Close Menu
Risale-i Nur
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

İntizam vahdetin mührüdür

Haziran 15, 2026

Hücrelerin sessiz yolculuğu

Haziran 15, 2026

Uhuvvet nedir?

Haziran 14, 2026
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Risale-i Nur
Facebook X (Twitter) Instagram
Salı, Haziran 16
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Risale-i Nur
Ana Sayfa»Sorular- Cevaplar»Ahiret ve Gaybî Meseleler
Sorular- CevaplarAhiret ve Gaybî Meseleler

Neden Ebedi Cehennem?

0
By Nur Divanı on Ocak 11, 2026 Ahiret ve Gaybî Meseleler

Kâfir neden cehennemde ebedi olarak kalacak? Allah’ın sonsuz rahmeti kâfirin ebedi cehennemde kalmasına nasıl müsaade ediyor? Aslında cevap çok basit. Kâfir küfrüyle sonsuz cinayetler ve suçlar işlemekte ve bunun neticesi olarak sonsuz bir hapse çarptırılmaktadır.

Bizler Ebedi cehenneme girecek olan kâfirin işlemiş olduğu suçları teker teker işleyeceğiz ta ki kısa bir ömürde yapmış olduğu zulüm ve cinayetler anlaşılsın, Allah’ın sonsuz rahmeti kâfirin ebedi cehennemde kalmasına nasıl müsaade ediyor sorusunun cevabı tüm açıklığıyla ortaya çıksın.

1 . Cinayet: Mahlûkatın Allah’ın varlığına dair yaptıkları şehadeti inkâr ederek tüm mahlûkatı yalancılıkla itham etmesidir.

Şu âlemde gördüğümüz her bir varlık Allah’ın varlığına ve birliğine şehadet etmektedir. Allah’ı inkâr eden bir kâfir, varlıkların bu şehadetlerini yalanlayarak öyle büyük bir cinayet işler ki affı mümkün olmadığı gibi ebedi bir hapse mahkûm edilmesi tam bir adalet ve hikmettir.

Tüm mahlûklar zerrelerden tutun güneşlere kadar her biri Allah’ı birçok dil ile tespih edip Allah’ın varlığını ve birliğini tüm âleme haykırırcasına ilan etmektedir. Kâfir ise Allah’ı inkâr etmekle kâinattaki tüm bu şahitlerin şehadetini yalanlamış ve kâinat kadar büyük ve içindeki mahlûkat kadar çok tecavüzler ve cinayetler işlemiştir.

Şimdi şöyle bir düşünelim. Kâfir kısa bir hayat sürse de, O kısacık hayatına göre değil sadece küfür ile geçirdiği bir dakikayı nazara alalım. İşlemiş olduğu cinayetin büyüklüğünü hesaplamak yine mümkün değildir. Zira şahitler o kadar çoktur ki. Zerrelerden güneşlere, Hayvanlardan nebatata, insanlardan meleklere, geçmişten şu ana kadar varlık âlemine çıkmış tüm mahlûkları yalanlamak aklın ihata edemediği bir zulümdür.

“Ya bu adam 70 sene yaşadı, 40 yıl kâfir oldu. E niye ebedî ceza?” Çünkü yaptığı cinayet kısa değil, sonsuz! Sen ALLAH YOK!” dedin mi? Dediklerin sadece havaya gitmiyor.

Senin o “inkârın” var ya… Zerre zerre, yıldız yıldız, mahlûkat mahlûkat milyarlarca varlığa “Siz yalan söylüyorsunuz!” demek oluyor. Hangi mahlûkat mı?  Çiçek diyor ki: “Beni o yaptı.”  Güneş: “O’nun emriyle doğuyorum.”  Deniz: “O’nun kudretiyle kabarıyorum.”  Kuş: “O’nun ismiyle ötüyorum.”  İnsan: “O’nu tanıyorum, seviyorum.”
Ve sen ne diyorsun? “Hepiniz uyduruyorsunuz!” Yani? Allah’ı inkâr ettiğin gibi, bütün mahlûkatı da iftirayla suçluyorsun.

