“İnkılâb-ı hakaik muhaldir” demek: “Hakikatlerin (gerçeklerin) özünün değişmesi imkânsızdır” demektir. Kelime kelime incelediğimizde:
- İnkılâb: Bir halden başka bir hale dönüşme, kökten değişme.
- Hakaik: Hakikatler, gerçekler, bir şeyin ne ise o olması.
- Muhaldir: İmkânsızdır, aklen kabul edilemez.
Yani bu cümle; “Hakikatlerin birbirine dönüşmesi imkânsızdır” anlamına gelir. Bu kaide, varlıkların temel mahiyetlerinin (özlerinin) değişmeyeceğini ifade eder.
Yani bir şey ne ise odur; mahiyeti başka bir şeye dönüşemez. Görünüş değişebilir ama hakikat değişmez. Yani bir varlığın özü değişmez; sadece şekli, rengi, özellikleri değişebilir. Bu kurala göre, bir şeyin zıddına veya tamamen başka bir hakikate dönüşmesi aklen mümkün değildir.
Evrimde iki farklı iddia vardır:
1. Tür içi değişim (kabul edilebilir)
Meselâ köpeklerin farklı ırklara ayrılması veya insanların ten renginin değişmesi gibi durumlar, varlığın özünü değiştirmez; sadece özelliklerinde çeşitlenme meydana getirir. Bu tür değişimler, hakikatin dönüşmesi değil; aynı hakikat içinde farklı görünümlerin ortaya çıkmasıdır.
2. Türler arası dönüşüm safsatası
Evrim, bir balığın zamanla bir sürüngene, bir sürüngenin kuşa dönüştüğünü iddia eder. “İnkılâb-ı Hakaik Muhaldir” prensibine göre; bir canlının genetik ve fıtri kodları (hakikati) ne ise, o daima o hakikatin sınırları içinde kalır.
Meselâ “maymun → insan” veya “sürüngen → kuş” gibi iddialar, bir varlığın başka bir varlığa dönüştüğünü ileri sürer. Bu iddia, bir türün kendi hakikatini kaybedip bambaşka bir hakikate dönüşmesini gerektirir; yani mahiyetin tamamen değiştiğini söyler. Hâlbuki bu, kaideye göre muhaldir. Zira bir şey gelişebilir, farklılaşabilir; fakat özünü bırakıp başka bir varlık hâline gelemez.
Misal: Bir demir parçasını ne kadar işlerseniz işleyin, ne kadar parlatırsanız parlatın; o demirdir. Altın olması için atomik yapısının (hakikatinin) değişmesi gerekir ki bu, dış müdahale olmadan kendi kendine bir “tekâmül” ile mümkün değildir.
Maymun ve insan arasındaki fark sadece biyolojik bir “derece” farkı değil, bir “mahiyet” farkıdır.
İnsan Hakikati: Külli akıl, konuşma (nutuk), sanat, adalet duygusu, ebediyet arzusu ve şuur demektir.
Hayvan Hakikati: Cüzi ihtiyaçlar, sevk-i ilahi (içgüdü) ve hayati fonksiyonlarla sınırlıdır.
Buradaki “inkılâb” şudur: Maddi ve sınırlı olan bir yapıdan (hayvani hakikat), manevi ve sınırsız özelliklere sahip bir yapının (insani hakikat) çıkması. Bu, bir bakırın kendi kendine düşünmeye başlaması kadar büyük bir mahiyet sıçramasıdır. Altın bakırın “tekâmül etmiş” hali değildir, altın ayrı bir elementtir, bakır ayrı.
Kimyasal tepkimelerde maddeler değişebilir ama elementlerin çekirdek kimliği (atom numarası) değişmez. Misal: Hidrojen ve Oksijen birleşip “Su” olur. Burada hidrojen hidrojenliğini, oksijen de oksijenliğini korur (terkip). Ama hidrojenin atom yapısı değişip “Altın” hakikatine dönüşmez.
Evrimcilerin iddiası, sanki bir yazı fontunun (mesela Times New Roman) zamanla kendi kendine bir resme veya bir melodiye dönüşmesi gibidir. Oysa fontun hakikati “şekil”dir, melodinin hakikati ise “ses”. Birinin diğerine dönüşmesi (inkılâbı), her iki hakikatin de inkârı demektir.
Misalle Netleştirelim
1. Kedi → Köpek olur mu?
Bir kedi ne kadar değişirse değişsin, köpek olmaz. Çünkü “kedi hakikati” ile “köpek hakikati” farklıdır.
2. Buğday → Arpa olur mu?
Tohum değişse bile tür değişmez. Buğdaydan arpa çıkmaz.
