Close Menu
Risale-i Nur
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
    • Risale-i Nur Dinle
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

Mülk Suresinde ölümün hayattan önce zikredilişi

Ağustos 23, 2026

Beşinci Reşha: Arkadaş! Şu zat-ı nurani (asm) mürşid-i imanî, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm bak

Ağustos 23, 2026

Dördüncü Hastalık: “Sû-i zan”dır.

Ağustos 22, 2026

Nur Divanı, Risale-i Nur’u sadece okumak için değil; anlamak, hazmetmek ve hayata taşımak için kurulmuş bir izah platformudur. “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” Bu sebeple metinler; şerh ve izahlarla açılır, mânânın zihne ve kalbe yerleşmesi hedeflenir.

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Risale-i Nur
Facebook X (Twitter) Instagram
Pazar, Ağustos 23
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
    • Risale-i Nur Dinle
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Risale-i Nur
Ana Sayfa»Mesnevî-i Nuriye»Şemme Risalesi
Mesnevî-i NuriyeŞemme Risalesi

4- Hevam, balık gibi küçük hayvanların yumurtalarını, haşerat ve nebatatın tohumlarını…

12 0
By Nur Divanı on Mayıs 17, 2026 Şemme Risalesi

İ’lem eyyühe’l-aziz! Hevam, balık gibi küçük hayvanların yumurtalarını, haşerat ve nebatatın tohumlarını, pek büyük bir rahmetle, bir lütuf ile, bir hikmetle hıfzeden Sâni’-i Hakîm’in hafîziyetine lâyık mıdır ki âhirette semere veren ağaçlara çekirdek olacak a’malinizi hıfzetmesin, ihmal etsin? Halbuki sen hâmil-i emanet, halife-i arzsın.

Evet, her bir zîhayatta bulunan hıfzu’l-hayat hissi, vücudun ebedî bir bekaya ism-i Hay, Hafîz, Bâki’nin tecellisiyle incirar edeceğine delâlet eder.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Hevam, balık gibi küçük hayvanların yumurtalarını, haşerat ve nebatatın tohumlarını, pek büyük bir rahmetle, bir lütuf ile, bir hikmetle hıfzeden Sâni’-i Hakîm’in hafîziyetine lâyık mıdır ki âhirette semere veren ağaçlara çekirdek olacak a’malinizi hıfzetmesin, ihmal etsin? Halbuki sen hâmil-i emanet, halife-i arzsın.

“Hevam, balık gibi küçük hayvanların yumurtalarını…”

Burada “hevam”, küçük canlılar, böcekler ve yerde sürünen küçük hayvanlar manasına gelir. Üstad, insanın çoğu zaman ehemmiyet vermediği küçük varlıklara dikkat çekiyor.

Küçük Böcekler

Yumurta veren küçük canlıların en geniş kısmı böceklerdir. Karınca, arı, sinek, sivrisinek, kelebek, çekirge, uğur böceği, gibi birçok böcek yumurta ile çoğalır. Mesela küçücük bir sinek yumurtasında, ileride kanatlı bir sineğe dönüşecek bütün hayat programı saklanmıştır.

Suda Yaşayan Küçük Canlılar

Balıkların çoğu yumurta bırakır. Özellikle küçük balıklar, hamsi, sardalya, istavrit gibi türler binlerce yumurta bırakabilir. Bu yumurtaların her biri görünüşte basit bir damlacık gibidir; fakat içinde göz, yüzgeç, solungaç, dolaşım sistemi ve hareket kabiliyeti kazanacak bir canlının programı muhafaza edilir.

Haşerat ve nebatatın tohumlarını,

Buradaki “haşerat ve nebatatın tohumlarını” ifadesinde mana şudur: Cenab-ı Hak, haşeratın yumurta ve nebatatın ise tohumlarını muhafaza eder.

Hamam böceği, bit, pire, tahta kurusu, güve, örümcek, akrep ve yılan gibi haşeratın tohumları dediği yumurtalarında gelecekte açılacak hayat planını, yaratılış ölçüsünü ve nesil programını da muhafaza edilmektedir.

Nebatat, bitkiler demektir. Yani ağaçlar, çiçekler, otlar, hububatlar, meyveli bitkiler ve bütün bitki âlemi bu kelimenin içine girer. Üstad’ın “nebatatın tohumları” demesi, bütün bitkilerin küçücük çekirdek ve tohumlarında saklanan harika yaratılış programına dikkat çekmektir.

