Close Menu
Nur Divanı
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Soru- Cevap
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

Kur’ân, münafıkları neden isim isim ifşa etmez?

Nisan 19, 2026

Kalp nedir?

Nisan 19, 2026

Hidayet-i İlahî, bir burak olup mü’minlere gönderilmiştir.

Nisan 19, 2026
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Nur Divanı
Facebook X (Twitter) Instagram
Pazartesi, Nisan 20
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Soru- Cevap
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Nur Divanı
Ana Sayfa»Sorular- Cevaplar
Sorular- CevaplarKur'an'dan İnciler

Allah zulmetmeye kadir midir?

0
By Nur Divanı on Nisan 17, 2026 Sorular- Cevaplar, Kur'an'dan İnciler

اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍۚ وَاِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ اَجْرًا عَظ۪يمًا

“Şüphesiz ki Allah, zerre kadar haksızlık etmez. (O zerre miktarı şey) bir iyilik olursa, onu(n sevabını) kat kat artırır. Kendi katından pek büyük bir mükâfat verir” (Nisa, 40).

Zerre Kavramı ve Allah’ın Mutlak Adaleti

Ayetin ilk kısmında geçen “zerre” ifadesi, insanın anlayabileceği en küçük şeyi temsil eder.

Alimlere göre zerre, küçük kırmızı karınca demektir. İbn Abbas´tan rivayet edildiğine göre o, elini toprağa sokup çıkarttı, sonra da eline üfleyip şöyle dedi: “İşte şu uçuşan tozların her biri zerredir.”
Bu âyetten murad şudur: “Allah Teâlâ, az ya da çok kesinlikle zulmetmez.” Bu ayet, Allah’ın adaletinin mutlak ve kusursuz olduğunu ilan eder.

“Zerre” ifadesi, Arapçada en küçük şeyi anlatmak için kullanılır. Allah’ın adaletinin hassasiyetini vurgulamaktır. Eğer Allah en küçüğünde bile haksızlık yapmıyorsa, daha büyüğünde hayli hayli yapmaz.

Şimdi bu ayeti, Fahreddin er-Râzî’nin Tefsîr-i Kebîr (Mefâtîhu’l-Gayb) adlı eserinde yer alan izahlar çerçevesinde tahlil edelim.

Zulmü yaratmak zulüm müdür?

Mu’tezile’nin Görüşü: Bu âyet, Cenâb-ı Hakk’ın kulların fiillerinin yaratıcısı olmadığını göstermektedir. Çünkü insanların birbirlerine yaptıkları zulümler de birer fiildir. Eğer bu fiillerin yaratıcısı Allah olsaydı, o takdirde –hâşâ– zulmün mucidi Allah olurdu ve bu da O’nu zâlim kılardı. O hâlde böyle bir neticeyi kabul etmemek için denilmelidir ki: Kul, kendi fiilinin yaratıcısıdır.

Fahruddin Er-Râzî’nin Cevabı: Allah’ın bir fiili yaratması, o fiilin zulüm olduğu anlamına gelmez. Râzî (Ehl-i Sünnet adına), Mu’tezile’nin bu mantığını aşağıda zikredilenlerle çürütür.

1- İlim, sıfatı zorlayıcı değildir;

Allah’ın bir şeyi ezelden bilmesi ve yaratması, O’nun adaletine engel değildir.

Allah ezelî ilmiyle her şeyi, kulların zulmünü de bilir. İlim, sıfatı zorlayıcı değildir; Allah’ın zulmü bilmesi, O’nun o zulmü yapması veya onaylaması değildir.

“Bir öğretmenin, öğrencisinin sınavda hata yapacağını önceden bilmesi, öğrenciyi o hataya zorlamaz. İlim, olanı olduğu gibi görür; olana yön vermez. Allah’ın ezelî ilmi bir ‘kayıt’tır, ‘baskı’ değildir. Zulmü yaratan O’nun kudretidir (elektrik gibi), ama o zulmü seçen ve düğmeye basan kulun iradesidir.”

2- Hâlık (Yaratıcı) Olmak, Zalim Olmayı Gerektirmez.

Allah bir kulun zulmünü yarattığında, bu O’nun mülkünde yaptığı bir tasarruftur ve tanım gereği zulüm değildir. Kul ise bu fiili “kesb” eder (kazanır, üstlenir), yani fiil kula aittir ama varlığını Allah’tan alır.

Bir askerin elinde son teknoloji bir tüfek ve içinde patlamaya hazır barut (Allah’ın mutlak kudreti) olduğunu düşünün. Tüfeği icat eden, merminin içine o patlayıcı gücü koyan devlet veya fabrikadır.