3. İnsan → Başka Tür olur mu?
İnsan, insan olarak kalır. Boyu değişir, rengi değişir ama insanlığı değişmez.
Evrim iddiası şunu söylüyor: Türler birbirine dönüşebilir. Ama bu, şunu gerektirir: Hakikatler değişebilir. İşte burada kaide devreye girer: “İnkılâb-ı hakaik muhaldir.”
Değişim vardır ama mahiyet değişimi yoktur. Çeşitlenme vardır ama tür dönüşümü yoktur. Gelişim vardır ama hakikat dönüşmez.
Akıl ve Şuurun Maddeden Çıkması
Materyalist evrim anlayışı, cansız ve şuursuz atomların bir araya gelerek “canlılık” ve “akıl” gibi bambaşka hakikatleri doğurduğunu savunur.
Misal: Odun, odunluk hakikatine sahiptir. Odunları üst üste koyduğunuzda bir kulübe yapabilirsiniz (terkip), ama odunların birleşip “hissetmeye” veya “düşünmeye” başlaması, odun hakikatinden şuur hakikatine bir inkılâptır. Bu, “yoktan bir mahiyet var etmek” gibidir ve bu kaideye göre muhaldir.
Sebeplerin Sınırı
Bir tohumun ağaç olması bir “inkılâp” değil, “istidatların inkişafıdır” (potansiyelin açığa çıkmasıdır). Yani tohumun içinde zaten ağacın programı (hakikati) vardır. Ancak bir elma çekirdeğinden armut çıkması, hakikatin değişmesidir.
Misal: Bir bilgisayar yazılımı (kod), ne kadar güncellenirse güncellensin kendi kod yapısı dışına çıkıp bir “fiziksel maddeye” dönüşemez. Yazılımın hakikati ile maddenin hakikati farklıdır.
Bu kaide, eşyanın sabitliğini savunarak kâinattaki düzenin ve bilimin temelini oluşturur. Eğer hakikatler sürekli birbirine dönüşseydi (örneğin su her an ateşe dönüşebilseydi), evrende hiçbir kanun ve belirlilik kalmazdı.
Kâinat Bir Kitap, Zerreler Mürekkep
Şu kâinattaki bütün zerreler, elementler ve bunlardan meydana gelen her bir varlık; başıboş değil, tamamen Cenâb-ı Hakk’ın ilmi, iradesi ve kudreti altındadır.
Hiçbir zerre kendi başına hareket edemez, dilediği şekilde bir vücutta bulunamaz. Nasıl ki gezegenler belirlenmiş yörüngelerinden çıkamazsa, zerreler de İlâhî iradenin dışına çıkamaz.
Bütün zerreler, adeta kudret kaleminin mürekkebi gibidir. Nasıl bir kâtip: Aynı mürekkep ile farklı kelimeler yazar ama bir kelimeyi bozup başka kelime yapmaz.
Cenâb-ı Hak da: Aynı zerrelerle farklı varlıkları yaratır ama bir türü bozup başka türe dönüştürmez. “Maymun” kelimesini değiştirip “insan” yapmak diye bir şey yoktur. Her biri baştan ayrı yazılmıştır.
Malûmdur ki her kelimenin mahiyeti ayrıdır. Bir kâtip hangi kelimeyi yazmak isterse, mürekkebi o kelime için kullanır; yoksa bir kelimenin mahiyetini bozup başka bir kelimeye dönüştürmez.
Aynı mürekkeple, aynı harflerle istediği kelimeyi yazar, istediği cümleyi kurar ve farklı ilimlere ait eserler ortaya koyar. Fakat hiçbir kimse çıkıp da “Bu kelime, başka bir kelimenin değişmesiyle oluştu” diyemez.
Nitekim bir kâtibin, “maymun” kelimesini bozup “insan” kelimesini yazdığı asla düşünülemez. Çünkü her kelime baştan, kendi mahiyetiyle yazılır.
Evrim İddiasının Hatası
“İnsan maymundan geldi” diyenler, şu hakikati görememektedir: Zerreler başıboş değildir. İlâhî ilim ve irade ile hareket eder. Bu hakikati kabul etmeyenler, varlıkların birbirinden türediğini zannetmişlerdir.
Oysa gerçek şudur: Zerreler rastgele değil, bir Âlim’in ilmiyle, bir Mürîd’in iradesiyle, bir Kadîr’in kudretiyle hareket eder. Aynı mürekkep kullanılır ama kelimeler birbirine dönüşmez. Zerreler aynıdır ama varlıklar ayrı ayrı yaratılır.