Kâfirin bu konuda hiçbir itirazı geçerli değildir. Zira kendisine akıl, şuur ve irade verilmiş. Ve varlıklar bir kitap gibi tevhid mühürleriyle onun göreceği ve okuyacağı tarzda nazarına arz edilmiştir.

Benim yalanlamam ona ne zarar verir ki diyen bir kâfire diyoruz ki; Sen doğru bildiğin ve doğru olduğun bir meselede yalanlansan kalben istersin ki doğrular ortaya çıksın ve sana yalancı diyenlerden hesap sorulsun.

İşte senin ruhunun kabul etmediği ve seni yalanlayanlara karşı hissettiğin öfkeyi tüm mahlûkat da sana karşı hissediyor. Çünkü tüm varlıklar Allah’ın mahlûku olmak ile şeref buluyor ve bir kıymet kazanıyor. Onları yalanladığında tüm varlıkların hukukuna ilişiyor ve tecavüz ediyorsun. Sen milyonlarca mahlûka “Yalan söylüyorsunuz” diyorsun. E ne bekliyorsun? Sana gül mü versinler?

Kâfirin ebedi bir ceza ile cezalandırılmasını Allah’ın hikmet, rahmet ve adaletine uygun görmeyenlere sesleniyoruz.

-Cezanın büyüklüğü suçun büyüklüğü nispetinde olduğu gibi. Cezanın sonsuzluğu da suçun sonsuzluğu nispetindedir. Hadsiz lisanlarla kendini sana tanıttıran ve bildiren ve sevdiren bir zatı inkâr ettiğin gibi Onun varlığını âleme ilan eden ve ayetlerim dediği o sonsuz şahitleri yalanlamak elbette kendini sonsuz bir cezaya mahkûm etmektir.

– Her bir varlık Allah’ı zikredip onun varlığına şahitlik edecek. Ama Kâfir tek bir sözüyle tüm bu şehadetleri yalanlayacak. Peki, hukukuna tecavüz edilen ve yalanlanan bu varlıkların hakkı ne olacak? Allah’ın hikmet, rahmet ve adaleti buna nasıl müsaade edecek? Etmemiş ve etmeyecektir. Onu Ebedi kalmak üzere cehennem denen hapishanesinde hapsetmek hikmetin adaletin ta kendisi olduğu gibi yalanlanan mahlûkatının hukukunu muhafaza cihetinde rahmetinin de gereğidir.

– Bu âlemde onu zikreden ve şahit olan o varlıklar bu yalanlamanın neticesinde o kâfirden haklarını istemeyecekler midir? Hak isteyen varlıkların çokluğu nazara alındığında ebedi bir ceza ile cezalandırılması elbette adaletin ta kendisidir.

– Hiçbir sultan yoktur ki kendisini tanımayan, saltanatını kabul etmeyen ve onu tanıyıp itaat edenleri yalanlayan, halkından asi bir adamı saltanatının izzetini ve halkının hukukunu muhafaza etmek için ona layık olduğu cezayı vermesin. Elbette şu kâinatın sultanı olan Allah da kendisini tanımayan, saltanatını inkâr eden ve mahlûkatını yalancılıkla itham eden o kâfirden saltanatının izzetini ve mahlûkatının hukukunu muhafaza etmek için ona layık olduğu ebedi cezayı verecektir ve vermesi ise adalet ve hikmetinin gereğidir. Küfür öyle bir cinayettir ki kişiyi ebedi cehenneme layık hale getirir. Ve ebedî azap ona bir zulüm değil, mahlûkata bir merhamettir! Küfür, sıradan bir fikir değil. Kâinatın en büyük suçu, en geniş zulmüdür. Ve bu suçun cezası da: Ebedî bir mahkûmiyet olur. Yani cehennem…Sana acımasız değil. Kâinata yapılan zulme karşı bir “adalettir.

2- Kafir, varlıkları kıymetsiz görerek tahkir eder.

Bu kez kâfirin başka bir cinayetini konuşacağız. Ama öyle basit bir şey değil ha! Resmen varlık âlemini aşağılamak, kıymetini çalmak, sanatkârına hakaret etmek!
Yani sen kalk, her biri sanat eseri olan mahlûkata bak… Ve de ki: “Bunlar rastgele olmuş, kıymetsiz şeyler…” Allah’ı inkâr eden biri, kıymetsiz gördüğü mahlûkatın sayısını hesaplayabilir mi? Kaç çiçek? Kaç yaprak? Kaç yıldız? Kaç kuş? Kaç insan? Kaç atom?

