Neml Suresi 18. ayette karınca şöyle der:
حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkında olmadan sizi kırmasın.”
Burada kullanılan يَحْطِمَنَّكُمْ kelimesi, حطم kökünden gelir; bu kök “kırmak, parçalamak, küçük parçalara ayırmak” manasına gelir. Arapça lügatinde de bu kökün “parça parça kırılmak” manası özellikle zikredilir.
Dikkat: “Ezmesin” demiyor. “Çiğnemesin” demiyor. “Öldürmesin” demiyor.
“Yahtîmennekum” diyor: Kırıp parçalamasın, parça parça etmesin.
Peki bu ne demek? Bu, 1400 yıl önce çölde inen bir kitabın, henüz kimsenin böcek anatomisini bilmediği bir çağda, karıncanın beden yapısına tıpkı bir biyolog hassasiyetiyle en doğru fiili seçmesi demektir.
Kur’an karıncalar için neden ezilme demedi?
Karıncanın Yapısına Tam Uygun Lafız
Kur’an burada sıradan bir “ezilme” kelimesi kullanmamış; karıncanın beden yapısına uygun olarak “kırılma/parçalanma” manasındaki kelimeyi seçmiştir. Çünkü karıncalar omurgalı canlılar gibi iç iskelete sahip değildir; dışlarında sert bir dış iskelet/kutikula bulunur. Böceklerin dış iskeleti kitin ve protein yapılıdır; bazı kısımları sertleşmiş tabakalar hâlindedir.
İşte Allah’ın kitabı Kur’an’ın kullandığı “h-t-m” (حطم) kökü tam olarak bunu anlatır: Parçalamak, kırıp ufalamak, şiddetle ve çatırdatarak dağıtmak.
Bu ayet indiğinde, dünya üzerinde hiç kimse böceklerin dış iskelet sistemini bilmiyordu. Mikroskop yoktu, entomoloji (böcek bilimi) diye bir şey yoktu. İnsanlar bir karıncayı çiğnediklerinde “ezildi” derdi. Ama Kur’an “kırıldı” dedi.

Bu, ilmi olarak tam isabet, lügavî olarak tam yerinde, bedensel olarak tam gerçek bir kelime seçimidir. Arapça’da onlarca “öldürmek, ezmek, yok etmek” anlamında kelime varken, sadece bir tanesi karıncanın anatomisine uyuyor ve Kur’an onu seçiyor.
Çölde nazil olan bir kitap, karıncanın dış iskeletli yapısına tam uygun düşen “kırılma/parçalanma” kelimesini seçiyorsa, bu bize şunu düşündürür: Bu kelam, mahlûkatı dışından değil içinden bilen, her canlıyı yaratan ve her kelimeyi hikmetle yerleştiren Allah’ın kelamıdır.
Neml Suresi 18. ayetteki bir kelime, milyonlarca kelime arasında parlayan bir mucizedir. Ve o kelime bize şunu haykırır: “İşte ben, karıncayı yaratanın, göğü ve yeri yaratanın, her şeyi bilen ve her şeye gücü yetenin KİTABIYIM.”