Close Menu
Risale-i Nur
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

İntizam vahdetin mührüdür

Haziran 15, 2026

Hücrelerin sessiz yolculuğu

Haziran 15, 2026

Uhuvvet nedir?

Haziran 14, 2026
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Risale-i Nur
Facebook X (Twitter) Instagram
Salı, Haziran 16
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Risale-i Nur
Ana Sayfa»Sözler»Otuz Üçüncü Söz
SözlerOtuz Üçüncü Söz

Altıncı Pencere-10- Hem nasıl bütün kalplere, insan ise her nevi ulûm…

0
By Nur Divanı on Nisan 4, 2026 Otuz Üçüncü Söz
Hem nasıl bütün kalplere, insan ise her nevi ulûm ve hakikatleri bildiren, hayvan ise her nevi hâcetlerinin tedarikini öğreten bütün ilhamat-ı gaybiye, bir Rabb-i Rahîm’in vücudunu ihsas eder ve rububiyetine işaret eder.

Hem nasıl bütün kalplere, insan ise her nevi ulûm ve hakikatleri bildiren

İnsanlar İçin: Ulûm ve Hakikatlerin Bildirilmesi

İnsanın “her nevi ulûm ve hakikatleri” bilmeye kabiliyetli olarak yaratılması, Risale-i Nur’un en temel insan tanımıdır. Bu ifade, insanın sadece biyolojik bir canlı değil, kâinatın sırlarını çözen bir “müfettiş” ve ilahi isimlerin tecellilerini okuyan bir “muhatap” olduğunu vurgular.

İnsanın ilhamı küllîdir. Bilimdeki büyük keşiflerden, kalpte doğan manevi hakikatlere kadar her şey, bir “ihsas-ı Rabbânî” eseridir.

İlmî Keşifler: Pek çok bilim insanı, yıllarca çözemediği bir formülün veya icadın cevabını bir anda kalbine doğan bir parıltı (sezgi/ilham) ile bulur. Genellikle akli muhakemenin bittiği yerde kalbe doğan bir ilham ile olur. Bu, insanlığın tekâmülü için perde arkasından verilen bir derstir.

Kalbi Hakikatler: İnsanın vicdanında hissettiği “doğru ve yanlış” ayırımı, bir musibet anındaki teselli hissi veya bir ibadetten alınan manevi lezzet; kalbe fısıldanan birer ilhamdır.

Hayvanların ilhamı sadece kendi hayatlarını sürdürecek dar bir alanla (rızık, yuva, savunma) sınırlı iken; insana verilen cihazlar (akıl, kalp, ruh, hayal, hafıza) tüm kâinatı kuşatacak bir genişliktedir.

Bir arı sadece çiçekten anlar; fakat insan hem çiçeğin biyolojisinden (botanik), hem yıldızların hareketinden (astronomi), hem de atomun yapısından (kuantum fiziği) anlar. Bu genişlik, insana her nevi ilmin kapısının açıldığını gösterir.

Hem insan, Allah’ın bütün isimlerini anlayabilecek bir kapasitede yaratılmıştır. Fen bilimleri dediğimiz her bir bilim dalı, aslında ilahi bir ismin tecellisini okumaktan ibarettir.

  • Tıp İlmi: Şâfi isminin bir tecellisidir.
  • Mühendislik/Mimarlık: Sâni ve Mukaddir isimlerinin aynasıdır.
  • Matematik: Alîm ve Adl isimlerinin bir ölçüsüdür. İnsana bu ilimlerin bildirilmesi, aslında ona bu isimleri okuma “vazifesinin” verilmesidir.

Sadece maddi bilimler değil, manevi hakikatler de insana “bildirilir.” İnsan, eşyanın sadece dış yüzünü değil, arkasındaki manayı (Mana-yı Harfî) anlayacak bir kalbe sahiptir.

hayvan ise her nevi hâcetlerinin tedarikini öğreten bütün ilhamat-ı gaybiye

Bu ifade, hayvanat dünyasındaki o muazzam sevk-i ilahiyi ve her bir canlının aslında gizli bir muallimden ders aldığını ilan eder. Hayvanlar, dünyaya geldikleri anda hayatlarını sürdürecek tüm bilgilere “hazır” olarak sahip kılınmışlardır. Bu, tesadüfün işi değil, her bir ferdin ihtiyacını bilen bir Rabb-i Rahîm‘in gaybi bir talimidir.

1. Fıtrî Talim (Doğuştan Gelen Uzmanlık)

İnsan bir işi öğrenmek için yıllarca okula giderken, hayvanlar dünyaya birer “usta” olarak gönderilirler.