Bir tohum dışarıdan bakıldığında kuru, cansız ve basit bir madde gibi görünür. Mesela bir buğday tanesi, bir incir çekirdeği, bir elma çekirdeği veya bir çam tohumu küçücük bir parçadır. Fakat o küçücük parçanın içine koca bir bitkinin planı yerleştirilmiştir. Kökünün nasıl çıkacağı, gövdesinin nasıl yükseleceği, yaprağının şekli, çiçeğinin rengi, meyvesinin tadı, kokusu ve vakti o tohumda kaderî bir program hâlinde saklanmıştır.

Sâni’-i Hakîm’in hafîziyetine lâyık mıdır ki âhirette semere veren ağaçlara çekirdek olacak a’malinizi hıfzetmesin, ihmal etsin? Halbuki sen hâmil-i emanet, halife-i arzsın.

Üstad burada çok kuvvetli bir kıyas yapıyor: Küçücük tohumların ve yumurtaların içindeki hayat programlarını muhafaza eden Allah, insanın ahirette meyve verecek amellerini elbette muhafaza eder. Çünkü insanın amelleri de ahiret âleminde açılacak manevî çekirdekler gibidir.

En küçük tohumu, en ince yumurtayı ve en zayıf canlıyı koruyan Sâni’-i Hakîm, insanın ebedî hayatının çekirdekleri olan amellerini elbette muhafaza eder. Zerre kadar iyilik de zerre kadar kötülük de kaybolmaz. Çünkü bu dünya, yapılanların unutulduğu bir yer değil; ebediyet için kaydedildiği bir imtihan meydanıdır.

“Sâni’-i Hakîm’in hafîziyetine lâyık mıdır ki âhirette semere veren ağaçlara çekirdek olacak a’malinizi hıfzetmesin, ihmal etsin?”

Sâni’-i Hakîm, her şeyi hikmetle yaratan sanatkâr Allah demektir. Hafîziyet ise Allah’ın hiçbir şeyi zayi etmemesi, her şeyi kaydetmesi, koruması ve neticesine ulaştırmasıdır. Yani Allah bir tohumu boşuna yaratmaz, içine koyduğu programı kaybettirmez; onu zamanı gelince filize, ağaca, çiçeğe ve meyveye çıkarır.

İşte Sâni’-i Hakîm’in hikmeti şöyle hükmeder:

“En küçüğün geçici neticesini muhafaza eden, en büyüğün ebedî neticesini ihmal etmez.”

Balığın yumurtası kaybolmazken senin secden kaybolmaz. Toprağın altındaki çekirdek unutulmazken senin gözyaşın unutulmaz. Böceğin nesli korunurken senin imanla yaptığın ameller sahipsiz bırakılmaz. Çünkü hikmet, küçüğü koruyup büyüğü zayi etmeye; geçiciyi muhafaza edip ebedî olanı ihmal etmeye asla müsaade etmez.

Bir çiftçinin samanı muhafaza edip buğdayı ateşe atması hikmetsizliktir. Bir kuyumcunun adi bir taşı kasaya koyup elması sokağa bırakması akılsızlıktır. Bir devletin önemsiz evrakı arşivleyip milletin geleceğini ilgilendiren belgeyi yok etmesi mümkün değildir.

Ahirette semere veren ağaçlara çekirdek olacak a’malinizi hıfzetmesin, ihmal etsin?

Allah, sonsuz hikmet sahibidir. Onun hiçbir işi abes, hiçbir yaratması boş, hiçbir muhafazası mânâsız değildir. En küçük mahlûkun geleceğini koruyan Allah’ın, en şerefli mahlûk olan insanın ebedî geleceğini hazırlayan amellerini ihmal etmesi düşünülemez.

İnsanın dünyada yaptığı ameller de görünüşte küçük olabilir. Fakat bunların her biri ahirette açılacak birer manevî çekirdek hükmündedir. Allah bu çekirdekleri hıfzeder, kaydeder ve ebedî âlemde meyve hâlinde kulun karşısına çıkarır.

