Vasıf, bir özelliğin görünmesi ve fark edilmesidir. İttisaf ise o özelliğin bizzat zatın kendisine ait olması, onunla kaim olmasıdır. Yani vasıf görünür; ittisaf sahipliktir.
Bir su damlasında güneşin parlaklığı görülür. Bu parlaklık bir vasıftır. Fakat damla, o parlaklıkla muttasıf değildir. Parlaklığı gösterir; ama o parlaklığın sahibi olmaz. Damladaki yansıma, güneşin vasıflarını haber verir; fakat damla, güneşin zatıyla asla ittisaf etmez.
Aynı şekilde kulda görünen ilim, Allah’ın ilminin bir tecellisidir. Kul bilir; fakat Alîm değildir. Bildiği şeyler sınırlıdır, öğrenmeye muhtaçtır ve unutabilir. İlmi kendinden değildir; verilmiştir.
Kulda görünen kudret, Allah’ın kudretinin bir yansımasıdır. Kul yapar; fakat Kadîr değildir. Gücü tükenir, yorulur, acze düşer. Kudret onda kaim değildir; emanet gibidir.
Kulda görünen işitme, Allah’ın Semî‘ isminin tecellisidir. Kul duyar; fakat her şeyi işiten değildir. Sesi mesafeyle, engelle, zamanla sınırlıdır. İşitme vasfı vardır; ama mutlak işitme ile ittisaf yoktur.
Kulda görünen irade, Allah’ın Murîd isminin tecelligâhıdır. Kul tercih eder; fakat mutlak irade sahibi değildir. İradesi şartlara bağlıdır, çoğu zaman engellenir ve her istediğini yapamaz.
Kulda görünen görme, Allah’ın Basîr isminin tecellisidir. Kul görür; fakat Basîr değildir. Karanlıkta göremez, perdeyle kapanır, yanılır. Görme vardır; ama sınırsız değildir.
Bu fark anlaşılmadığında, vasıfla ittisaf birbirine karıştırılır. Oysa mizan açıktır: Kulda görünen şeyler vasıftır, ama o vasıflarla bizzat muttasıf değildir. Kendi istifadına ve kametine göre göre o tecelliler aynasında gözükür. Ama onların sahibi değildir.
- Ayna parlaklık gösterir; ama güneş değildir.
- Mikrofon ses verir; ama konuşan değildir.
- Lamba ışık saçar; ama ışığın kaynağı değildir.
- Hoparlör sesi yükseltir; ama kelime ondan doğmaz.
- Prizma renkleri gösterir; ama renkleri icat etmez.
- Pencere manzarayı açar; ama manzaranın sahibi değildir.
Aynı şekilde kulda görünen ilim, kudret, işitme ve irade; hepsi gösterilen vasıflardır. Hiçbiri kulun zatına ait değildir. Kul, bu vasıflarla muttasıf değil, sadece onlara mazhardır.
İşte tevhidin hassas mizanı buradadır: Vasıf görünen sıfatlardır; ittisaf sahipliktir.
Vasıfla ittisaf karıştırıldığında en büyük hatalar başlar. Gösteren, yapan zannedilir. Mazhar masdar sanılır, ma’kes menba zannedilir. Tecelli, zatın yerine geçirilir. Ayna güneş olur sanılır.
Hâlbuki mizan açıktır: Mazhar gösterir; masdar üretir. Ma’kes yansıtır; menba verir. Vasıf görünür; ittisaf o vasıfların hakiki sahipliğidir. Bu ölçü korunduğunda, tefekkür insanı hakikate götürür ve ibadet olur. Bu ölçü kaybolduğunda ise insan fark etmeden hakikati yanlış yere koyar.