Rahîmane tabiri, Alîmane ve Hakîmane gibi, Risale-i Nur terminolojisinde Allah’ın isimlerinin tecellilerini anlatan çok önemli bir kavramdır. Rahîmane, Allah’ın Rahîm isminin fiillerdeki tecellisini ifade eder.
Rahîmane: Bir işin veya varlığın, ihtiyaçları önceden görüp karşılayan, her canlıya lâyık olduğu nimeti tam vaktinde ve en güzel şekilde veren bir merhametle yapılmasıdır.
Rahîmane “merhamet, şefkat, ihsan, koruma” vurgusu yapar: Yapılan işin içinde bir şefkat eli vardır; zorluklar kolaylıkla, acılar lezzetle, eksiklikler ikramla karşılanmıştır.
Şefkat, Ancak Rahîm’in Eseridir
Şuursuz, kör, acımasız, hesap bilmez bir madde veya tesadüf, şefkat gerektiren hiçbir iş yapamaz. Oysa kâinatın her köşesinde, en zayıfın korunduğu, en muhtacın doyurulduğu, en aciz olana en güzel ikramların sunulduğu bir merhamet tablosu vardır.
Bir bebeğin dudaklarına sütü, bir kuşun gagasına taneyi, bir balığın solungacına oksijeni, bir çiçeğin kalbine rengi, bir gözün içine ışığı koyan Zât, ancak Rahîm’dir.
Rahîmane fiilleri görüp da “Bunu yapan yok, her şey kendi kendine oluyor” demek, bir yemeği görüp “Bu kendi kendine oldu” demek kadar akılsızcadır.
Her Rahîmane fiil, bir Rahîm’in varlığını, her nimet, bir Mün’im’in (nimet verenin) varlığını haykırır. Ve bu haykırış, en sağır kulaklara bile ulaşacak kadar gürdür.
“Usta, kendinde olmayanı eserinde gösteremez.” Maddi sebeplerin (tabiat, tesadüf, gen, içgüdü, hücre) hiçbirinde şefkat diye bir özellik yoktur. Onların kendileri şuursuz, hissiz, mekanik, zorunludur.
Oysa kâinatın her köşesinde, en zayıfın korunduğu, en muhtacın doyurulduğu, en aciz olana en güzel ikramların sunulduğu şefkatli eserler vardır.
Bu eserler, kendilerinde şefkat olmayan sebeplerden gelmiş olamaz. Öyleyse bu eserleri doğrudan yapan, kendisinde sonsuz şefkat bulunan bir fail olmalıdır.
O fail, Rahîm’dir. O Rahîm’dir ki, bir annenin kalbine evladına karşı şefkat koymuş; bir kuşun gagasına yavrusu için tane taşımayı ilham etmiş; bir ağacın dalına meyveyi, o meyvenin içine tatlılığı, o tatlılığın içine bir şefkat ikramını yerleştirmiştir.
Şefkatli her eser, Rahîm bir failin varlığına haykırır. Ve bu haykırış, en sağır kulaklara bile ulaşacak kadar gürdür: “Beni yapan, bana acıyan, beni koruyan, beni rızıklandıran bir Rahîm vardır!”
A) İnsandan Misaller
Anne Sütü (En parlak Rahîmane misali)
Bebek dünyaya gelir gelmez, ne konuşmayı bilir ne de yemek yapmayı. Ama annenin göğsünde, tam bebeğin ihtiyacına göre ayarlanmış, mikropsuz, hazır, ılık, tatlı bir süt vardır.
Bebek acıktığında ağlar; süt hemen gelir. Bebek doyduğunda süt kesilir. Bebeğin böbrekleri zayıftır, sütün içindeki protein oranı buna göre ayarlanmıştır. Bu Rahîmanedir: Ne bebek bunu planlamıştır, ne anne bilinçli olarak ayarlamıştır. Ama ortada muazzam bir merhamet tablosu vardır.
Gözyaşı ve Ağrı Mekanizması
Gözümüze bir toz kaçtığında acır ve göz yaşarır. Ama bu Rahîmane bir sistemdir: Acı, gözü korumak için bir alarmdır; gözyaşı ise hem tozu temizler hem de gözü nemlendirir. Eğer acı olmasaydı, gözümüzü yaralardık; eğer gözyaşı olmasaydı, toz içinde kalırdı. Merhamet, hem alarmı hem de tamir aletini aynı anda vermiştir.
Hapşırma ve Öksürük
Solunum yollarına yabancı bir madde kaçtığında, vücut şiddetle hapşırır veya öksürür. Bu rahatsız edici olabilir ama Rahîmane bir korumadır: Tehlikeyi yok etmek için, daha büyük bir hastalığı (zatürre vb.) engellemek üzere, kısa süreli bir rahatsızlık verilir. Üstelik bu refleksler, bebeklikten itibaren hiç öğretilmeden çalışır.