Asker o silahı ya vatanı savunmak için kullanır ya da masum birine doğrultur. (Kesb/İrade)

Masum biri vurulduğunda kimse fabrikayı veya devleti “zalim” ilan etmez. Çünkü fabrika “gücü” vermiş, asker ise o gücün “yönünü” (zulmü) seçmiştir.

3- Nedenler ve Sonuçlar İlkesi

Zulüm, kendi başına var olan bir “şey” değil, bir sonuçtur. Râzî’ye göre bu sonucu doğuran yalnızca iki sebep olabilir:

  • Cehalet: Kişi yaptığı işin sonunun nereye varacağını, kime zarar vereceğini veya bunun “çirkin” olduğunu bilmez.
  • Muhtaçlık (İhtiyaç): Kişi, kendisinde olmayan bir şeyi elde etmek veya bir zararı defetmek için başkasının sınırına tecavüz eder.

Fakat Allah Teâlâ hakkında bu iki sebep de kesinlikle düşünülemez. Çünkü O, mutlak ilim sahibidir (Alîm); hiçbir şeyi eksik veya yanlış bilmez. Aynı şekilde mutlak zengindir (Ganiyy, Samed); hiçbir şeye muhtaç değildir, hiçbir eksikliği yoktur. Cehalet ve ihtiyaç ortadan kalkınca, bu ikisinden doğacak olan zulüm de ortadan kalkar. Bilakis zulüm, O’nun zatına zıt ve imkânsız olduğu için meydana gelmez. Yani Allah’ın zulmetmemesi bir “zorunluluktan” değil, O’nun Mutlak Kemalinden gelen bir gerekliliktir.

4- Mülk O’nundur: Hakikatte Zulüm İmkansızdır.

Zulmün tanımı: “Başkasının mülkünde, sahibinin izni olmadan tasarruf etmektir.”

  • Kainatta “başkasının mülkü” diye bir alan yoktur.
  • Her şey (mülk, hayat, zaman, mekan) Allah’ın mülkü olduğuna göre, O’nun mülkünde yaptığı her tasarruf “Malik’in kendi mülkündeki tasarrufu”dur.
  • Dolayısıyla Allah ne yaparsa yapsın, tanım gereği bu “zulüm” kategorisine giremez.

Başkasının malına dokunursanız zulüm olur. Alemde Allah’ın mülkü olmayan tek bir atom bile yoktur. الْمَالِكُ يَتَصَرَّفُ فِي مُلْكِهِ كَيْفَ يَشَاءُ Malik, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.” Kendi mülkünde dilediği gibi tasarruf eden birine “zalim” denemez.

Eş’arî’nin “Bütün müminleri cehenneme atsa da zulmetmiş olmazdı” sözü mutlak doğrudur. Bu, Allah’ın böyle yapacağı anlamına gelmez (çünkü rahmeti vaat etmiştir), sadece O’nun üzerindeki mutlak mülkiyet yetkisini ilan eder.

Allah Zulmetmeye Kadir midir?

Mu‘tezile şöyle demiştir: Allah Teâlâ zulme kâdirdir; yani isterse zulmedebilir. Fakat O, kullarına ihsan ve lütufta bulunmak istediği için zulmetmez. Yani zulmü terk etmesi, acizlikten değil; bilakis bir tercih, bir iyilik ve bir ihsan olarak değerlendirilir.

Ehl-i Sünnet ise bu görüşü kabul etmez ve şöyle cevap verir: Allah Teâlâ’yı “zulme kâdir” olmakla vasıflandırmak doğru değildir. Çünkü zulüm bir noksanlıktır. Noksanlık ise Allah hakkında düşünülemez.

Mu’tezile der ki: “Allah zulmü terk ettiği için övülüyorsa, demek ki onu yapmaya gücü yetmektedir ama yapmamaktadır.”

Yatalak bir adam “hırsızlık yapmıyor” diye övülmez, çünkü zaten yapamaz. Eğer Allah “zulmetmez” diye övülüyorsa, Mu’tezile’ye göre Allah zulmetmeye kâdirdir ama adaleti gereği bunu seçmez.

Râzî’nin İtirazı: “Eksiklikten Uzak Olmak Övgüdür”

Râzî diyor ki: Bir varlık, sadece “yapabileceği bir kötülüğü yapmadığı için” övülmez. Bazen bir varlık, doğası gereği bir eksikliği barındırmadığı için de övülür.