Sonsuz varlığa kıymetsizlik isnat ediyorsun zaman ne oluyor? Sonsuz cinayet, sonsuz zulüm, sonsuz ceza!

İman öyle bir bağdır ki hem insanı hem tüm varlıkları sanatkârı olan Allaha bağlar. O bağ sebebiyle tüm varlıklar üzerinde Allah’ın isimleri ve o isimlerin nakışları ortaya çıkar. Tüm varlıklar bu cihette Allah’ın antika bir sanatı, kudretinin mucizesi ve isimlerine ayna olmakla bir kıymet kazanır.

Küfür ise o bağı koparır. Çünkü Allah’ı inkâr eden bir kâfirin nazarında tüm varlıklar tabiatın sebeplerin ve tesadüfün elinde bir oyuncaktır. Bir sanatkârları yoktur ki ona nispet edilerek bir kıymet kazansın.

Evet, bir eser kıymetini sanatkârından alır. Mesela antika bir resim maddesi itibariyle 5 kuruşluk bir değeri varken sanatkârına nispet edilse bir milyon kıymet kazanır. Antika bir kılıç düşünüyoruz. Bu kılıcı demirciler çarşısına götürsek maddesi itibarıyla 10 lira bir paha biçilirken antikacılar çarşısına götürüp maharetli sanatkârına veya gerçek sahibine nispet edildiğinde milyonlar kıymet kazanır ve o fiyata satılabilir.

İşte insanlar, hayvanlar, bitkiler, dağlar, denizler, yıldızlar, aylar, güneşler kısacası tüm varlıklar Allah’ın mahlûku, onun sanatı, Kudretin bir mucizesi olmakla bir kıymet kazanmışlardır.

Ama Kâfir küfrü sebebiyle, Allah’ın yarattığı, bin bir hikmetle yoğurup halk ettiği mahlûkatı çürümeye mahkûm, cansız, ruhsuz, gayesiz bir madde yığını olarak görmekle büyük bir haksızlık yapmıştır. Onların kıymetini binden bire düşürmekle tüm varlıkların hukukuna öyle bir haksızlık ve zulüm etmiştir ki akıl bu cinayetin büyüklüğünü kavramaktan acizdir.

Evet, her bir varlık yaratıcıları olan Allah hesabına bakıldığında bir değer ve kıymet kazanır.

Hikmetle yazılmış bir kitap karanlıkta okunamadığı gibi kitap hükmünde olan tüm varlıklar küfrün karanlığıyla okunamamış ve kıymetsizlikle itham edilmiştir.

Bir çiçek Allah’ın kıymetli bir sanat eseri olmakla kâinat kadar bir kıymet kazanırken o kâfirin nazarında koklanıp atılacak bir şey derekesine düşmüştür.

Bir kuş Allah’ın isimlerine ayna olmakla sonsuz bir kıymete ulaşırken o kâfirin nazarında tesadüfen oluşmuş kıymetsiz bir varlık olarak kalmıştır.

Gökteki güneş Allah’ın terbiyesi ve isimlerinin tecellisiyle nur isminin parlak bir ayinesi iken kâfirin nazarında gökyüzünde dolaşan serseri bir ateş topudur.

İnsan ise Allah’ın tüm isimlerine ayna olmakla öyle bir mucize-i kudrettir ki Allah onu yeryüzüne halife yapmış her şeyi ona itaatkâr kılmıştır.  Evet, insan Kâinat ağacının en mükemmel meyvesiyken o kâfirin nazarında tesadüfen oluşmuş düşünen bir hayvandır.

Özene bezene harika resimler yapıp bir sergide teşhir eden ressamın eserlerini hiçe sayarcasına “Bunları da güzel diye asmışlar ne kadar manasız ne kadar anlamsız ve ne kadar çirkinler; herhâlde boyalar kendiliğinden dökülüp bu şekilleri almış…” diyen kimse, tablolara ve sanatkâra ne büyük bir hakarette bulunmuş olur.

