yıl hatasız işletmek (Tedvir) ayrı bir mucizedir.
Kör kuvvet ve sağır tesadüf, bir sistemi tesadüfen bir araya getirse bile (ki bu imkansızdır), o sistemin sürekliliğini sağlayamaz. Çünkü süreklilik; her an müdahaleyi, her an rızık göndermeyi ve her an dengede tutmayı gerektirir.
Delil (Su Döngüsü): Suyun buharlaşıp göğe çıkması, orada temizlenip yağmur olarak inmesi ve nehirlerle tekrar denize dönmesi… Bu devridaim makinesi hiç durmaz. Şuursuz güneş ve rüzgâr bu döngünün “neden” devam etmesi gerektiğini bilemez.
Netice: Eğer kâinatın çarkları (atomlardan galaksilere kadar) hiç yorulmadan, şaşırmadan ve aksatmadan dönüyorsa; bu çarkları her an taze bir kuvvetle çeviren ve işleten bir Müdebbir-i Hakîm vardır.
2. Tedvir Üzerinden Vahdet (Allah’ın Birliği)
Vahdet (Birlik), kâinatın tek bir merkezden, tek bir kanunla idare edildiğini ispat eder. Kâinattaki bütün döngüler birbiriyle “iç içe geçmiş dişliler” gibidir.
Eğer idareciler birden fazla olsaydı, döngüler birbirini kırardı. Birinin “Gündüz olsun” dediği yerde diğeri “Gece kalsın” deseydi nizam çökerdi.
Delil (Kan ve Oksijen Döngüsü): İnsanın kalbi kanı devrettirirken (Tedvir), akciğerleri dışarıdaki atmosferden oksijen alır. Atmosferdeki oksijeni ise bitkiler (fotosentez döngüsüyle) üretir. Bitkilerin bu üretimi yapması için Güneş’in ısı ve ışık döngüsüne ihtiyaç vardır.
Vahdetin İspatı: Hücredeki kan döngüsünü, atmosferdeki gaz döngüsünü ve uzaydaki güneş döngüsünü birbirine muhtaç ve uyumlu kılan Zât ancak Bir olabilir. Çünkü bu sistemlerin hepsi tek bir “Hayat” amacına hizmet eder. Birini çeviren, hepsini çevirmek zorundadır.
Misaller:
1- Su Döngüsü (Hidrolojik Döngü):
Denizlerden buharlaşan su, bulut olur, yağmur olarak yere düşer, nehirlerle tekrar denize döner. Bu döngü, milyarlarca yıldır kesintisiz devam eder. Bu tedvirdir.
Şuursuz güneş suyu buharlaştırırken “insanlar susuz kalmasın” diye düşünemez. Rüzgâr bulutları sevk ederken “şu tarlanın yağmura ihtiyacı var” diyemez.
Bütün bu parçaların (güneş, deniz, rüzgâr, dağ, nehir) el ele verip milyarlarca yıldır hiç yorulmadan, şaşırmadan ve aksatmadan dönmesi; ancak bu büyük çarkın dizginlerini elinde tutan bir Müdebbir-i Hakîm‘in Tedvir‘i ile mümkündür.
2- Kan Dolaşımı:
Kalp, durmadan kanı pompalar. Kan, vücudu dolaşır, oksijen ve besin taşır, atıkları toplar, tekrar kalbe döner. Bu döngü, ömür boyu sürer. Bu tedvirdir.
Kan, vücudun hem market arabası hem de çöp kamyonudur. Oksijen ve besini en uçtaki hücreye kadar götürürken, oradaki karbondioksit ve atıkları da toplar. Bu çift taraflı lojistik, milyarlarca hücrenin her an kontrol altında tutulduğunu ve ihtiyaçlarının görüldüğünü ispat eder.
Şuursuz et parçası olan kalp, vücudun oksijen ihtiyacını hesaplayıp “hadi hızlı atayım” diyemez. Alyuvarlar, hangi hücreye ne götüreceğini bilemez.
Bütün bu parçaların (kalp, damarlar, akciğerler, böbrekler) el ele verip milyarlarca yıldır, milyarlarca insanda hiç yorulmadan, şaşırmadan ve aksatmadan dönmesi; ancak bu büyük çarkın dizginlerini elinde tutan bir Müdebbir-i Hakîm‘in Tedvir‘i ile mümkündür.
3- Gece-Gündüz Döngüsü:
Dünya, kendi ekseni etrafında döner. Her 24 saatte bir gece ve gündüz birbirini takip eder. Bu döngü, dünyanın yaratıldığı günden beri devam eder. Bu tedvirdir.
Gece ve gündüzün bu devridaimi, sadece bir gökyüzü olayı değil; yeryüzündeki tüm hayatın, ekonominin ve biyolojinin üzerine kurulduğu bir Tedvir (yönetim) çarkıdır.