Râzî, Mu’tezile’nin “bir şeyi ancak yapabiliyorsan onu terk ettiğin için övülürsün” kuralını iki ayet örneğiyle çürütür:

Uyku Örneği: Allah, Bakara Suresi 255. ayette (Âyetü’l-Kürsî) “O’nu ne bir uyuklama ne de bir uyku tutar” buyurarak kendisini över. Râzî sorar: “Şimdi sizin mantığınıza göre, Allah’ın uyumaya gücü yetmesi mi gerekir?” Tabii ki hayır. Allah uyumaktan münezzehtir (uzaktır) ve bu bir mükemmellik (kemal) sıfatıdır. Uyumak bir acizliktir, Allah bu acizlikten uzak olduğu için övülür.

İdrak (Görülme) Örneği: “Gözler O’nu idrak edemez” (En’am, 103) ayeti bir övgü makamıdır. Râzî, Mu’tezile’ye şunu hatırlatır:

“Siz diyorsunuz ki: ‘Bir varlık ancak yapabileceği bir şeyi yapmazsa övülür. Allah da zulme kâdirdir ama yapmaz, bu yüzden övülür.’ Peki, aynı mantıkla Allah ‘idrak edilememekle’ övülüyor. O zaman sizin mantığınıza göre Allah’ın idrak edilebilir/kuşatılabilir olması gerekirdi. Ama siz zaten Allah’ın idrak edilmesini imkansız görüyorsunuz. Demek ki ‘yapılamayan/imkansız olan’ bir şeyden dolayı da övgü olabiliyormuş!”

Bu “Gözlerin görme yeteneği var da Allah perde çekiyor” demek değildir. Râzî burada Mu’tezile’nin kendi kuralını hatırlatıyor: Eğer Allah görülmediği için kendisini övüyorsa (idrak edilememesiyle azametini vurguluyorsa), bu durum “normalde görülebilir olduğu halde görülmediği” anlamına gelmez. Tam tersine, O’nun Azameti ve Kemali o kadar yüksektir ki, hiçbir yaratılmışın sınırlı görme kapasitesi O’nu kuşatamaz (idrak edemez).

NETİCE:

Mu‘tezile der ki: Zulüm mümkündür; Allah Teâlâ buna kâdirdir. Fakat O, kullarına lütuf ve ihsan olsun diye zulmetmez. Yani gücü yettiği hâlde zulmü terk ettiği için övülür.

Ehl-i Sünnet ise şöyle der: Zulüm Allah hakkında muhaldir, yani imkânsızdır. Çünkü zulüm bir noksanlıktır. Allah ise her türlü noksanlıktan münezzehtir. Bu sebeple Allah, zulmü terk ettiği için değil; zulüm zatına zıt ve imkânsız olduğu için övülür.

Dolayısıyla Allah’a “zulme kâdirdir” demek, Allah’a “noksanlığa kâdirdir” demekle eşdeğerdir ki bu, uluhiyet (ilahlık) makamıyla taban tabana zıttır.

Peki Bu Ayet ve Hadisleri Nasıl Anlamaıyız?

  1. “Kendi Üzerine Yazmak” Bir Zorunluluk mu, Yoksa Bir “Şan” mıdır?

كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَىٰ نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ ۖ

“Rabbiniz, rahmeti kendi üzerine yazdı. En‘âm Suresi 54. Ayet

Bu ayette geçen “ketebe (yazdı)” kelimesi, Allah hakkında bizim kullandığımız anlamda bir zorunluluk ifade etmez. Çünkü Allah’ın üzerinde hüküm koyan, O’nu bağlayan bir merci yoktur. Bu yüzden buradaki “yazdı” ifadesi, mecazî bir üslup ile “kesin olarak murad etti, vaad etti, irade etti” manasına gelir.

Yani ayetin manası şudur: Allah, kendi iradesiyle rahmeti esas aldığını kullarına ilan etmektedir. Bu bir mecburiyet değil, bir ilâhî tercih ve lütuftur. Allah rahmeti kendine zorunlu olduğu için değil; rahmeti zatına layık gördüğü ve onu murad ettiği için böyle buyurmuştur.

Burada çok ince bir nokta vardır: Allah’ın rahmeti “zorunlu” değildir ama “kesindir”. Çünkü Allah vaad ettiğini yapar. Bu da O’nun kemalindendir. Yani bu ifade, bir zorunluluk değil; bir ilâhî güvencedir.

Allah kendi nefsine bir şeyi haram kılar mı? Bu hakikat mi, mecaz mı?