İşte kâfir de Cenab-ı Hakk’ın nihayet derecede güzellik ve sanat ile yarattığı mahlûklara, “Rastgele yapılmış, manasız şeyler!” diyerek her biri bir sanat harikası olan o varlıklara karşı hakarette bulunmaktadır. Ağzından çıkan bir kelimeye bile manasız denilmesine kızan insan, bütün kâinata manasız, kıymetsiz demekle kâinatın hukukuna tecavüz ettiği gibi sanatkârını kızdırıp sanatkârın hukukuna dahi tecavüz etmiştir.

Şimdi sorumuz şu; Allah’ı inkâr eden bir kâfir, kıymetsiz zannederek ne kadar mahlûkun hukukuna tecavüz etmiştir? Manasız sanarak ne kadar varlığın hakkına zulmetmiştir? Kıymetsizlikle itham edilen varlıkların sayısını hesaplamak sizce mümkün müdür?

Ey hakikati sulandıranlar! “Allah’ın rahmeti sonsuz, cehennem sonsuz olur mu?” diyenler… Sonsuz rahmet, sonsuz mahlûkun hakkını çiğneyeni affederek mi tecelli etsin?! Hayır! Rahmetin rahmet olması için önce zulmün cezalandırılması gerekir.

İşte onun için: Küfür = kıymet düşmanlığıdır. Küfür = sanatkârı inkâr etmektir.
Küfür = mahlûkata hakaret, Hakk’a isyandır. Ve bu küfür, ebedî cezanın ta kendisini hak eder!

3. Cinayeti, Mahlûkatın ibadetini ve tesbihini inkâr etmesidir.

Kâfir sadece Allah’ı inkâr etmiyor. Kâinatı da inkâr ediyor!
Sadece inanmamakla kalmıyor… İbadet eden mahlûkâta sövüyor!
Sadece kendi yanıyor olsa neyse; herkesi çiğniyor, herkesi aşağılıyor!

Diyor ki Rabbimiz: “Yedi gök, yer ve içindekiler Allah’ı tesbih eder. O’nu tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur.” (İsrâ: 44)

Sen duymuyorsun diye… Kuş ötmüyor mu? Arı vızıldamıyor mu? Rüzgar esmiyor mu? Yıldızlar dönmüyor mu? Çiçekler açmıyor mu?

Hepsi görev başında! Ve hepsi kendine has bir ibadet diliyle Allah’ı tesbih ediyor. Ağaç: “Ben meyve vererek ibadet ederim.” İnek: “Ben sütle ibadet ederim.” Arı: “Bal damlatmak benim namazım.” Dağ: “Sarsıntıyı tutarım, ben de kazığım.” Güneş: “Ben doğarak secde ederim.”  Kuş: “Ben kanat çırparak tesbih ederim.”

Eee peki sen ne yapıyorsun? Sen kalkmış şu kâinat mescidinde bu kadar abidin ortasında…
“Bunlar boş işler.” diyorsun. Sen bir işle meşgulsün, biri geliyor diyor ki: “Sen ne yapıyorsun? Boş boş dolanıyorsun.” Ne hissedersin? Hakaret, değil mi?

E şimdi düşün: Senin gibi hissi olan bir mahlûk, sana bir cümleyle laf çakınca sinirleniyorsun… Peki sen milyarlarca varlığa ‘siz boşsunuz, kıymetsizsiniz, ibadetiniz yok’ diyorsun. Onlar sana ne desin?

Kâfir, kâinatı kendi gibi görür: Boş, ruhsuz, manasız… Çünkü gözlük bozuk! İnsan kendi içini dışa yansıtır. Namaz kılan adam, çiçeğe bakar ve “subhanallah” der. İnkârcı adam, aynı çiçeğe bakar ve “ne güzel tesadüf!” der. Birisi o çiçeği “secde hâlinde bir mahlûk” gibi görür… Diğeri ise “kopar at, vazoya koy” der.

Senin kalbin bozuksa, dünyayı da, kâinatı da bozuk görürsün. Ama o kâinat senin gözlüğüne mahkûm değil. O varlıklar sadece sus pus durmuyor. Her biri görevde, secdede, kıyamda! Sen ise ne yapıyorsun? Hepsinin üstüne çarpı çekiyorsun.