Eğer Dünya dönmeseydi, bir taraf sürekli yanacak, diğer taraf ise sürekli donacaktı. Hayat imkânsız hale gelirdi. Dünya’nın tam kararında bir hızla döndürülmesi; yeryüzünün her noktasının güneşten nasibini almasını sağlar. Bu, “Gündüzü maişet (çalışma), geceyi ise sükûnet (dinlenme) vakti yapayım” diyen bir Rahmet’in tedviridir.
Dünya eğer daha yavaş dönseydi, gündüzler çok sıcak, geceler çok soğuk olurdu; daha hızlı dönseydi rüzgârlar her şeyi yerle bir ederdi.
Bu hızın, hayatın ritmine bu kadar uygun olması; Dünya’nın serseri bir mayın gibi değil, dizginleri bir Müdebbir-i Hakîm‘in elinde olan bir binek gibi çevrildiğini ilan eder.
Şuursuz toprak ve kaya yığını olan Dünya, kendi kendine “Haydi döneyim de insanlar dinlensin” diyemez. Güneş, “Yeter artık, bugün doğmayacağım” diyemez.
Gece ve gündüz, bir kitabın sayfaları gibi her gün çevriliyorsa; bu sayfaları çeviren, bizi tanıyan ve rızkımızı o sayfaların arasına saklayan bir Sultân-ı Ezelî vardır.
4- Mevsim Döngüsü:
İlkbahar, yaz, sonbahar, kış… Her yıl aynı sırayla gelirler. Bu döngü sayesinde ekim, hasat, dinlenme ve yenilenme olur. Bu tedvirdir. Mevsimlerin bu devridaimi, yeryüzünü dev bir fabrika gibi çalıştıran muazzam bir Tedvir çarkıdır.
Eğer mevsimler karışık gelseydi veya sadece bir mevsimde çakılı kalsaydık, ne ekim yapabilirdik ne de hasat.
Baharın “uyandırma”, yazın “pişirme”, sonbaharın “terhis etme” ve kışın “dinlendirme” vazifesi; yeryüzü sofrasının hiç boş kalmamasını sağlar. Bu, “Rızkınızı belli bir nizamla, vakti vaktine göndereyim” diyen bir Rezzak-ı Hakîm’in tedviridir.
Mevsimlerin oluşması için Dünya’nın yörüngesinde 23.5 derecelik bir eğimle dönmesi gerekir. Bu eğim bir derece fazla veya eksik olsaydı, mevsimler ya çok sert olur ya da hiç oluşmazdı. Dünyayı bu hassas açıyla çeviren el, mevsimleri birer dişli gibi birbirine bağlayan bir Müdebbir‘in elidir.
Her kış bir nevi “ölüm”, her bahar ise bir “haşir” (yeniden diriliş) numunesidir. Milyarlarca bitki ve hayvanın her yıl aynı sırayla ölüp, sonra aynı hatasızlıkla yeniden diriltilmesi; bu döngüyü çeviren Zât’ın, zamanın ve hayatın mutlak hâkimi olduğunu ilan eder.
Şuursuz toprak, kışın ölen tohumu baharda kendi başına uyandıramaz. Güneş, “Yaz geldi, artık meyveleri pişireyim” diye kendi kendine karar veremez.
Mevsimler, bir kitabın sayfaları gibi her yıl şaşırmadan çevriliyorsa; bu sayfaları çeviren, bizi tanıyan ve her mevsimde bize ayrı bir hediye paketi sunan bir Sultân-ı Ezelî vardır.
5- Hücre Döngüsü:
Hücreler bölünür, büyür, yaşlanır, ölür ve yerine yenileri gelir. Bu döngü, vücudun canlı kalmasını sağlar. Bu tedvirdir. Eğer vücut durağan bir yapı olsaydı, kısa sürede yıpranır ve çökerdi. Ancak bu sürekli yenilenme döngüsü, insanı her an taze tutan İlahi bir restorasyon çalışmasıdır.
Vücudumuzda her saniye yaklaşık 50 milyon hücre ölür ve yerine yenisi gelir.
Eski hücrenin görevini tam olarak nerede bırakacağını, yenisinin ise hangi görevle başlayacağını bilmesi; vücudun sahipsiz bir yapı değil, her an kontrol edilen bir “şantiye-i Rabbaniye” olduğunu ispat eder. Bu döngü, hayatın devamı için kurulan muazzam bir devridaimdir.
Şuursuz moleküller ve proteinler, “Vücut yaşlanmasın, hadi bölünüp kendimizi kopyalayalım” diye bir karar alamazlar.
Hücreler bir tesbihin taneleri gibi her an “hayat” ve “ölüm” arasında dönüyorsa; o tesbihi çeviren, her bir hücreyi senin vücuduna uygun şekilde yerleştiren bir Sultân-ı Zülcelâl vardır.