Dünyadaki amel, ahiretteki neticenin çekirdeğidir. Mesela ihlasla kılınan bir namaz, ahirette nuranî bir ağaca dönüşebilir. Allah için verilen bir sadaka, cennette rahmet meyvesi olabilir. Sabredilen bir musibet, ahirette derece ve mükâfat olarak açılır. Günahlardan kaçmak, insanın önünde nur olur. Yani dünya, ahiretin tarlasıdır; ameller ise o tarlaya atılan tohumlardır.

“Hıfzetmesin, İhmal Etsin?”

Üstad bu soruyla imkânsızlığı gösteriyor. Yani “Böyle bir şey olabilir mi?” diyor. Bir incir çekirdeğinde incir ağacının programını muhafaza eden, bir buğday tanesinde başağın planını saklayan, bir balık yumurtasında canlılığın bütün inkişafını koruyan Allah, insanın ibadetini, duasını, niyetini ve hizmetini hiç ihmal eder mi? Elbette etmez.

“Halbuki Sen Hâmil-i Emanet…”

İnsan sıradan bir varlık değildir. Hâmil-i emanet, büyük emaneti taşıyan demektir. Bu emanet; akıl, irade, iman, kulluk, mesuliyet ve Allah’ı tanıma kabiliyetidir. İnsan, bu emaneti taşıdığı için yaptığı her işin bir değeri, bir hesabı ve bir neticesi vardır. Onun için insanın amelleri başıboş bırakılmaz.

“Halife-i Arzsın”

هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِۜ

Sizi yeryüzünde halîfeler yapan O’dur.

Fâtır / 39. Ayet

Halife-i arz, insanın yeryüzünde vazifeli, sorumlu ve Allah’ın emirlerine muhatap bir varlık olmasıdır. İnsan, hayvan gibi sadece yer, içer, yaşar ve ölür bir varlık değildir. Kâinatı okuyabilir, Allah’ın isimlerini tanıyabilir, ibadet edebilir, iyilik yapabilir, kötülükten kaçabilir. Bu kadar yüksek bir makam verilen insanın amellerinin kaybolması, hikmete ve adalete uygun değildir.

Küçücük bir tohumun içinde koca bir ağacın programını saklayan Sâni’-i Hakîm, elbette insanın ahirette meyve verecek amellerini de muhafaza eder. Bir çekirdeği zayi etmeyen Allah, bir secdeyi, bir duayı, bir sadakayı, bir sabrı, bir gözyaşını, bir ihlası hiç zayi eder mi? Madem insan hâmil-i emanettir, yeryüzünde halife olarak vazifelidir; öyleyse onun her ameli kaydedilir, saklanır ve ahirette karşısına çıkarılır.

Bu dünyada her şeyin programı ve sureti muhafaza ediliyor. Tohumlarda ağaçların planı, çekirdeklerde meyvelerin programı, nutfede insanın yaratılış haritası, hafızada yaşananların kaydı, DNA’da bedenin şifresi saklanıyor. Bu umumî hıfziyet gösterir ki perde arkasında her şeyi bilen, kaydeden ve muhafaza eden bir Hafîz-i Zülcelâl vardır.

İnsan Amellerinin Muhafazası

En basit bir çiçeğin, ağacın, böceğin, hücrenin programını muhafaza eden Allah’ın; yeryüzünde halife kıldığı, emanet-i kübrayı yüklediği ve kendisine muhatap ettiği insanın amellerini muhafaza etmemesi düşünülemez. Bir tohumun geleceğini saklayan Hafîz-i Hakîm, insanın secdesini, duasını, günahını, sevabını, niyetini ve hizmetini elbette hıfzeder.

Muhafaza Hesap İçindir

Madem insanın amelleri kaydediliyor ve muhafaza ediliyor; bu kayıt elbette boşuna değildir. Her kayıt bir muhasebeye, her muhafaza bir hesaba bakar. Hâlbuki bu dünyada herkes tam hesabını görmüyor; zalim cezasız kalabiliyor, mazlum hakkını alamıyor, nice iyiliklerin karşılığı burada tam verilmiyor. Demek büyük bir hesap yeri, yani mahkeme-i kübra vardır.

وَاِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظ۪ينَۙ كِرَامًا كَاتِب۪ينَۙ يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ

Oysa yanıbaşınızda sizi sürekli gözetleyenler var: Her söz ve davranışınızı kayda geçiren tertemiz, şerefli melekler.  Onlar, yaptığınız her şeyi bilirler. İnfitâr Sûresi: 10-12

اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَم۪ينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَع۪يدٌ مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَق۪يبٌ عَت۪يدٌ

Onun sağında ve solunda oturmuş iki melek zabıt tutarken, Her ne söz atarsa mutlak yanında hâzır bir gözcü vardır. Kaf Sûresi(50) 17- 18. Ayet

Ahiretin Zaruri Neticesi

Öyleyse ahireti inkâr etmek, sadece ölümden sonrasını inkâr etmek değildir; aynı zamanda kâinatta görünen bu muazzam hıfziyeti, yani Allah’ın Hafîz ismini inkâr etmektir. Tohumdan DNA’ya, hafızadan hücreye kadar her yerde görünen muhafazayı inkâr edemeyen insan, onun faili olan Hafîz-i Zülcelâl’i de inkâr edemez.

Kâinatın her tarafında muhafaza var, kayıt var, saklama var, yeniden ortaya çıkarma var. Tohum saklanıyor, hücre korunuyor, hafıza kaydediyor, dünya amelleri muhafaza ediyor. Öyleyse ölüm bir yok oluş değil; kayıtların kapatıldığı ve büyük mahkemede açılmak üzere mühürlendiği bir geçiştir.

En küçük tohumu kaybetmeyen Allah, insanın bir ömürlük amelini kaybetmez. Bir hücreyi unutmayan Allah, kulunu unutmaz. Âhiret, Hafîz isminin ve İlâhî hikmetin ve mutlak adaletin zarurî neticesidir.

Âhireti inkâr etmek, sadece “İnsan öldükten sonra dirilmeyecek.” demek değildir. Aynı zamanda bütün kâinatta hükmeden muhafaza kanununu, her şeyi kaydeden İlâhî hıfzı ve Allah’ın Hafîz ismini görmezden gelmektir. Çünkü bu âlemde hiçbir şey başıboş bırakılmıyor, hiçbir kıymetli netice bütünüyle kaybolmuyor, hiçbir hayat programı sahipsiz kalmıyor. Böylesine kuşatıcı bir muhafaza, insanın ebedî hayatına bakan amellerini nasıl zayi etsin?

Evet, her bir zîhayatta bulunan hıfzu’l-hayat hissi, vücudun ebedî bir bekaya ism-i Hay, Hafîz, Bâki’nin tecellisiyle incirar edeceğine delâlet eder.

Her canlıda hayatını koruma arzusu vardır. En küçük böcekten insana kadar bütün canlılar ölmek istemez, varlığını devam ettirmek ister. Bu “hayatı muhafaza etme hissi”, sadece dünya hayatını korumaya bakan basit bir refleks değildir; aynı zamanda hayatın fânilikte boğulmayıp ebedî bir bekaya doğru sevk edildiğine işaret eder.

“Her Bir Zîhayatta Bulunan Hıfzu’l-Hayat Hissi”

Zîhayat, hayat sahibi canlı demektir. Hıfzu’l-hayat hissi ise canlının kendi hayatını koruma duygusudur. Mesela kuş yavrusunu korur, karınca yuvasını savunur, ceylan tehlikeden kaçar, insan hastalıktan sakınır, bitki bile kökleriyle suyu arar, yapraklarıyla ışığa yönelir. Demek hayat, kendi içinde “devam etmek” isteyen bir sır taşır.

Hayatın Devam Etme Arzusu

Hiçbir canlı yok olmak istemez. Bir sinek bile üzerine el yaklaştığında kaçar. Bir balık ağdan kurtulmaya çalışır. Bir kuzu annesine sığınır. Bir insan ölümden korkar, sağlığını korumaya çalışır, sevdiklerinin yaşamasını ister. Bu hâl gösterir ki hayat, mahiyetinde bekaya meyillidir; yani varlık devam etmek ister.

“Vücudun Ebedî Bir Bekaya İncirar Edeceğine”

Burada “incirar etmek”, bir neticeye doğru çekilmek, sürüklenmek, yönelmek demektir. Yani canlılardaki hayatı koruma hissi, varlığın sadece geçici dünya hayatıyla sınırlı olmadığını; daha büyük, daha devamlı, daha ebedî bir hayata doğru sevk edildiğini gösterir.