Şimdi biraz da rakamlarla konuşalım!

Diyelim ki, senin küfrün sadece bir dakika sürdü. Biz bu bir dakikalık küfrü, bin adam öldürme kadar ağır kabul edelim. O da minimum! Çünkü sen sadece birini öldürmedin.
Sen mahlûkatın hepsini “ibadetsiz, kıymetsiz, vazifesiz” ilan ettin. Yani hepsini manen öldürdün. Bu hesaba göre

1 Dakika Küfür           => 1.000 adam öldürme kadar olsa

1 Dakika Küfür           =>  15.000 (On beş bin)Sene Hapis cezasını gerektirir.

1 Saat Küfür ise  =>  900.000 (Dokuz yüz bin )Sene Hapis cezasını gerekli kılmaktadır.

1 Gün Küfür üzere yaşayan  =>  21.600.000 (21 Milyon 600 milyon)Sene Hapis cezasını

1 Sene Küfür üzere yaşayan ise =>  7.884.000.000 (7 Milyar 884 milyon )Sene Hapis cezasına çarptırılmalıdır.

60 Sene Küfür üzere yaşayan birisinin          =>  473.040.000.000 (473 Milyar 40 Milyon )Sene Hapis cezasını çekmesi beşerin kanunuyla adalettir. Hem bizler bu hesaba bir dakika küfrü bin adam öldürme kadar kabul ettiğimizde ulaştık.  Aslında bir dakika küfrü mahlûkatın âdetiyle çarpmamız gerek.  İşte o zaman Kâfirin ebedi bir cezayla cezalandırılmasını daha iyi anlayacağız.

“Kâfir, tüm ibadet eden mahlûkatı inkâr etti mi?” Etti. “Bu mahlûkat kaç taneydi?” Kur’an diyor: Yedi gök, yer ve içindekiler. Sayısını sen hesaplayamıyorsun. “Bir ömürde bu kadar cinayet işlenirse, sonsuz ceza adil midir?” Hem adildir, hem gereklidir, hem de az bile kalır! Küfür sadece bir inançsızlık değil. Bir çiçeğe, bir kuşa, bir dağa, bir yıldızlara:
“Siz boşsunuz, siz ibadet etmiyorsunuz” diyerek: Zikri susturmak, İbadeti inkâr etmek, Kâinatı değersizleştirmek, Sanatkâra hakaret etmektir! İşte bu yüzden: Küfür = Ebedî cehennem!

4- Kafirin, Allah’ın isimlerini inkar edip ve o isimlerin tecellisini sebeplere vermesidir.

Küfür, sahibini ebedi bir azaba mahkûm eden büyük bir zulümdür.  Kâfir, küfrü sebebiyle ebedi cehennemde kalacaktır. Peki, neden kısa bir ömürde işlenen bu günah ebedi bir azabı netice vermiştir? Allah’ın sonsuz rahmeti kâfirin ebedi cehennemde kalmasına nasıl müsaade etmiştir? Ebedi cehenneme girecek olan kâfirin işlemiş olduğu başka bir cinayetten bahsedeceğiz. Ta küfrü sebebiyle ne büyük zulümler ve cinayetler işlediği ve kendisini ebedi cehenneme nasıl mahkûm ettiği daha iyi anlaşılsın.

Kâfir neden ebedî cehennemde kalacak? Çünkü Allah’ın isimlerini inkâr ediyor, tecellilerini çiğniyor, haşa azametine posta koyuyor! Bu kâinat kelime kelime yazılmış ilahî bir kitaptır.
Her varlık, Allah’ın bir ismine ayna, bir sıfatına vitrin olmuştur.

Her cemal ve kemal sahibi kendi güzelliğini görmek ve göstermek istemesi sırrınca Rabbimiz de sonsuz güzellikteki cemalini ve kemalini görmek ve göstermek istedi ve şu âlemi yarattı. Her bir varlığı nakış nakış süsleyip kemalinin ve cemalinin tecellilerini o varlıklarda gösterdi. Seyretmek vazifesini ve şerefini insana yükledi. İnsanın yaratılışının gayesi Allah’ı tanımak, bilmek ve mahlûkatta Allah’ın isim ve sıfatlarını görmektir.

