İmam Kaffal şöyle demiştir: Tevbenin asıl manası اَلْاَوْبَةُ kelimesinde olduğu gibi, “dönmek”tir. آبَ diye kullanıldığı gibi تَابَ diye de kullanılır. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: وَقَابِلِ التَّوْبِ “O, tevbeyi kabul edendir.” (Gafir, 3)
Arapların تَابَ، يَتُوبُ، تَوْبًا، تَوْبَةً، مَتَابًا demeleri; آبَ، يَؤُوبُ، أَوْبًا، تَأْيِبًا، أَوْبَةً، إِيَابًا، أَوَّابًا demeleri gibidir. Buna göre “tevbe” lafzı, hem Rab hem kul için kullanılan bir lafızdır.

Kul, tevbe ile vasfedildiğinde
Kul, tevbe ile vasfedildiğinde bunun manası: “Rabbine döndü.” şeklinde anlaşılır. Çünkü günah işleyen her fert, Rabbinden kaçan kimse durumundadır. Tevbe ettiğinde ise, bu kaçışından Rabbisine dönmüş olur da onun için تَابَ إِلَى رَبِّهِ “Rabbisine tevbe etti, döndü” denilir.
Allah “tevbe” ile vasfedildiğinde
Bu durumda Allah ise, kulundan yüz çevirmiş gibidir. Allah “tevbe” ile vasfedildiğinde ise, bunun manası, “onun, kuluna rahmeti ve lütfu ile dönmesi” olur. Bu sebeple, “tevbe” fiili ile kullanılan harflerde bir farklılık olmuş; kul için kullanıldığında تَابَ إِلَى رَبِّهِ “Rabbine tevbe etti, döndü”; Allah için kullanıldığında da تَابَ عَلَى عَبْدِهِ “Allah kulunun tevbesini kabul etti.” denilmiştir.