Susuzluk Suya Delildir

Nasıl susuzluk hissi suyun varlığına işaret eder; açlık hissi rızkın varlığına delildir; göz görmeye, kulak işitmeye göre yaratılmıştır. Aynen öyle de insandaki ebediyet arzusu, yok olmama isteği, sevdikleriyle sonsuz yaşama temennisi de ahiretin varlığına işaret eder. Allah insana karşılığı olmayan boş bir arzu vermemiştir.

“İsm-i Hay’ın Tecellisiyle”

Hay, Allah’ın hayat sahibi ve hayat verici ismini ifade eder. Bütün canlılarda görünen hayat, Allah’ın Hay isminin tecellisidir. Bir hücredeki canlılık, bir kuşun uçuşu, bir insanın düşünmesi, bir çiçeğin açması hep bu ismin parıltılarıdır. Hayatı veren Zât, hayatı fânilikte boşa çıkarmaz.

“İsm-i Hafîz’in Tecellisiyle”

Hafîz, muhafaza eden demektir. Allah sadece canlıyı bir müddet yaşatmaz; onun programını, hafızasını, neslini, amellerini ve neticelerini de muhafaza eder. Tohumda ağacı, yumurtada canlıyı, nutfede insanın yaratılış planını saklayan Allah; insanın ruhunu, amellerini ve hayatının manasını da muhafaza eder.

“İsm-i Bâki’nin Tecellisiyle”

Bâki, ebedî olan, fâniliğe mahkûm olmayan demektir. Allah bâkidir; O’nun isimlerine ayna olan hayat da tamamen yokluğa atılmaz. Dünyadaki hayat fânidir, fakat hayatın hakikati ebediyete bakar. Bu yüzden insanın ruhuna sonsuzluk arzusu konmuştur. Çünkü insan Bâki olan Allah’a muhataptır.

Netice

Bir canlı hayatını korumak istiyorsa, bu istek tesadüfî değildir. Bu his, hayatın kıymetli olduğunu gösterir. Özellikle insan, sadece yaşamak istemez; sonsuz yaşamak ister. Sevdikleri kaybolmasın, güzellikler bitmesin, saadet tükenmesin ister. Bu kadar kuvvetli beka arzusu, yoklukla alay edilmek için verilmiş olamaz.

Her canlıda bulunan hayatını koruma duygusu, Allah’ın Hay, Hafîz ve Bâki isimlerinin tecellisidir. Hay ismi hayatı verir; Hafîz ismi o hayatın programını, manasını ve neticesini muhafaza eder; Bâki ismi ise bu hayatın ebedî bir bekaya doğru sevk edildiğini gösterir. Demek hayat, ölümle tamamen sönmek için değil; ahirette daha mükemmel bir surette devam etmek için verilmiştir.

Madem her canlı hayatını korumaya çalışıyor; madem insanın kalbinde sonsuz yaşama arzusu var; madem Allah Hay’dır, Hafîz’dir, Bâki’dir; öyleyse hayat fânilikte kaybolmaz. Dünya hayatı bir çekirdek, ahiret ise o çekirdeğin açılacağı ebedî bahardır.

📥 PDF İndir
Paylaş: Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Önceki Konu3- Cesedin bir uzvundaki bir hüceyrede yapılan tasarruf, en evvel cesedi tasavvur etmeye mütevakkıftır.
Sonraki Konu 5- Bir incir tohumunu tavırdan tavıra hıfzeden, devirden devire himaye eden, inhilalden vikaye eden…
Yorum Ekle
Yorum Yap Yanıtı İptal Et

