İşte ey akıl, dikkat et! Meş’um bir âlet nerede, kâinat anahtarı nerede? Ey göz, güzel bak! Âdi bir kavvad nerede, kütüphane-i İlahînin mütefennin bir nâzırı nerede? Ve ey dil, iyi tat! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede, hazine-i hâssa-i rahmet nâzırı nerede?
Ve daha bunlar gibi başka âletleri ve azaları kıyas etsen anlarsın ki hakikaten mü’min cennete lâyık ve kâfir cehenneme muvafık bir mahiyet kesbeder. Ve onların her biri, öyle bir kıymet almalarının sebebi; mü’min, imanıyla Hâlık’ının emanetini, onun namına ve izni dairesinde istimal etmesidir. Ve kâfir, hıyanet edip nefs-i emmare hesabına çalıştırmasıdır.
Üçüncü kârda Üstadımız her bir aza ve hâssenin kıymeti birden bine çıkar demişti ve bunu akıl, göz ve dil misalleriyle anlatmıştı. Şimdi bu üçüncü karın neticesini zikrediyor. Aynı akıl, aynı göz, aynı dil… Fakat istikamet değişince değer bütünüyle değişir.
İşte ey akıl, dikkat et!
Akıl nefs hesabına çalıştırıldığında geçmişin pişmanlıklarını, geleceğin korkularını yükleyen meş’um bir âlet olurken; Allah hesabına çalıştırıldığında kâinatın kapılarını açan bir anahtar hâline gelir. Aynı akıl ya insanı yiyip bitirir ya da onu ebedî saadete götüren bir rehber olur.
Ey göz, güzel bak!
Göz nefs namına çalıştırıldığında geçici güzelliklere hizmet eden âdi bir kavvad derekesine düşerken; Allah namına baktığında kütüphane-i İlâhiyenin mütefennin bir nâzırı olur. O zaman göz, bakıp geçen değil; okuyup anlayan, sanatın arkasındaki Sanatkârı tanıyan bir vasıta hâline gelir.
Ve ey dil, iyi tat!
Dil sırf mide hesabına çalıştığında midenin tavlasında duran bir kapıcı, bir fabrika yasakçısı gibi olur. Hayat tabağa iner. Fakat Rezzâk-ı Kerîm namına çalıştığında dil, rahmet-i hâssa hazinelerinin nâzırı olur; her lokmada şefkati görür, kudreti tanır, şükürle rapor eder.
Bunlara diğer azaları da kıyas et: El ya zulme uzanır ya yardıma; Ayak ya günaha gider ya hayra;
kulak ya gıybete ya Kur’ân’a; Kalp ya dünyaya bağlanır ya Allah’a… Aletler aynı, netice bambaşkadır. Fark, uzuvlarda değil; kime hizmet ettiklerinde gizlidir.
İşte buradan anlarsın ki mü’min, imanıyla cennete lâyık bir mahiyet kazanır; kâfir ise emanete hıyanet edip nefs-i emmâre hesabına çalıştırdığı için cehenneme muvafık bir şekle girer. Fark, yaratılışta değil; emanetin kime ait bilinip kimin namına kullanıldığındadır. Mü’min, Hâlık’ının emanetini O’nun izni dairesinde istimal eder; kâfir ise “benim” der, hıyanet eder. Değer artışı da düşüşü de buradan doğar.
Cennet ve cehennem meselesini şöyle düşünelim: Bu iki yer biri değerin toplandığı yer, diğeri değersizin ayrıldığı yerdir. Nasıl ki bir kuyumcu vitriniyle çöp konteyneri aynı işi görmezse, ahiret de aynı kanunla işler. Değerli olan saklanır, korunur, sergilenir; değersiz olan atılır, ayrılır, dışarıda bırakılır.
Bir müzeyi düşün. İçeriye giren şeyler rastgele değildir. Kırık tuğla koymazlar, paslı teneke sermezler. Ama paha biçilemez bir tabloyu özel ışıkla, alarmla, camekânla muhafaza ederler. Çünkü müze, kıymetlilerin mekânıdır. Çöplük ise tam tersidir; işe yaramayan, çürüyen, kokan ne varsa oraya dökülür. Kimse “Niye bu tablo çöplükte değil?” demez; çünkü herkes bilir ki mekân, kıymete göre seçilir. İnsan da böyledir. Elindeki cihazlar—akıl, göz, dil, kalp—başlı başına çok kıymetlidir. Ama bu kıymet nasıl kullanıldığına göre ya artar ya düşer.
