Hem nasıl sahralarda ve dağlardaki küçük küçük tepelerin türlü türlü muntazam çiçeklerle süslenmeleri, her biri bir Sâni’-i Hakîm’in vücubuna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber, heyet-i mecmuasıyla haşmet-i saltanatını ve kemal-i rububiyetini gösterir.
Sahralarda ve dağların küçük küçük tepelerinde, birbirinden farklı ama hepsi son derece muntazam çiçeklerin açması; basit bir süs değil, derin bir hakikatin ilanıdır.
Dağları Bu Kadar Hikmetle Süslemek Nasıl Bir Fiildir?
Dağa birçok hikmetler verip onu türlü türlü çiçeklerle süslemek; ilim, irade, kudret ve rahmetin birlikte tecelli ettiği küllî bir fiildir. Çünkü bir dağın süslenmesi demek; sadece çiçeği yaratmak değil, o çiçeğin yaşayacağı toprağı hazırlamak, suyunu göndermek, güneşini ayarlamak, mevsimini tanzim etmek ve bütün bu unsurları birbiriyle uyum içinde çalıştırmak demektir. Yani tek bir çiçek için bile adeta bütün kâinatın devreye girmesi gerekir.
Bu ise gösterir ki bu fiil:
- İlim ister: Hangi çiçek nerede açacak, hangi renk hangi zemine yakışacak bilinir.
- İrade ister: O çiçek özellikle o dağa yerleştirilir.
- Kudret ister: Yoktan var edilir, her yıl yeniden ihya edilir.
- Rahmet ister: Sadece fayda değil, güzellik ve zevk de verilmiştir.
Böyle bir fiil, şuurlu, hikmetli ve sanatkârane bir tasarruftur. Bir dağı çiçeklerle süslemek, sadece “yaratmak” değil; kâinat çapında işleyen, ilimle programlanan kudretle icra edilen ve rahmetle süslenen ilahî bir fiildir.
Vücubuna Şehadet
Basit Bir Resimden Büyük Bir Hakikate
Kâğıda çizilmiş basit bir tepe ve üzerine serpiştirilmiş birkaç çiçek bile, onu çizen bir ressamın varlığını gösterir. Çünkü ortada bir şekil, bir düzen ve bir maksat vardır. Kimse dönüp de “Bu çizim kendi kendine oluştu” demez.
Şimdi düşünelim: O basit resmin gerçeği olan sahralar, dağlar ve üzerlerindeki türlü türlü muntazam çiçekler… Her biri canlı, her biri renkli, her biri ölçülü ve hikmetli. Birinde koku, diğerinde şifa, bir başkasında estetik bir güzellik…
Bu kadar canlı, bu kadar sanatlı ve bu kadar maksatlı bir manzara, elbette o basit resimden çok daha kuvvetli bir şekilde bir Sâni’-i Hakîm’in varlığını gösterir. Zira cansız bir çizim bile ressamsız olmazken, hayat dolu bu muhteşem tablo nasıl sahipsiz olabilir?
Vahdetine İşaret
Çiçekten Dağa, Dağdan Kâinata Uzanan Delil
Dağların çiçeklerle süslenmesi bize şunu açıkça gösterir: Bir çiçeğin sahibi kim ise, o dağın da sahibidir. Çünkü o küçücük çiçek, sadece kendini değil; içinde bulunduğu toprağı, havayı, suyu, güneşi ve bütün dengeyi ister. O hâlde o çiçeği yapan, dağın tamamını; dağın sahibiyse yeryüzünü; yeryüzünün sahibi ise güneş sistemini idare eden Zât olmak zorundadır. Zira bir çiçeğin varlığı, bütün kâinatla bağlıdır. Parça, bütünden kopuk olamaz.
Çiçeklee Tek Bir Üslupla Yazılmıştır
Ayrıca bu çiçekler, dünyanın neresine gidersen git, aynı kanunla ve aynı üslupla yaratılır. Farklı kıtalarda, farklı dağlarda açan çiçekler; hep aynı sistemle hayat bulur: kök, gövde, yaprak, çiçek ve tohum… Bu birlik, çoklu ellerin değil; her şeyi birden idare eden tek bir kudretin eseridir. Çünkü farklı ustalar olsaydı, bu kadar umumi bir uyum ve benzerlik olmazdı.
Kâinat İlahi Bir Mektup, Çiçekler Onun Mühürleri
Bir de meseleye mühür cihetinden bakalım: Nasıl ki bir mektubun üzerindeki mühür, onun sahibini gösterir; aynen öyle de her bir çiçek bir mühr-ü Rahmanîdir. Üzerindeki nakışlar, renkler ve hikmetli şekiller, onu yazan Sâni’ini gösterir. O çiçeğin bulunduğu tepecik de bir mektup gibidir; üzerindeki çiçeklerle yazılmış manidar satırlar taşır. Hatta o tepecik de bir mühür olur; içinde bulunduğu sahra ve ova ise baştan sona bir mektub-u Rahmanî hâlini alır. Her bir çiçek, her bir tepe, her bir parça; bütün kâinatı kendi Hâlık’ına bağlayan bir mühürdür. Her biri, “Ben kimin eseriysem, bütün bunlar da O’nundur” der.
… heyet-i mecmuasıyla haşmet-i saltanatını ve kemal-i rububiyetini gösterir.
Haşmet-i saltanatını
Dağların ve sahraların türlü türlü çiçeklerle topluca süslenmesi, tek tek çiçeklerin sanatından daha büyük bir hakikati gösterir. Çünkü bir çiçeği yaratmak ayrı bir sanat olsa da aynı anda milyonlarca çiçeği farklı yerlerde, farklı zamanlarda, farklı ihtiyaçlara göre birlikte yaratmak; ancak her şeye hükmeden bir saltanatın haşmetini gösterir. Bahar geldiğinde yeryüzünün bir anda rengârenk çiçeklerle donatılması, adeta bir padişahın hazinelerini sergilemesi gibidir. Bu kadar geniş bir sahada, bu kadar çok sanatın bir anda ve karışmadan icra edilmesi; sınırsız bir kudretin ve azametli bir hâkimiyetin açık ilanıdır.
Kemal-i rububiyetini
Aynı zamanda bu manzara, kemal-i rububiyeti de gösterir. Çünkü her bir çiçek, tam zamanında açar, ihtiyacı olan suyu, ışığı ve besini eksiksiz bulur; solunca yerini yenisine bırakır. Hiçbir karışıklık, gecikme veya ihmal görülmez. Bu da gösterir ki, bu kâinat yalnız yaratılıp bırakılmamış; bilakis her an idare edilen, beslenen ve terbiye edilen bir sistemdir. Demek ki bu umumi çiçeklenme hâli, hem haşmetli bir saltanatın tecellisi, hem de her şeyi en mükemmel şekilde idare eden bir Rabbin kemalli rububiyetinin apaçık bir göstergesidir.