Yılan Balığının Hicreti: Sargasso Denizi’nde doğan yılan balıkları, binlerce kilometre ötedeki nehirleri bulup oraya giderler. Yıllar sonra üremek için hiç şaşırmadan doğdukları okyanus derinliğine geri dönerler. Onlara bu rotayı ve navigasyonu öğreten, gaybi bir ilhamdır.

Örümceğin Mühendisliği: Bir örümcek, kimseden ders almadan, en ince statik hesapları yaparak ağını örer. Ağın hangi ipinin yapışkan, hangisinin taşıyıcı olacağını bilmesi, doğrudan bir “öğretilme” eseridir.

2. Rızık ve Tedarik İlhamı

Hayvanlar, hangi otun şifalı, hangi avın tehlikeli olduğunu veya kışlık erzakını nasıl saklayacağını ilhamla bilirler.

Sincabın Hafızası: Sincaplar yüzlerce meşe palamudunu toprağa gömerler. Kışın kar altından bunları bulmaları, sadece kokuyla değil, onlara verilen manevi bir hafıza ve sevk ile olur. Üstelik unuttukları palamutlar yeni ağaçların yetişmesine vesile olur ki; bu da “hizmetlerde gönderilmek” sırrıdır.

Arının İlaç Bilgisi: Bal arıları, kovanın sterilizasyonu için propolis denilen maddeyi bitkilerin reçinelerinden toplarlar. Hangi bitkiden hangi maddeyi alacağını ona bildiren, onun “sağlık hacetini” gören bir iradedir.

3. Savunma ve Hayatta Kalma Sanatı

Her hayvan, düşmanına karşı hangi silahı kullanacağını gayet iyi bilir.

Mürekkep Balığı: Tehlike anında suyun rengini değiştirecek sıvıyı ne zaman bırakacağını; bukalemun hangi zeminde hangi renge bürüneceğini bir laboratuvar eğitimiyle değil, “ilhamat-ı gaybiye” ile öğrenir.

Yavru Ceylan: Doğar doğmaz ayağa kalkıp annesinin peşinden koşması gerektiğini bilir. Çünkü yaşamak için buna “hacet”i (ihtiyacı) vardır.

4. Gaybi Bir Rabb-i Rahîm’in İşareti

Bu ilhamlar neden “gaybi” (gizli) olarak isimlendirilir? Çünkü: Hayvanın başında bir öğretmen yoktur. Tam ihtiyaç anında (hacet vaktinde) kalp kulağına fısıldanır. Bütün yeryüzündeki milyonlarca tür hayvana, aynı anda, kendi dillerince ve ihtiyaçlarınca ders verilir.

…bir Rabb-i Rahîm’in vücudunu ihsas eder ve rububiyetine işaret eder.

İnsan Cephesi: “Ulûm ve Hakikatlerin Bildirilmesi”

İnsanın ilhamı daha küllîdir. Bilimdeki büyük keşiflerden, kalpte doğan manevî hakikatlere kadar her şey, bir “ihsas-ı Rabbânî” (Rabbânî bir hissettirme) eseridir.

Vücuduna İşaret: Bilim tarihindeki pek çok büyük keşif, yıllarca süren araştırmaların sonunda ani bir parıltı (sezgi/ilham) ile kalbe doğar. Bu “bildirilme” fiili, bildiren bir Mülhim‘in (İlham Veren) varlığını ispat eder. İnsanın kendi başına ulaşamayacağı “hakikatlerin” kalbine fısıldanması, o kalbin sahibinin varlığına en parlak delildir.

Rububiyetine İşaret: İnsanın sadece karnını değil, aklını ve ruhunu da doyuracak ilimlerin ona öğretilmesi, en yüksek bir Rububiyet tecellisidir. İnsanı kâinatın “müfettişi” yapacak kadar geniş ilimleri ona ihsan etmek, onu muhatap kabul edip terbiye ettiğini gösterir. Fen bilimlerinin her biri (Tıp, Fizik, Matematik), aslında o sahada çalışan insana ilahî bir ismin tecellisinin “bildirilmesi”dir.

Hayvanat Cephesi: “Hâcetlerin Tedariki” (İhtiyaçların Karşılanması)

Hayvanlar dünyaya geldikleri anda, hayatlarını sürdürecek bilgilere “hazır” olarak sahip kılınırlar. Bu durum, tesadüfün işi değil, her bir ferdin ihtiyacını bilen bir Rabb-i Rahîm’in gaybî bir talimidir.

Vücuduna İşaret: Henüz gözü açılmamış bir kedi yavrusunun süt emeceği yeri bulması veya bir arının geometrik bir harika olan altıgen peteği inşa etmesi, o canlının kendi ilmi değildir. Kapasiteyi aşan bir “bilgi” ve “yönlendirme” varsa, o bilgiyi dışarıdan veren bir Zat’ın bizzat var olduğunu (Vücud) haykırır. Çünkü “verilen bir yön” varsa, “veren biri” vardır.