Örneğin, her bir insan yokluktan varlık âlemine çıkmasıyla Allah’ın Halık Mübdi Mucid isimlerine ayna olurken. Kâfir yaratılışını camid şuursuz sebeplere vererek. Yaratıcısı olan Halık ismini, onu yoktan var eden Mübdi ismini, Onu icad eden Mucid ismini inkâr etmiştir.

Muhyi ismi ona hayat vererek kendini göstermek isterken; o hayatını sebeplere vererek Muhyi ismini inkâr etmiştir.

Musavvir ve Bari ismi ona kusursuz bir suret vererek kendini gösterirken o, Allah’ı tanımamakla Musavvir ve Bari isimlerini de inkâr etmiştir.

Rezzak ve Kerim ismi onu besleyip ikramlarda bulunurken o, rızkı cansız, şuursuz sebeplerden bilmekle kendisini besleyip büyüten Rezzak, Kerim gibi isimleri dahi inkâr etmekle büyük bir zulüm ve cinayet işlemiştir.

Vehhab ismi kendisine Cömertçe ikram ve ihsanda bulunurken o, Allah’ı inkâr etmekle bu ihsanları sebeplerden bilmiş ve Vehhab isminin dahi hukukuna tecavüz etmiştir.

Küçücük hafızasında gelmiş geçmiş tüm hadiselerin yazılıp muhafaza edilmesi Allah’ın Hafiz isminin tecellisiyken o tüm bu işleri beynindeki hücrelere ve nöronlara verip Hafiz isminin kendisindeki o büyük tecellisini inkâr ederek bu ismin hukukuna karşı büyük bir zulüm ve cinayet işlemiştir.

Yine beynini sağlam olan bir kafatası ile vücudunu nazik bir elbise hükmünde olan deri ile kalbini, akciğerini göğüs kafesiyle, gözlerini göz kapaklarıyla muhafaza edilmesi Hafiz isminin tecellisiyken o bu işleri şuursuz sebeplere ve tesadüfe havale ederek nankörlük içinde bu isme karşı büyük bir zulüm işlemiştir.

Vücudunda bulunan dolaşım sistemi, solunum sistemi, sindirim sistemi, boşaltım sistemi, sinir sistemi gibi birçok sistemi görüp sistem bir denge ve düzenin adı olduğu halde bu muhteşem sistemlerde tecelli eden ilim, irade, kudret ve bunun gibi birçok sıfatı tesadüf ve sebeplere havale ederek Âlim, Mürid ve Kadir isimleri gibi birçok ismi dahi inkâr etmiştir.

Yaratılan her bir varlığın siması, parmak izi ve DNA’sı dahi birbirine benzememektedir. Hepsini birbirine benzetmemek için hepsini bilmek gerektir. Demek tüm yüzlerin üzerinde, parmak izlerinde ve DNA lar da Allah’ın Vahid, Ehad, Ferd isimleri tecelli etmektedir. Her bir varlığın üzerinde varlığının ve birliğinin mühürlerini açık bir şekilde vurmuşken Kâfir, Allah’ı kabul etmemekle Vahid, Ehad, Ferd isimlerini reddederek o isimlerin hukukuna çok büyük bir zulüm işlemiştir.

Evet, bizler sadece insanın bedeninde tecelli eden bazı isim ve sıfatları bir parça okumaya çalıştık. Sizler bunu tüm varlıklara kıyas ediniz. Her biri onlarca dil ile bize Allah’ı o güzel isimleriyle anlatacak ve tanıttıracaktır. İnsanın yaratılış gayesi budur. İnsan bu gayeye hizmet ettikçe Rabbini tanıyacak ve hakiki insan olacaktır.

Evet, Allah bin bir ismi şerifi ile şu âlemi ve içindekileri bir kitap gibi yaratıp o kitaplarda güzel isimlerini tecelli ettirmiş ama kâfir bırakın o isimleri okumayı o tecellilleri sebeplere tesadüfe ve tabiata vererek o yüce isimleri tahkir etmiş, hiçe saymış ve inkâr etmiştir.