يَا عِبَادِي، إِنِّي حَرَّمْتُ الظُّلْمَ عَلَىٰ نَفْسِي، وَجَعَلْتُهُ بَيْنَكُمْ مُحَرَّمًا، فَلَا تَظَالَمُوا

“Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin.” Sahih-i Müslim, Birr ve Sıla, 55 (Hadis no: 2577)

Bu hadiste geçen “Ben zulmü kendi nefsime haram kıldım” ifadesi, zahiren Allah’ın bir yasağa tâbi olduğu gibi anlaşılabilir. Fakat bu, lafzın yüzeyinde kalan bir okumadır. Çünkü “haram kılmak” insanlar hakkında, üst bir otoritenin koyduğu yasağı ifade eder. Hâlbuki Allah hakkında böyle bir üst otorite düşünmek imkânsızdır. Bu sebeple bu ifadeyi aynen beşerî anlamıyla almak, kelâmî açıdan hataya götürür.

Ehl-i Sünnet’e göre Allah’a dışarıdan hiçbir hüküm yüklenemez. Ne bir şey O’na vacip olur ne de haram kılınır. Çünkü vacip ve haram kavramları, bir otoriteye bağlılık ve zorunluluk ifade eder. Allah ise mutlak hâkimdir; üzerinde hüküm koyan, sınır çizen hiçbir merci yoktur. Dolayısıyla burada geçen “haram kıldım” ifadesi, Allah’ın bir şeye mecbur olduğu anlamına gelmez.

Bu sözün hakikati şudur: Allah Teâlâ zulmü asla yapmayacağını kesin bir şekilde beyan etmektedir. Yani bu ifade bir yasaklanma değil, bir ilan ve tenzihtir. Allah, zulmün kendi zatına yakışmadığını, böyle bir fiilin O’ndan sadır olmasının imkânsız olduğunu kullarına güçlü bir üslupla bildirmektedir. Bu, iradî bir tercih değil sadece; aynı zamanda zatının kemalinden kaynaklanan bir hakikattir.

Ehl-i Sünnet’in Temel İlkesi

Ehl-i Sünnet âlimlerine göre Allah Teâlâ’nın “zulme kâdir” olmakla vasıflandırılması caiz değildir. Çünkü biz “Allah her şeye kâdirdir” derken, bununla her mümkin olana kâdirdir demek isteriz. Yani varlığı mümkün olan, meydana gelmesi aklen tasavvur edilebilen şeylere kudreti taalluk eder. Buna karşılık muhal (imkânsız) olan şeylere kudret taalluk etmez. Bu, kudretin eksikliği değil; bilakis aklın ve hakikatin gereğidir.

Bazı sorular vardır ki, zahiren derin görünse de hakikatte hatalıdır. “Allah kendisi gibi bir ilah yaratabilir mi?”, “Kendisini yok edebilir mi?” veya “Kaldıramayacağı bir taş yaratabilir mi?” gibi sorular bu kabildendir. Bunlar cevap bekleyen sorular değil; baştan yanlış kurgulanmış ifadelerdir. Çünkü bu soruların içinde mantık bozukluğu (tenakuz) vardır. Yaratılmış olan bir varlığın ilah olması zaten imkânsızdır. Aynı şekilde yok olması mümkün olan bir varlık da ilah olamaz. Dolayısıyla bu tür sorular, hakikati araştıran değil; kavramları karıştıran sorulardır.

Aynı şekilde “Allah zulme kâdirdir ama yapmaz” demek de Ehl-i Sünnet’e göre doğru değildir. Zulüm Allah hakkında muhaldir. Zira zulüm bir noksanlıktır; cehalet, ihtiyaç veya başkasının hakkına tecavüz gibi eksikliklerden doğar. Allah ise Alîm’dir, Ganiyy’dir ve mutlak Malik’tir. Bu sıfatlarla birlikte zulmün varlığı düşünülemez.

Ne Öğrendik? (Kısa Kısa)

  • Allah’a dışarıdan hiçbir şey vacip veya haram olmaz.
  • Allah zulmetmez; çünkü zulüm O’nun zatına zıttır.
  • Zulüm; cehalet, ihtiyaç ve başkasının hakkına tecavüzden doğar. Allah Alîm’dir , Ganiyy’dir, Malik’tir. Bu yüzden zulüm Allah hakkında imkânsızdır (muhal).
  • Mu‘tezile: Zulüm mümkündür (Allah buna kâdirdir) fakat yapmaz; yapmadığı için övülür.
  •  Ehl-i Sünnet (Râzî): Zulüm muhaldir (imkânsızdır); bu noksanlıktan mutlak uzak olduğu için övülür.
  • Zulüm bir noksanlıktır, Allah ise noksanlıktan münezzehtir.
  • Allah zulmetmediği için değil zulüm O’nun hakkında imkânsız olduğu için mutlak adildir.
📥 PDF İndir
Paylaş: Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Önceki KonuPeygamberimiz (s.a.v.) namaz kılarken önünden geçen çocuğa niçin beddua etti?
Sonraki Konu Kur’an’ın parça parça indirilişinin hikmeti

İlgili Konular

Kur'an'dan İnciler

Kur’ân, münafıkları neden isim isim ifşa etmez?