Bir tren yolculuğunda insanlar ve hayvanlar birlikte seyahat etse, elbette insanlar birinci mevkide, hayvanlar ise ahır kısmında olur. Bu ayrım zulümden değil, mahiyetten doğar. İnsan insan olduğu için oradadır; hayvan da hayvan olduğu için. Kimse “Neden hayvan birinci mevkide değil?” diye itiraz etmez.
Aynı durum evlerimizde de geçerlidir. İnsanlar evin içinde, odalarda yaşar; inekler ahırda, kedi bir sepette, fare ise bir delikte barınır. Kimse bunu adaletsizlik saymaz. Çünkü mekân, kıymete göre verilir. Uçak yolculuğunda da insan kabinde, hayvan kargo bölümündedir. Sebep basittir: Mahiyetler farklıdır, kıymetler farklıdır.
Demek ki yaşanılan yer, rastgele değil; kazanılan değere göre belirlenir. Kıymetli olanlar kıymetli mekânlara, kıymetsizleşenler ise kıymetsiz yerlere gider. Cennet de böyledir: Orası yüksek kıymet isteyen bir yurttur. Orada bulunmak isteyen, dünyada bu azalarına kıymet kazandırmak zorundadır.
Ey nefsim! Dünyanın menfaatlerine köle olmuş bir akılla, harama alıştırılmış bir gözle, nimeti tadıp şükrü unutmuş bir dille, yalanı ve gıybeti meslek edinmiş bir ağızla, günaha koşmayı marifet sayan bir ayakla, fanî dünyaya zincirlenmiş bir kalple… cennete gideceğini mi zannediyorsun?
Hangi kapı, üstü başı pis olanı içeri alır? Hangi saray, çamurla geleni buyur eder? Temizlenmeden, arınmadan, yön değiştirmeden rahmet sofrasına oturacağını mı sanıyorsun?
Ey nefs! Cennet, heveslerini kutsayanların değil; heveslerini dizginleyenlerin yurdudur. Orası bahanelerin değil, teslimiyetin diyarıdır.
Aynı akıl ya seni secdeye götürür ya inkâra; aynı göz ya ibret toplar ya günah; aynı dil ya şükürle yükselir ya yalanla çürür. Bahane arama! Sorun aletlerde değil, istikamettedir. Yönünü değiştirmeden menzili değiştiremezsin.
| Aza / Cihaz | Allah’a Satılırsa | Nefse Satılırsa |
|---|---|---|
| Akıl | Hikmet arar, Esmâ’yı keşfeder, kâinatın anahtarı olur | Menfaat hesaplar, vesvese üretir, sahibini boğar |
| Göz | İbretle bakar, kâinat kitabını okur, rahmet çiçeklerinden bal toplar | Harama bakar, heves taşır, sahibinin başında düşman olur |
| Dil | Şükür eder, rahmet hazinelerinin nâzırı olur | Yalan söyler, gıybet eder, midenin kapıcısına düşer |
| Kulak | Kur’ân’ı ve hakkı dinler, kalbi diriltir | Gıybeti dinler, fitne taşır, kalbi kirletir |
| El | Sadaka verir, yarayı sarar, rahmet eli olur | Zulme uzanır, hak yer, vebal taşır |
| Ayak | Hayra gider, mescide taşır, sevaba koşar | Günaha koşar, harama taşır, pişmanlık biriktirir |
| Kalp | Allah’a bağlanır, huzur bulur, cennete yönelir | Dünyaya bağlanır, kaygıyla dolar, cehenneme sürüklenir |
| Zaman / Ömür | İbadet olur, bâkîleşir, ebediyete yazılır | İsraf olur, erir, pişmanlık bırakır |
| Beden | İtaatle nurlanır, emanet bilinci kazanır | Hevesle yıpranır, hıyanet yükü taşır |
| Netice | Kıymet kazanır → Cennete lâyık mahiyet | Kıymet kaybeder → Cehenneme muvafık mahiyet |