Şemme Risalesi içerikleri
  • 1- Şu âlem, görünen ve görünmeyen bütün tabakat ve envaıyla لَا اِلٰهَ اِلَّا هُو diye tevhidi ilan ediyor.
  • 2- Hiçbir insanın Cenab-ı Hakk’a karşı hakk-ı itirazı yoktur ve şekva ve şikayete de haddi yoktur.
  • 3- Cesedin bir uzvundaki bir hüceyrede yapılan tasarruf, en evvel cesedi tasavvur etmeye mütevakkıftır.
  • 4- Hevam, balık gibi küçük hayvanların yumurtalarını, haşerat ve nebatatın tohumlarını…
  • 5- Bir incir tohumunu tavırdan tavıra hıfzeden, devirden devire himaye eden, inhilalden vikaye eden…
  • 6- Lafızların tebeddülüyle mana tebeddül etmez, bâki kalır. Kabuk parçalanır, lüb bâki ve sağlam kalır.
  • 7- Uluhiyetin azameti, izzeti, istiklaliyeti, her şeyin küçük olsun büyük olsun, yüksek olsun alçak olsun…
  • 8- Maddî olan bir şey, kesafeti ne kadar fazla olursa o nisbette ince ve gizli şeyleri göremez…
  • 9- Ekseriyet-i mutlakayı teşkil eden avam-ı nâsın fehimleri Kur’anca o kadar müraat edilmiştir ki…
  • 10- Âyetlerin bahsettikleri hakikatler, şiirlerin bahsettikleri hayalattan pek vâsi ve pek yüksektir.
  • 11- Hâlık’ın vahdetini gösteren âyineler ve delillerini okutan sahifelerin pek çok çeşitleri olduğu gibi
  • 12- Bir kelimeyi yazan harfini yazanın gayrısı, bir sahifeyi yazan satırı yazanın gayrısı…
  • 13- Yıldızlar, şemsler arasında mümaselet olduğu gibi filcümle müsavat da vardır.
  • 14- İnsanın bir ferdinde bir cemaat-i mükellefîn bulunur. Evet, her bir uzuv, bir şey için yaratılmıştır.
  • 15- İnsanları fikren dalalete atan sebeplerden biri; ülfeti, ilim telakki etmeleridir.
  • 16- İnsanların arza ait malûmat ve müsellemat-ı bedihiyatları ülfete mebnidir.
  • 17- Aralarında münasebet, muamele, hattâ mükâleme bulunan iki şeyin…
  • 18- Denizlerde vukua gelen medd ve cezir gibi evliya arasında da bast-ı zaman…
  • 19- Bir bürhan ile elde edilen netice-i tevhidi bazı insanlar isti’zam ile dar zihinlerine sıkıştıramazlar…
  • 20- Fesübhanallah! Mülk ile melekût arasındaki hicab ne kadar incedir, aralarındaki mesafe ne kadar büyüktür.
  • 21- Kezalik Allah’ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir.
  • 22- Kezalik ef’al-i beşer için iki cihet vardır. Eğer niyet ile Allah’ın hesabına olursa…
  • 23-  Kâinatın miftahı, anahtarı insanın elindedir. Âlemin kapıları açık ise de manen kapalıdır.
  • 24- “Ene”nin mahiyeti mevhumedir, rububiyeti hayalîdir. Vücudu bir şeye hâmil olamaz.
  • 25- Eğer insan, benliğine mizan nazarıyla bakarsa kâinattan zihnine akıp gelen âfakî malûmatı kendi malûmatı ile
  • 26- “Ene”nin iki vechi vardır. Bir vechini nübüvvet almıştır. Bir vechini de felsefe almıştır.
  • 27- İkinci vechi alan felsefe, enenin vücudunu aslî ve kendisini müstakil ve mâlik-i hakiki olduğunu zu’metmişlerdir.
  • 28- Hayrat ve hasenatın hayatı niyet iledir. Fesadı da ucub, riya ve gösteriş iledir.
  • 29- Kâinat bir şeceredir. Anâsır onun dallarıdır. Nebatat yapraklarıdır. Hayvanat onun çiçekleridir.
Nur Divanı, Risale-i Nur’u sadece okumak için değil; anlamak, hazmetmek ve hayata taşımak için kurulmuş bir izah platformudur. “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” Bu sebeple metinler; şerh ve izahlarla açılır, mânânın zihne ve kalbe yerleşmesi hedeflenir.
Son Yazılar
  • Mülk Suresinde ölümün hayattan önce zikredilişi Ağustos 23, 2026
  • Beşinci Reşha: Arkadaş! Şu zat-ı nurani (asm) mürşid-i imanî, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm bak Ağustos 23, 2026
  • Dördüncü Hastalık: “Sû-i zan”dır. Ağustos 22, 2026
  • Onuncu Deva Ağustos 18, 2026
  • Üçüncü Hastalık: “Gurur”dur. Ağustos 14, 2026
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.