Unutma Nimeti
İnsan, başına gelen acı olayları, travmaları, utanç verici anları zamanla unutur. Eğer her şey unutulmaz olsaydı, bir ömür boyu acıyla yaşardık. Unutma, Rahîmane bir merhamet tecellisidir: Acıyı silerek yeniden başlama şansı verir.
Uyku ve Yorgunluk
İnsan yorulduğunda uykusu gelir. Uyku, vücudu onarır, beyni dinlendirir, enerji depolar. Eğer yorgunluk olmasaydı, insan kendini tüketene kadar çalışıp ölürdü. Yorgunluk Rahîmane bir durdurma ikazıdır; uyku ise Rahîmane bir onarım istasyonudur.
Acıya Karşı Endorfin (Morfin benzeri madde)
Şiddetli bir yaralanma anında, vücut kendi doğal ağrı kesicisini (endorfin) salgılar. Kişi, bayılmadan veya çıldırmadan acıya dayanır. Bu, cerrahi bir merhamettir: “Seni acıdan koruyacağım ama yaranı da iyileştireceğim.”
Anne Şefkati – Rahîmane’nin En Güçlü Aynası
Bir anne düşünün:
- Çocuğu hastalandığında, gece uykusundan fedakârlık eder, başında bekler.
- Çocuğu acıktığında, kendi yemeğini ona verir.
- Çocuğu korktuğunda, onu kucaklar, “Korkma, ben varım” der.
- Çocuğu büyüdüğünde bile, ona dua eder, onun iyiliğini ister.
Anne, bunları neden yapar? Çocuğundan bir ücret almak için mi? Hayır. Çocuğu ona “Ben sana bakarım” diye söz mü vermişti? Hayır. O çocuk daha dünyaya gelmeden, anne adayının kalbinde bu şefkat hazır olarak yaratılmıştır.
B) Hayvanlardan Misaller
Keseli Hayvanlar
Yavru kanguru, doğduğunda bir fasulye tanesi kadardır, kör, tüysüz ve tamamen savunmasızdır. Ama annesinin kesesinde, meme ucuna kendiliğinden yapışır, orada sıcak, korunaklı ve besinli bir ortam bulur. Bu Rahîmane bir tasarımdır: “Çok zayıfsın, o halde sana özel bir oda, özel bir beslenme yapacağım.”
Yavrusunu Ağzında Taşıyan Kediler
Kedi yavrusunu ensesinden tutar, sallayarak taşır. Bu, yavruya acı vermez; çünkü ense derisi özel olarak sinirsiz ve hissiz yaratılmıştır. Eğer bu olmasaydı, anne yavrusunu taşırken acıdığı için bırakırdı. Bu Rahîmane bir inceliktir: “Taşınman gerek, ama acı çekmeyesin diye boynunu özel yaptım.”
Deniz Kaplumbağalarının Yumurtaları
Anne kaplumbağa, yumurtalarını kumsala gömer ve geri döner. Yavrular çıktığında, onları koruyacak kimse yoktur. Ama Rahîmane bir sistemle: Yavrular gece çıkar (yırtıcılar azdır), hemen denizin ışığını görür (doğru yönü bulur), kumun altından topluca çıkarlar (birbirlerini korurlar). Zayıflıkları, bu içgüdülerle telafi edilmiştir.
Arıların Petekleri ve Bal
Arı, çiçekten aldığı nektarı, kovanında bala dönüştürür. Bal, hem arının hem insanın hem de diğer canlıların ihtiyacına cevap veren mükemmel bir besindir. Antiseptiktir, bozulmaz, enerji verir. Bir arı, bunu “Ben insanlara merhamet edeyim” diye yapmaz. Ama Rahîmane tecelli şudur: “Sana faydası olacak bir şeyi, şuursuz bir arının elinde, en güzel şekilde hazırlattım.”
C) Bitkilerden Misaller
Meyvelerin Kabukları
Bir portakalın kabuğu kalın, acı ve yağlıdır. Dışarıdan gelen böceklere, mikroplara, darbelere karşı korur. Ama içindeki etli kısım tatlı, sulu, yumuşak ve lezzetlidir. Bu Rahîmane bir ambalajdır: “Zararlı şeyler dışarıda kalsın; faydalı olan kısım kusursuz ulaşsın.” Muz, hindistan cevizi, ceviz… Her meyve, kendine özel, merhametle tasarlanmış bir kılıf taşır.
Dikenler ve Güller
Gülün dikeni, onu otobur hayvanlardan korur. Ama gülün kendisi o kadar güzel kokulu ve görkemlidir ki, dikenler onu sevmeye engel olmaz. Hatta dikenler, gülü daha değerli yapar. Bu Rahîmane bir denge: “Korunman gerek, ama çirkinleşmeyesin; dikenleri vereyim ama yanında bir güzellik, bir koku da vereyim.”
Tohumların Bekleme Süresi
Bir tohum, kışın ortasında çimlenmez. Tam ilkbaharda, sıcaklık ve nem uygun olunca çimlenir. Eğer kışın çimlenmiş olsaydı, donardı. Tohumun içinde, “hangi mevsimde uyanacağını” bilen bir sistem vardır. Bu Rahîmane bir korumadır: “Şimdi çıkarsan ölürsün, bekle. Zamanı gelince sana haber vereceğim.”
