Yalı Çapkını İş Başında
Yalı çapkını, küçücük bedeniyle suyun üstünde bekleyen sessiz bir avcıdır. 40 gram ağırlığı ve 18 cm’e ulaşan boyuyla ilk bakışta onun suya dalması imkânsız gibi görünür. Çünkü normalde bir canlının suya batabilmesi için vücudunun sudan ağır olması gerekir. Bu ölçüye göre yalı çapkınının her dalışta suyun yüzeyinde kalması, derine inememesi ve balık avlayamaması beklenirdi. Fakat o, bu beklentiyi bozar; her dalışında suyun altındaki avını büyük bir ustalıkla yakalar.

Suyun Üstündeki Sabır
Balıkla beslenen bu usta avcı, genellikle bir dalın, kayanın veya su kenarındaki yüksekçe bir yerin üzerinde sabırla bekler. Gözleri suyun içindedir. Sanki bütün varlığıyla suyun altında saklanan avına kilitlenmiştir. Bir balık gördüğünde hemen harekete geçmez; önce hedefini belirler, mesafeyi ölçer, dalış açısını ayarlar ve suyun içindeki ışık kırılmasını hesaba katar. Çünkü balık, suyun içinde göründüğü yerde değildir.
Ok Gibi Dalış
Vakit geldiğinde yalı çapkını bir anda bulunduğu yerden fırlar. Kanatlarını çırparak hızlanır, sonra bedenini toparlar ve suya doğru adeta bir ok gibi iner. Balık yüzeye yakınsa onu kolayca kapar; daha derindeyse kanatlarını birleştirir ve suyun içine dalar. Bu hareketi tereddütsüz, hatasız ve büyük bir ustalıkla yapar. Hatta bazı dalışlarında tek seferde birden fazla balık yakalayabilir.
Üç Saniyelik Mucize
Yalı çapkını, 90 km’ye ulaşan bir hızla suya dalabilir. Bu hızla 60 cm derindeki avını yakalar, sonra kendi ekseni üzerinde döner ve kanatlarını kürek gibi kullanarak tekrar su yüzüne çıkar. Bütün bu dalış, yakalama ve çıkış hadisesi yaklaşık üç saniyede gerçekleşir. Üç saniye içinde suya girer, avını bulur, yakalar ve tekrar yukarı çıkar. Bu küçücük kuşun hareketindeki zamanlama, hız ve hassasiyet insanı hayrete düşürür.
Boyunun 414 Katı
Yalı çapkını bu kadar kısa sürede, boyunun 414 katı kadar bir mesafeyi aşmış olur. Bu, onun ne kadar hızlı ve hassas hareket ettiğini gösterir. İnsan ölçeğinde düşünürsek, bu hadise şuna benzer: Bir insanın üç saniye içinde 26 metre derinliğe dalması, oradan bir çoban köpeği büyüklüğünde bir av yakalaması ve tekrar su yüzüne çıkması… Böyle bir şey insan için neredeyse akıl almaz bir maharet iken, yalı çapkını bunu yaratılışına yerleştirilmiş bir programla yapar.
Optik Bilmeyen Kuşun Hesabı
Burada hayret veren bir başka nokta daha vardır. Yalı çapkınının yakalamak istediği balık, ışığın suda ve havada farklı kırılması sebebiyle aslında göründüğü yerde değildir. Yani kuş, gördüğü balığın gerçek konumunu hesaba katmak zorundadır. Peki optik bilmeyen bu küçük kuş, bu fizik problemini nasıl çözer? Suyun içindeki avın hakiki yerini nasıl tespit eder? Yanlış açıyla dalsa avını kaçıracak, yanlış hızla girse suya çarpacak, yanlış zamanda hamle yapsa boş dönecektir. Fakat o, bütün bunları şaşırmadan yapar.
Kim Öğretti?
Uçmak ayrı bir maharet ister. Suya dalmak ayrı bir maharet ister. Avlanmak ise başlı başına bir bilgi, dikkat, zamanlama ve tecrübe ister. Peki bu küçük kuş, uçmayı, dalmayı, hedef seçmeyi, ışığın kırılmasına rağmen avını yakalamayı kimden öğrendi? Ona bu keskin bakışı, bu özel vücut yapısını, bu dalış kabiliyetini, bu hız ve zamanlama ölçüsünü kim verdi? Hangi şuursuz sebep, hangi kör tesadüf, bu kadar hikmetli cihazları onun bedenine yerleştirdi?
Görünüşte küçük olan yalı çapkını, sanat cihetiyle büyük bir harikadır. Onun suya her dalışı, sadece bir avlanma sahnesi değil; ilim, kudret, hikmet ve rahmetle yazılmış canlı bir derstir.
Bu kuş, küçücük bedeniyle bize büyük bir hakikati gösterir: Kendisini terbiye eden, ona yolunu öğreten, avını gösteren, bedenini bu vazifeye göre yaratan ve her hareketinde akılları hayrete düşüren Allah’tır. Böyle bir sanatı tesadüfe vermek, gözün gördüğünü aklın inkâr etmesidir.