Rububiyet nedir?
Rubûbiyet: Varlığı yoktan var etmekle başlayan, onu her an idare eden, terbiye eden, rızık veren, vazifelerini öğreten, kemaline sevk eden ilâhî tasarruftur.
Bu kavram, Allah’ın kâinat üzerinde tek ve mutlak terbiye edici olduğunu ifade eder. Kur’ân, bu hakikati en başta Fâtiha Sûresi’nde ilan eder: “Âlemlerin Rabbi.” Bu ifade, Allah’ın; her şeyi var eden, her an koruyan, besleyen ve kemaline doğru sevk eden tek merci olduğunu açıkça ortaya koyar.
Kur’ân’da “rubûbiyet” kelimesi lafzen geçmese de, Allah’ın Rabb oluşu yüzlerce ayette tekrar edilir; böylece kâinatın sahipsiz değil, her an ilâhî bir terbiye ve idare altında olduğu kesin bir hakikat olarak zihinlere yerleştirilir.
Rubûbiyet çok geniş ve kuşatıcı bir kavramdır. Rubûbiyet, Allah’ın sadece yaratması değil; yarattıklarını her an idare etmesi, beslemesi, sevk etmesi ve terbiye ederek kemaline ulaştırmasıdır.
Tohumun ağaç olması, embriyonun insana dönüşmesi, her canlının rızkının vaktinde yetişmesi; mevsimlerin düzeni, yağmurun inişi, gece ile gündüzün dönüşümü, hayvanların fıtrî sevk ve idareyle yönlendirilmesi ve gezegenlerin şaşmaz bir intizamla hareket etmesi hep Rubûbiyetin canlı ve devam eden tecellileridir.

Risale-i Nur’da Rubûbiyet, “Saltanat-ı Rubûbiyet” ve “Rubûbiyeti Mutlaka” gibi ifadelerle daha derin ve azametli bir çerçevede ele alınır.
Saltanat-ı Rubûbiyet, Allah’ın kâinatın tamamı üzerinde mutlak, kesintisiz ve itiraz kabul etmez bir hâkimiyetle tasarruf etmesidir. Zerreden güneşe kadar her şeyin her an O’nun emri altında bulunması, rubûbiyetin artık haşmetli bir saltanat suretinde tecelli ettiğini gösterir.
Rabbü’l-âlemîn, rubûbiyetini icra ederken hiçbir yardımcıya, aracıya veya ortağa muhtaç değildir. Rububiyeti şeriki olmayan azametli bir saltanat olarak tezahür eder. İlâhî saltanatında zerre kadar ortaklık mümkün değildir.
Rubûbiyeti Mutlaka ise, bu rubûbiyetin sınırsız, kayıtsız ve kuşatıcı oluşunu ifade eder. Yani Allah’ın rubûbiyeti, belli alanlarla sınırlı değildir; her şeyi ihata eden, hiçbir varlığın dışında kalmadığı, her yerde ve her anda tecelli eden bir rubûbiyettir. Hiçbir şey O’nun tasarrufundan kaçamaz; hiçbir hâdise O’nun rubûbiyet dairesinin dışında değildir.