İbda’ ve İnşa
İbda’, hiçten icattır. Yani bir varlığa, hiçbir madde, sebep, kanun ve örnek ve misal yokken doğrudan vücut verilmesidir. Bu yaratılışta sadece varlığın kendisi değil; ona lâzım olan bütün esaslar, ölçüler, özellikler ve mahiyetler de yoktan yaratılır. İbda’da ne hazır bir unsur vardır ne de önceden var olan bir altyapı. Varlık, sırf ilâhî ilim ve kudretle “hiç”ten “var” edilir.
İnşa ise, eşyanın daha önce yaratılmış olan unsurlardan, yani mevcut element ve atomlardan toplanmak suretiyle icad edilmesidir. Bu yaratılışta madde vardır; fakat o maddelerin hangi ölçüyle, hangi tertip ve hikmetle bir araya getirileceğini belirleyen yine ilâhî irade ve kudrettir. İnşa, yoktan değil; mevcut olan atomlardan terkip ederek yaratmadır.
İbda’ kendi içinde ikiye ayrılır.
Birincisi ibda’-i mutlak (yahut ibda’-i mahz ve küllî)dir. Bu, tamamen yoktan ve hiçten icad etmektir. Ne madde vardır, ne kanun, ne de misal… Varlık âleminin başlangıcı bu tarz bir ibda’ ile olmuştur.
İkincisi ise ibda’-i cüz’îdir. Bu, maddesi mevcut olmakla beraber; sureti, mahiyeti, hususiyeti ve vasıfları ilk defa verilen yaratılıştır. Aynı unsurlar kullanılsa bile ortaya çıkan şekil, mahiyet ve kimlik tamamen yenidir.
İşte kâinatta gördüğümüz yaratılış, bu üç hakikatin—ibda’-i mahz, inşa ve ibda’-i cüz’înin—birlikte ve hikmetli bir düzen içinde işlemesiyle gerçekleşmektedir. Şunu ifade edelim ki Kudret-i İlahiyye noktasında “İbda” ve “İnşa”nın farkı yoktur. Çünkü Kudret nihayetsizdir. Rabbimizin yaratmadaki hikmeti ve iradesi bu şekilde tecelli etmiştir. Şimdi ibda’-i mahz, inşa ve ibda’-i cüz’î yi aşağıdaki misallerle anlamaya çalışalım.

1. Kâinat
Kâinatın bütünü, başlangıçta ibda’-i mahz ile yaratılmıştır. Ortada ne atom, ne boşluk, ne kanun varken; semavat ve arz yoktan emri kün ile vücut bulmuştur. Bu safhada inşa ve ibda’-i cüz’î yoktur. Daha sonra mevcut atomlardan inşa ile yaratılış devam etmiş ve kainatın her bir farklı halindeki eşsiz yaratılışında ibda-i cüz-i tecelli etmiştir.
2. Atomlar
Atomlar da ibda’-i mahz ile yaratılmıştır. Çünkü atom, kâinatın temel taşıdır. Atom yokken, ondan yapılacak hiçbir şey de yoktur. Ancak bu ilk yaratılıştan sonra artık yeni atomlar yoktan yaratılmamakta; mevcut atomlar kullanılmaktadır.
3. Dünya
Yer küresi, ilk defa yaratılırken ibda’-i mahz ile vücut bulmuştur. Fakat daha sonra dünya, mevcut atomların düzenlenmesiyle şekillendirilmiştir. Kıtaların, dağların, denizlerin oluşumu inşa ile gerçekleşmiştir. Dünyanın farklı coğrafyaları, iklimleri ve yapıları her an değişen halleri ise ibda’-i cüz’înin tezahürüdür.
4. İnsan Nev’i ve Fertleri
İlk insan olan Hz. Adem ibda’-i mahz ile yaratılmıştır. Ancak bugün dünyaya gelen her insan, anne ve babadan, yani mevcut maddelerden inşa yoluyla yaratılır. Buna rağmen her insanın yüzü, sesi, mizacı, parmak izi ve ruhî yapısı ibda’-i cüz’îdir. Aynı maddeler kullanıldığı hâlde, her fert eşsizdir.
5. Ağaç
Ağaç nev’inin ilk yaratılışı ibda’-i mahzdir. Bugün gördüğümüz her ağaç ise tohumdan, topraktan, sudan ve ışıktan inşa edilir. Fakat her ağacın dal yapısı, meyvesi, rengi ve şekli ibda’-i cüz’î ile farklılaştırılır.
6. Balık
Balık türlerinin ilk yaratılışı ibda’-i mahzdir. Denizlerdeki her balık ise mevcut maddelerle inşa edilir. Ancak pullarının rengi, desenleri, büyüklüğü ve hareket tarzı ibda’-i cüz’înin açık bir göstergesidir.