Bitkilerin Zehirli ve Faydalı Olanları
Bazı bitkiler zehirlidir, bazıları şifalıdır. Zehirli olanlar, hayvanlar tarafından yenmesin diye acı veya tahriş edicidir. Ama aynı bitkinin içinde, insanın ihtiyacı olan bir molekül (aspirin, kinin, morfin) olabilir. Bu Rahîmane bir çift yönlü merhamettir: “Kendini koru ama ihtiyacı olana da deva ol.”
D) Alemden (Kâinat) Misaller
Dünya’nın Atmosferi
Dünya’nın etrafında bir gaz tabakası vardır. Güneş’in zararlı morötesi ışınlarını süzer, geceleri sıcaklığın aşırı düşmesini engeller, göktaşlarını yakar. Eğer atmosfer olmasaydı, gündüz kavrulur, gece donar, her an göktaşı yağardı. Bu Rahîmane bir örtüdür: “Sizi yakıcı ışınlardan, soğuktan ve taş yağmurundan koruyorum.”
Suyun Özellikleri
Su, donarken genleşir. Bu, bütün sıvıların tam tersidir. Eğer su donarken büzülseydi, buz suyun dibine çökerdi; göller ve denizler dibinden donarak tüm canlıları öldürürdü. Ama suyun üstü donar, altı sıcak kalır. Bu Rahîmane bir istisnadır: “İçindeki balıkları, bitkileri öldürmeyeyim diye fiziğin kuralını bir noktada değiştirdim.”
Güneşin Uzaklığı
Güneş, Dünya’dan tam 150 milyon km uzaktadır. Biraz daha yakın olsaydı, dünya kavrulur; biraz daha uzak olsaydı, buzul çağı yaşanırdı. Bu mesafe, tam canlılık için hesaplanmış gibidir. Bu Rahîmane bir ayardır: “Ne çok yakınım ki yanasın, ne çok uzağım ki donasın; tam sana göre bir evde oturuyorsun.”
Dünya’nın Eğikliği (Mevsimler)
Dünya’nın ekseni 23.5 derece eğiktir. Bu eğiklik olmasaydı, mevsimler olmazdı; kutuplar hep karanlık, ekvator hep kavurucu olurdu. Mevsimler, hem su döngüsünü, hem tarımı, hem de biyolojik çeşitliliği sağlar. Bu Rahîmane bir eğimdir: “Sıkılmayasın, dinlenesin, ürün alasın diye yılı dört bölüme ayırdım.”
Gece ve Gündüz Döngüsü
Gece, insanın uyuması, dinlenmesi, onarılması içindir. Gündüz, çalışması, görmesi, ısınması içindir. Eğer hep gündüz olsaydı, uyuyamaz, kavrulurduk. Hep gece olsaydı, göremez, donardık. Bu Rahîmane bir döngüdür: “Yorulmana izin vermiyorum; uykunu, çalışmanı, eğlenceni birbirine göre ayarladım.”
Rüzgârlar ve Yağmur
Rüzgâr, bulutları taşır, tohumları yayar, bitkileri tozlaştırır. Yağmur, toprağı canlandırır, nehirleri doldurur. Ama aynı rüzgâr, bazen fırtına olup zarar da verebilir. O zaman bile, Rahîmane bir nizam vardır: Kuraklıktan sonra yağmur, sıcaktan sonra meltem, susuzluktan sonra sel değil, bereket gelir. Dünya’nın su döngüsü, hiçbir canlının yapamayacağı bir merhamet sistemidir.
Netice: Sağır Kulaklara Bile Ulaşan Gür Ses
Aklın sustuğu, kör tesadüfün ve şuursuz maddenin cevapsız kaldığı yerde, vicdanın ve kalbin tasdik ettiği tek hakikat şudur: “Şefkat, ancak Rahîm’in eseridir.” Bir eserde şefkat varsa, o eseri yapanın şefkati olmalıdır.
Tüm bu Rahîmane fiilleri görüp de “Her şey kendi kendine oluyor” demek; bir sofrada en leziz yemekleri görüp “Bu yemekler kendi kendine pişti, buraya geldi” demek kadar akılsızcadır.
Maddi sebepler (tabiat, tesadüf, hücre) şuursuz, hissiz ve mekaniktir. Kendinde olmayanı, eserinde gösteremez. Eğer kâinatın her köşesinde, en muhtacın doyurulduğu, en aciz olana en güzel ikramların sunulduğu şefkatli eserler varsa; bu eserler ancak sonsuz şefkat sahibi bir Rahîm’den gelebilir.
Her Rahîmane fiil, bir Rahîm’in varlığını, her nimet bir Mün’im’in (nimet verenin) varlığını haykırır. Ve bu haykırış, en sağır kulaklara bile ulaşacak kadar gürdür: “Beni yapan, beni koruyan, beni rızıklandıran bir Rahîm vardır!”