اَللّٰهُمَّ إِنَّ عَفْوَكَ عَنْ ذُنُوبِى وَتَجَاوُزَكَ عَنْ خَطِيئَتِى
Allah’ım, günahlarımı affetmen, hatalarımı görmezden gelmen,
وَسَتْرَكَ عَنْ قَبِيحِ عَمَلِى أَطْمَعَنِى أَنْ أَسْأَلَكَ
Çirkin amellerimi örtmen; Beni senden isteme hususunda ümitlendirdi.
مَا لَا أَسْتَوْجِبُهُ عَلَيْكَ وَمِمَّا قَصَّرْتُ فِيهِ
Beni Sen’den hak etmediğim ve elde edemeyeceğim şeyleri
أَدْعُوكَ اٰمِنًا وَأَسْأَلُكَ مُسْتَأْنِساً اِنَّكَ لَمُحْسِنٌ اِلَىَّ
Güven içinde sana dua ediyorum, ünsiyet içerisinde Sen’den istiyorum, sen bana daima ihsanlarda bulunuyorsun
وَأَنَا الْمُسِىءُ اِلَى نَفْسِى فِيمَا بَيْنِى وَبَيْنَكَ
Ben ise Sen’inle aramdaki hususlarda kendime kötülük ediyorum.
تَتَوَدَّدُ إِلَىَّ بِالنِّعَمِ مَعَ غِنَاكَ عَنِّى
Sen benden müstağniyken nimet vererek bana muhabbetini gösteriyorsun
وَاَتَبَغَّضُ اِلَيْكَ بِالْمَعَاصِى مَعَ فَقْرِى اِلَيْكَ.
Ben ise sana son derece muhtaç olmama rağmen günahlar işleyerek (âdeta) sana buğzumu izhar ediyorum.
فَلَمْ أَرَ مَوْلًا كَرِيمًا أَعْطَفُ مِنْكَ عَلَى عَبْدٍ لَئِيمٍ مِثْلِى
Benim gibi alçak bir kula Sen’den daha lütufkâr davranan kerim bir Mevlâ bilmiyorum.
وَلٰكِنَّ الثِّقَةَ بِكَ حَمَلَتْنِى عَلَى الْجُرْأَةِ عَلَيْكَ
Lâkin sana olan güvenim, beni sana karşı cüretkâr olmaya sevketti.
فَأَسْأَلُكَ بِجُودِكَ وَكَرَمِكَ وَإِحْسَانِكَ وَطَوْلِكَ أَنْ تُصَلِّىَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَاٰلِهِ
Sen’in cömertliğinden, kereminden, ihsanından ve lütfundan; Muhammed’e ve âline salat etmeni istiyorum,
وَأَنْ تَفْتَحَ لِى بَابَ الْفَرَجِ بِطَوْلِكَ وَتَحْبِسَ عَنِّى بَابَ الْهَمِّ بِقُدْرَتِكَ
Bana lütfunla kurtuluş ve selâmet kapısını açmanı istiyorum, kudretinle Hüzün ve keder kapısını bana kapatmanı istiyorum.
وَلَا تَكِلْنِي إِلَى نَفْسِى طَرْفَةَ عَيْنٍ فَأُعْجِزَ
Beni göz açıncaya kadar bile nefsime bırakma ki âciz duruma düşmeyeyim
وَلَا إِلَى النَّاسِ فَاُضِيعَ بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّحِمِينَ
İnsanlara da bırakma ki zayi edilmeyeyim. Rahmetinle ey merhametlilerin en merhametlisi.
(İbşihî, el-Müstatraf, Beyrut, 1986, II, 538)