Kur’an-ı Kerim’de cennet ehli için kullanılan “Nüzül” (نُزُل) kelimesi, lügat manası itibariyle “bir misafire indiği ilk anda sunulan ikram, iştah açıcı başlangıç, aperatif” demektir.
نُزُل (nüzül) kelimesi Kur’ân’da hem cennet ehli hem de cehennem ehli için kullanılır. Fakat iki kullanım arasında çok çarpıcı bir tezat vardır: Cennet için ikramın başlangıcı, cehennem için ise alaylı bir ilk karşılamadır.
وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَشْتَه۪ٓي اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَدَّعُونَۜ
Cennette canınızın çektiği her şey vardır; orada istediğiniz her şey sizindir.”
نُزُلًا مِنْ غَفُورٍ رَح۪يمٍ۟
Gafûr, Rahîm olan Allah’dan bir nüzül olarak. Fussilet 31- 32
لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ
“Rablerine karşı takvâ sahibi olanlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır, onlar orada ebedî olarak kalacaklar. Bu, Allah katından bir **nüzül (ilk ikram)**dır.” Âl-i İmrân 198
Eğer ebedi cennet hayatı, köşkleri, nehirleri ve meyveleriyle sadece bir “nüzul” (ön ikram) ise,
“Asıl sofra/Ana nimet nedir?”
1. Rü’yetullah: Cemâl-i İlahi’nin Müşahadesi
Cennetin bütün maddi lezzetleri, hurileri ve sarayları birer “nüzül”dür. Asıl “ana yemek” ise bizzat Allah’ın zatını görmektir. Bediüzzaman Said Nursi’nin de vurguladığı gibi:
“Bin sene mes’udâne hayat-ı dünyeviye, bir saat hayat-ı cennete mukabil gelmez. Ve bin sene hayat-ı cennete, bir saat rü’yet-i cemâl-i İlahiye mukabil gelmez.”
Yani cennetin bin senesi, O’nun cemalini bir saat görmenin yanında sönük kalır. “Nüzül” olan cennet, bu en büyük nimete hazırlık aşamasıdır.
لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌۜ
İhsanda bulunanlar için güzellik ve bir ziyâdelik vardır
Yunus Sûresi(10) 26. Ayet
Cennet bir nimetse, “ziyade” o nimetin çok fevkindeki rü’yetullahtır.
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.
اِلٰى رَبِّهَا نَاظِرَةٌۚ Rablerine bakarlar.
Kıyamet Sûresi(75) 22. 23.Ayet
Bu ayetler, rü’yetullah konusundaki en sarih (açık) ifadelerdir: Buradaki “bakma” (nazar) fiili, “ilâ” edatıyla kullanıldığı için Arapça dil bilgisi açısından “baş gözüyle bakmak ve görmek” manasına gelir. Âlimler, bunun bir beklenti değil, doğrudan bir müşahade olduğunu belirtirler.
2. Marifetullah ve Muhabbetullah (Allah’ı Tanımak ve Sevmek)
Asıl nimet, rızadır. “Ve rıdvânun minallâhi ekber” (Allah’ın rızası ise her şeyden büyüktür – Tevbe, 72) ayeti bu sırrı fısıldar.
- Nüzül: Mekânın ve bedenin tatminidir (Cennet lezzetleri).
- Asıl Nimet: Ruhun ve kalbin, Sahibi ile olan vuslatıdır. Allah’ın hitabına mazhar olmak ve O’nun razı olduğunu bizzat O’ndan duymaktır.
CEHENNEM EHLİ İÇİN “NÜZÜL”
لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ
O zakkûm ağacının meyvesinden mutlaka yiyeceksiniz.
فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۚ
Yiyecek ve karınlarınızı onunla tıka basa dolduracaksınız.
فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَم۪يمِۚ .
Üzerine de o kaynar sudan içeceksiniz.
فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْه۪يمِۜ
Hem de susuzluk hastalığına yakalanmış develerin suya saldırışı gibi saldırarak içeceksiniz.
هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدّ۪ينِۜ
Onlara hesap gününde sunulacak ilk ikramdır (nüzül)
Vâkıa 52- 56
Aynı kelime cehennemlikler için de kullanılır. Fakat burada ince ve sarsıcı bir istihza vardır:
İkram diye sunulan şey, aslında azabın ta kendisidir.
Bu ifade, inkârcılar için hem alay, hem de dehşetli bir tehdittir. Çünkü “nüzül” kelimesi, misafire sunulan ilk ikramı ifade eder. Eğer bu ilk ikram; zakkum ağacı ve kaynar su ise, artık gerisini tasavvur etmek bile mümkün değildir.
Yani Kur’ân, azabın tamamını anlatmaz; sadece başlangıcını gösterir… Ve gerisini akla bırakır. Eğer başlangıç bu kadar korkunçsa, devamı nasıldır? İşte “nüzül” kelimesi, bu soruyu açıkça söylemez; fakat kalbe sessizce fısıldar… Ve insanı dehşete düşürür.