Rububiyetine İşaret: Rububiyet, terbiye etmek ve çekip çevirmektir. Milyonlarca tür hayvanın her birine; kendi rızkını bulma, yuva yapma ve düşmanından sakınma dersinin “ilhamla” verilmesi, kâinatın başıboş olmadığını gösterir. Her bir hayvanın “hâcetine” göre (kuşa uçmak, balığa yüzmek) özel bir eğitim verilmesi, kusursuz bir Terbiye Edici (Rabb) olduğunu ispat eder.

📥 PDF İndir
ilham
Paylaş: Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Önceki KonuAltıncı Pencere-9- Öyle de bütün hayvanî cesetlerde kemal-i hikmetle nefislerini, ruhlarını…
Sonraki Konu Altıncı Pencere-11- Öyle de gözlere kâinat bostanındaki manevî çiçekleri toplayan…
Yorum Ekle
Yorum Yap Yanıtı İptal Et

Otuz Üçüncü Söz içerikleri
  • Giriş: Mesela, nasıl ki bir zat-ı mu’ciz-nüma, büyük bir saray yapmak istese
  • Birinci Pencere: Bilmüşahede görüyoruz ki bütün eşya…
  • İkinci Pencere: Eşya, vücud ve teşahhusatlarında, nihayetsiz imkânat yolları içinde
  • Üçüncü Pencere: Zeminin yüzünde dört yüz bin muhtelif taifeden ibaret olan
  • Dördüncü Pencere: İstidat lisanıyla bütün tohumlar tarafından…
  • Beşinci Pencere: Görüyoruz ki eşya, hususan zîhayat olanlar, def’î gibi âni bir zamanda
  • Altıncı Pencere-1- Nasıl göklerde gayet büyük neticeler için gayet muntazam…
  • Altıncı Pencere-2- Hem nasıl berrde ve bahirde kemal-i rahmet ile rızıkları verilen …
  • Altıncı Pencere-3- Öyle de bağlardaki muntazam nebatat ve nebatatın gösterdikleri…
  • Altıncı Pencere-4- Hem nasıl cevv-i semadaki bulutlardan mühim hikmetler ve …
  • Altıncı Pencere-5- Öyle de zemindeki bütün dağların ve dağlar içindeki madenlerin…
  • Altıncı Pencere-6- Hem nasıl sahralarda ve dağlardaki küçük küçük tepelerin…
  • Altıncı Pencere-7- Öyle de bütün otlarda ve ağaçlardaki bütün yaprakların türlü türlü…
  • Altıncı Pencere-8- Hem nasıl bütün ecsam-ı nâmiyede, büyümek zamanında…
  • Altıncı Pencere-9- Öyle de bütün hayvanî cesetlerde kemal-i hikmetle nefislerini, ruhlarını…
  • Altıncı Pencere-10- Hem nasıl bütün kalplere, insan ise her nevi ulûm…
  • Altıncı Pencere-11- Öyle de gözlere kâinat bostanındaki manevî çiçekleri toplayan…
  • Yedinci Pencere-1- Şu kâinat yüzünde serpilen masnuatın kemal-i intizamları
  • Yedinci Pencere-2- Öyle de camid ve basit unsurlardan, hadsiz ve ayrı ayrı…
  • Yedinci Pencere-3- Terkibat-ı mevcudat tabir edilen terkip ve tahlil hengâmındaki…
  • Yedinci Pencere-4- Zerreler âlemini hadsiz ve geniş bir tarla hükmüne getirip..
  • Sekizinci Pencere- Nev-i beşerdeki bütün ervah-ı neyyire ashabı olan enbiyalar…
  • Dokuzuncu Pencere-1- Kâinattaki ibadat-ı umumiye, bilbedahe bir Mabud-u Mutlak’ı….
  • Dokuzuncu Pencere-2- Her bir taifesi icma ve tevatür kuvvetini taşıyan bütün…
  • Dokuzuncu Pencere-3- Kâmil insanlardaki bütün makbul ibadatın ve o makbul ibadatın…
  • Onuncu Pencere- Şu kâinattaki mevcudatın birbirine teavünü, tecavübü, tesanüdü…

Nur Divanı, Risale-i Nur’u sadece okumak için değil; anlamak, hazmetmek ve hayata taşımak için kurulmuş bir izah platformudur. “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” Bu sebeple metinler; şerh ve izahlarla açılır, mânânın zihne ve kalbe yerleşmesi hedeflenir.

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok
Son Yazılar
  • İntizam vahdetin mührüdür
  • Hücrelerin sessiz yolculuğu
  • Uhuvvet nedir?
  • Hayvan gibi değil, insan gibi yaşamak için neler vermezdik
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.