Şimdi bir düşünün O isimler her an her yerde ve her şeyde tüm güzelliğiyle tecelli ederken bir dakikalık bir inkâr ve küfrün içerisinde ne kadar çok zulüm ve cinayetler vardır. O dakika içerisinde âlemde zerrelerden güneşlere kadar tecelli eden isimlerin tecellilerini hesaplamak sizce mümkün müdür? Akıl bu sayıyı idrak edebilir mi? Elbette edemez. Peki, o günahın bir dakika değil de bir ömür boyu işlendiğini düşünün. Bu zaman zarfında tecelli eden isimlerin tecellilerini hesaplamak elbette mümkün değildir. İşte kâfir ömrünün her saniyesinde âlemde tecelli eden tüm isimleri ve o isimlerin tecellilerini inkâr etmektedir. Demek kâfirin işlediği cinayetin büyüklüğü âlemde tecelli eden isimlerin tecellilerinin sayısıncadır.

Elbette cezanın niteliği suçun niteliğine göredir. İşlenen suç böyle sonsuz olduğunda ceza da sonsuz olmalıdır ki adalet tecelli etsin. İşte kâfir küfrüyle âlemde her bir varlıkta her an tecelli eden o güzel isimleri ve tecelillerini inkâr edip onları sebeplere vererek ulûhiyetin izzetini reddetmiş ve karşı gelmiştir. Dolayısıyla kâinatı titretecek bir zulüm ve cinayet işleyerek kendisini ebedi azaba mahkûm etmiştir. Senin suçun sadece “inkâr” değil, binlerce tecelliye tek tek hakaret etmektir. Ve bu hakaret: Uluhiyete karşıdır, İsimleri yalanlamak. Mühürleri silmek. Sanatı inkâr etmek. Sanatkârı haşa yok saymak!

“Yahu adamın ömrü 70 yıl. Bu kadar ceza fazla değil mi?” Bir dur. Bir dakika küfürle kaç isim inkâr ediliyor? Binlerce! Her saniye yeni bir ismin tecellisi var. Sen o saniyede bunları tek kalemde yalanladın!

Bir örnek verelim:

📌 1 Dakika küfür → bin isme hakaret
📌 1 Saat → 60.000 isme tokat
📌 1 Gün → 1.440.000 tecelli inkârı
📌 1 Yıl → 525.600.000 cinayet
📌 60 Yıl → 31.536.000.000 zulüm!

Bu sadece kaba hesap! Gerçek sayı ne? Zerrelerden galaksilere kadar tecelli eden isimlerin adedince! Kâfirin ebedi bir ceza ile cezalandırılmasında kısacık ömrünü nazara alanlar o kısacık ömürde işlediği zulüm ve cinayetlere bakacak olsalardı kâfirin ebedi cehennemde kalmasına tam bir adalet nazarıyla bakacak ve Allah’ın sonsuz rahmeti kâfirin ebedi cehennemde kalmasına nasıl müsaade ediyor sorusunu sormayacaklardı.

📥 PDF İndir
Paylaş: Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Önceki KonuAllah bizim cennete ve cehenneme gireceğimizi biliyor neden bizi imtihan ediyor?
Sonraki Konu Ruhun varlığı inkar edilemez
Yorum Ekle
Yorum Yap Yanıtı İptal Et

Ahiret ve Gaybî Meseleler içerikleri
  • Allah bizim cennete ve cehenneme gireceğimizi biliyor neden bizi imtihan ediyor?
  • Neden Ebedi Cehennem?
  • Ruhun varlığı inkar edilemez
  • Öldükten sonra dirileceksek neden ölüyoruz?
  • “Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar” tabirini nasıl anlamalıyız?

Nur Divanı, Risale-i Nur’u sadece okumak için değil; anlamak, hazmetmek ve hayata taşımak için kurulmuş bir izah platformudur. “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” Bu sebeple metinler; şerh ve izahlarla açılır, mânânın zihne ve kalbe yerleşmesi hedeflenir.

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok
Son Yazılar
  • İntizam vahdetin mührüdür
  • Hücrelerin sessiz yolculuğu
  • Uhuvvet nedir?
  • Hayvan gibi değil, insan gibi yaşamak için neler vermezdik
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.