
Bakara Suresi’nin 30. ayet-i kerimesinde Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً
“Bir zaman Rabbin meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.’ demişti.”
قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ
Bunun üzerine melekler şöyle dediler: “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?”
Bu ayet-i kerimenin işaretiyle melekler, insanın yeryüzünde fesat çıkaracağını ve kan dökeceğini ifade etmişlerdir. Burada önemli bir soru ortaya çıkar:
Melekler, insanın yeryüzünde fesat çıkaracağını ve kan dökeceğini nereden biliyorlardı?
Müfessirler bu soruya üç farklı şekilde cevap vermişlerdir.
1- Levh-i Mahfuzdan Öğrenmiş Olmaları
Cenab-ı Hak geçmişi, geleceği ve olacak bütün hadiseleri Levh-i Mahfuz’da yazmıştır.
Allah’ın izniyle melekler Levh-i Mahfuz’a bakmış ve insanın yeryüzünde işleyeceği bazı fiilleri orada görmüş olabilirler. Bu sebeple böyle bir ifade kullanmışlardır.
2- Allah Teâlâ’nın Bildirmesi
Bir diğer görüşe göre melekler bu bilgiyi bizzat Allah’ın bildirmesiyle öğrenmişlerdir.
Cenab-ı Hak insanın yeryüzünde işleyeceği bazı fiilleri onlara haber vermiş; onlar da bu bilgiye dayanarak böyle bir soru sormuşlardır.
3- İnsanları Cinlere Kıyas Etmeleri
Üçüncü görüşe göre ise melekler bunu kıyas yoluyla anlamışlardır.
Çünkü insanlardan önce yeryüzünde cinler yaratılmıştı. Cinler yeryüzünde fesat çıkarmış, savaşmış ve kan dökmüşlerdi. Melekler de insanın da benzer bir mahiyete sahip olduğunu düşünerek şöyle bir kıyas yapmış olabilirler:
“Daha önce yaratılan bir varlık yeryüzünde fesat çıkardı. Bu yeni yaratılan varlık da benzer fiiller işleyebilir.”
Önemli Bir Nokta
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır.
Melekler Allah’a asla isyan etmezler. Onlar tamamen itaat üzeredirler.
Bu sebeple meleklerin: “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?” demeleri, Allah’ın hükmüne karşı bir itiraz değildir.
Bu söz, bir itiraz değil; hikmeti anlamaya yönelik bir sualdir.
Yani melekler şöyle demek istemişlerdir: “Ey Rabbimiz! Sen hikmetsiz iş yapmazsın. Bu yaratılışın hikmeti nedir?” Demek ki mesele bir itiraz değil, hikmeti öğrenme arzusudur. Yani bu söz, edep dairesinde sorulmuş bir ilim talebidir.