Kur'an'dan İnciler

Hidayet-i İlahî, bir burak olup mü’minlere gönderilmiştir.

Kur'an'dan İnciler

Müfessirler neden farklı konuşuyor?

Yorum Ekle
Yorum Yap Yanıtı İptal Et

Sorular- Cevaplar içerikleri
  • Şer ve musibetler neden var, Allah nasıl müsaade ediyor?
  • Allah bizim cennete ve cehenneme gireceğimizi biliyor neden bizi imtihan ediyor?
  • Cenâb-ı Hak Kendisinden Büyük Bir Mahlûk Yaratabilir mi?
  • Her şeyi Allah yarattı. Peki Allah’ı kim yarattı?
  • Kur’an’da Allah niçin biz diyor ben demiyor?
  • Allah’ın ibadetlerimize ne ihtiyacı var?
  • Cenâb-ı Hak Şu Kâinatı Yaratmadan Önce Ne Yapıyordu?
  • Kuran neden arapça indirildi?
  • Edison gibi insanlara cennet yok mu?
  • Neden Ebedi Cehennem?
  • Biz putperestleri eleştiriyoruz ama biz de Kabe’nin etrafında dönüyoruz.
  • Peygamberlerin hepsinin makamı aynıdır çok büyütüyorsunuz diyenlere…
  • Bir yaratıcıyı kabul ediyorum ama onun Allah olduğunu nereden bileyim?
  • Tanrı âlemi yarattı, kanunları koydu ve çekildi; sistem artık kendi kendine işliyor diyenlere…
  • Madde Ezeli midir?
  • “Allah beni yaratırken, bana mı sordu?”
  • “Allah kaderimi böyle yazmış, benim suçum ne?”
  • İnsan kaderin mahkûmu olmadığının diğer izahları:
  • Kader Değişir mi?
  • Kalblerin Mühürlenmesi: İlahi Takdir mi, İnsanın Tercihi mi?
  • İslam’ı hiç duymayan kişinin durumu nedir?
  • Ruhun varlığı inkar edilemez
  • Öldükten sonra dirileceksek neden ölüyoruz?
  • Tek atadan farklı ırklar nasıl ortaya çıktı?
  • Allah gökleri ve yeri neden altı günde yarattı?
  • “Allah ile kulun arasına kimse giremez” sözü nasıl anlaşılmalı?
  • Kalbim temiz demek kurtarır mı?
  • Kur’ân neden toptan olarak bir seferde indirilmemiştir?
  • Adem’in (a.s.) babası var mı?
  • “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar” tabirini nasıl anlamalıyız?
  • Hıristiyan ve Yahudiler de cennete girecek mi?
  • La ilahe illallah demek yeterli mi?
  • Haşa “Allah egoist mi?” sorusuna cevaptır.
  • Eşit olmayan şartlarda ilâhî adalet nasıl işler?
  • Allah görüş mü değiştirdi? Yoksa biz mi yanlış anlıyoruz?
  • Tesadüf bir açıklama mı, yoksa kaçış mı?
  • Peygamberimiz (s.a.v) günahsızken neden bağışlanma dilerdi?
  • Peygamberimiz (s.a.v) neden çok evlilik yaptı?
  • Hz. Âişe (r.anha) validemiz kaç yaşında evlendi?
  • Namazdaki salât şirk mi, yoksa cehaletin ürünü mü?
  • Ya Hristiyan veya ateistler haklıysa?
  • Peygamberimiz (s.a.v.) namaz kılarken önünden geçen çocuğa niçin beddua etti?
  • Allah zulmetmeye kadir midir?
  • Kur’an’ın parça parça indirilişinin hikmeti

Nur Divanı, Risale-i Nur’u sadece okumak için değil; anlamak, hazmetmek ve hayata taşımak için kurulmuş bir izah platformudur. “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” Bu sebeple metinler; şerh ve izahlarla açılır, mânânın zihne ve kalbe yerleşmesi hedeflenir.

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok
Son Yazılar
  • Kur’ân, münafıkları neden isim isim ifşa etmez?
  • Kalp nedir?
  • Hidayet-i İlahî, bir burak olup mü’minlere gönderilmiştir.
  • Müfessirler neden farklı konuşuyor?
  • اِنَّ ile hükmün tahkiki
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.