7. Kuş
Kuş nev’ileri ilk defa ibda’-i mahz ile yaratılmıştır. Günümüzde her kuş yumurtadan inşa yoluyla yaratılır. Kanat yapısı, tüy dizilimi ve ötüşü ise ibda’-i cüz’î ile her birine hususî olarak verilmiştir.
8. Canlılar ve Sürekli Yaratılış
Bütün canlı türlerinin ilk modelleri ibda’-i mahzdir. Fertlerin bedenleri inşa ile vücut bulur. Her ferdin şahsî kimliği, siması ve mahiyeti ise ibda’-i cüz’î ile her an yeniden yazılmaktadır.
Sonuç
Kâinatta yaratma bitmiş değildir. Sadece ibda’-i mahz safhası tamamlanmıştır. Buna karşılık inşa ve ibda’-i cüz’î, her an ve her yerde devam etmektedir. Böylece kâinatta hem suret hem mahiyette bitmeyen yeniden bir yaratılış sergilenmektedir.
Nev’ilerin ilk türler ibda’-i mahz ile, O nevin fertleri inşa ile, o fertlerin şahsiyet ve mahiyetleri ise ibda’-i cüz’î ile yaratılmaktadır.
Kâinat Bir Kitap Gibi Yazılıyor
Bu meseleyi anlamak için bir örnek düşünelim:
Bilgili ve işinin ehli bir yazarın, çok kapsamlı bir kitap yazacağını hayal edelim. Bu yazar, önce yazmaya karar verir. Sonra kafasında kitabın tamamını planlar: Hangi bölüm nerede olacak, hangi konu nasıl anlatılacak, hangi cümle nereye gelecek… Her şey daha yazılmadan zihninde hazırdır.
Ardından kalemine, kitabın tamamını yazacak kadar mürekkep doldurur ve yazmaya başlar.
Şimdi bu yazara biri çıkıp dese ki: “Niye her sayfa için ayrı mürekkep doldurmadın? Baştan hepsini hazırlaman yanlış!” Bu söz ne kadar anlamsız olur değil mi?
Tam tersine, mürekkebin baştan hazırlanması, yazarın bilgisini, planını ve hâkimiyetini gösterir. Kitabın tamamı daha yazılmadan önce onun zihninde vardır. Her harf, her kelime bir plana göre yazılır.
İşte kâinat da buna benzer.
Atomlar Mürekkep Gibidir
Allah, kâinat kitabını yaratmayı irade etti. Bu kitap için gereken “mürekkep” hükmündeki atomları baştan yarattı. Atomlar, rastgele dolaşan başıboş parçalar değildir. Her biri, ilâhî ilimde belirlenmiş plana göre hareket eder. Kâinat satır satır yazılırken, atomlar bu kitabın mürekkebi gibi kullanılır.
Aynı Maddeler, Bambaşka Sonuçlar
Şimdi etrafımıza bakalım: Aynı toprak, aynı su, aynı hava, aynı güneş… Ama sonuçlar bambaşka: Bir toprakta elma çıkar, yanında gül biter, biraz ileride çimen olur. Hepsi aynı maddelerle beslenir ama hiçbiri diğerine benzemez.
Aynı şey hayvanlar için de geçerli: Balık suda yaşar, kuş uçar, insan düşünür. Atomlar aynı atomlar; ama ortaya çıkan hayatlar tamamen farklıdır. Bu farklar atomların içinde yoktur. Atomda renk yok, tat yok, koku yok, karakter yok. Demek ki bu özellikler sonradan ekleniyor. İşte bu ekleme işi **ibda’**dır.
Her An Küçük Bir Bahar Yaşanıyor
Bahar geldiğinde milyonlarca çiçek aynı anda açar. Her biri ayrı renk, ayrı desen… Hiçbiri karışmaz, karıştırılmaz. Aslında sadece bahar değil; her an, küçük bir bahar yaşanıyor. Her doğan insan, her açan çiçek, her uçan kuş yeni bir yaratılıştır.
Peki Atomlar Her Seferinde Yeniden Mi Yaratılıyor?
Hayır. Eğer her an yeni atomlar yoktan yaratılıyor olsaydı, dünya gittikçe ağırlaşırdı. Kâinattaki denge bozulurdu. Hayat devam edemezdi.
Bu yüzden atomlar sabit tutulur. Ama o atomlara her an yeni görevler, yeni şekiller, yeni anlamlar verilir. Bu da bize şunu gösterir:
- Atomlar aynı kalıyor denge korunuyor.
- Şekiller değişiyor ibda’ devam ediyor.