Close Menu
Risale-i Nur
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

İntizam vahdetin mührüdür

Haziran 15, 2026

Hücrelerin sessiz yolculuğu

Haziran 15, 2026

Uhuvvet nedir?

Haziran 14, 2026
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Risale-i Nur
Facebook X (Twitter) Instagram
Salı, Haziran 16
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Risale-i Nur
Ana Sayfa»Sözler»Birinci Söz
SözlerBirinci Söz

8- Bütün mevcudat, lisan-ı hal ile Bismillah der. Öyle mi?

0
By Nur Divanı on Aralık 24, 2025 Birinci Söz
Video Listesi
  • ▶ Birinci Söz & Abdurrahman Bahadır
  • ▶ Asla Yalnız Yürüme!
  • ▶ Mührün Gücü
  • ▶ Sebeplerde Takılma
Soldan bir video seç.
Seçili Video:
📌 Ders Formatı: Soru–Cevap

Başta demiştik: Bütün mevcudat, lisan-ı hal ile Bismillah der. Öyle mi?

Evet, nasıl ki görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o, bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.

Öyle de her şey, Cenab-ı Hakk’ın namına hareket eder ki zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.

Demek her bir ağaç, Bismillah der. Hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.

Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki çeşit çeşit, pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.

“Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile Bismillah der” ne demektir?

“Lisan-ı hâl”, sözle değil; yaptığı iş ile konuşmak demektir. Bir insanın “Ben güçlüyüm” demesine gerek yoktur; bir kamyonu tek başına kaldırsa, hâliyle konuşur. İşte mevcudat da konuşur. Ama dili yok, fiili var.

Soru şu: Bu kadar büyük işleri yapan bu varlıklar, bu gücü nereden alıyor?

Evet, nasıl ki görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o, bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.

Düşün: Bir adam geliyor, binlerce insanı bir yere topluyor, zor işlerde çalıştırıyor, kimse karşı koyamıyor. Sen ne dersin? “Bu adam deli cesaretiyle yapmıyor. Ya bir devlet yetkisi var ya da arkasında bir padişahın gücü var.”

Çünkü: “Sebeple netice arasında müthiş bir dengesizlik var. Sebep ile netice arasındaki dengesizlik, sebebi faillik makamından kovar ve başka bir failin varlığını ispat eder. Demek ki büyük işler, büyük bir kuvvete dayanır. Bu kuvvetin sahibi o asker olmadığına göre; o adam devlet namına hareket edip, bir padişah kuvvetine istinad ediyor.

Öyle de her şey, Cenab-ı Hakk’ın namına hareket eder ki zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.

“Zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşır”

Bu cümle iki büyük taşımadan bahseder: Fizikî taşıma, Program (bilgi) taşıma. İkisi de tek başına düşünüldüğünde bile tohumun haddinin çok üstündedir.

Fizikî Taşıma:  Bir tohumu ele alalım: Ağırlığı: miligram. Kuvveti: yok. Şuur: yok. Ama neticeye bak: Metrelerce boy, çeşit çeşit çiçekler, yapraklar, sebzeler. Demek ki: Tohum bu hâliyle der ki “Ben bu yükü kendi namıma taşımıyorum.”

Program Taşıma: Fizikî yük, işin görünen kısmı. Asıl ağır olan program yüküdür. Bilim buna genetik bilgi der. Bir çekirdeğin içinde: DNA, genler, kodlar, zamanlama bilgisi, şekil bilgisi, renk bilgisi, tat bilgisi, koku bilgisi.

Bir çekirdekte şunlar yazılıdır: Kök nereden çıkacak? Dal kaç derece eğilecek? Yaprak kaç hücreli olacak? Meyve hangi ayda olgunlaşacak? Tohum sayısı kaç olacak?” Ve dikkat: Bu bilgiler rastgele değil, maksatlı ve sonuca dönük.

Şimdi soralım: İlim, irade, kudret hikmet, şuur olmadan bu plan yazılabilir mi? Elbette yazılamaz.

Evet çekirdekte: İlim yok, irade yok, şuur yok. Buna rağmen: Program kusursuz, netice hikmetli, meyve sanatlı ve insana uygun, vitaminler ihtiyaca göre. İşte sebep ile netice arasındaki uçurum, sebebin fail olamayacağını gösterir; işi yapanın başka bir fail olduğunu ilan eder.

Bilimin dahi susup itiraf ettiği yer:

Bilim şunu söyler: Bilgi var, düzen var, sistem var. Ama şunu söyleyemez: “Bu bilgiyi kim koydu? Bu hedefi kim belirledi?” Çünkü bilim nasılı inceler, niçini değil. Çünkü onlara göre bunlar: Deney tüpüne girmez, mikroskopta görünmez. Ama akla görünür. Akıl der ki: “Program varsa programcı vardır. Emir varsa emreden vardır. Kanun varsa kanunu koyan bir hâkim vardır.”

İşte bunun için Üstad der ki: “Öyle de her şey, Cenab-ı Hakk’ın namına hareket eder.” Çünkü: Tohum koca sebze tarlası veriyor. Çekirdek meyve yüklü ağaç taşıyor.

Tohum anlayanlar için konuşur ve der ki:

“Bana iyi bak! Benim ne boyum var, ne posum. Avucuna sığarım. Ama benden koca koca işler çıkıyor. Sebzeler, meyveler, dallar, yapraklar… Şimdi söyle bana: Bu iş benim işim olabilir mi?”

“Benim aklım yok ki plan yapayım. İradem yok ki zaman seçeyim. Gücüm yok ki toprağı yarayım. Gözüm yok ki güneşi göreyim. Kulağım yok ki emri duyayım.”

“Ben bu kadar acizken, benden bu kadar büyük netice çıkıyorsa, hâlâ bana mı veriyorsun bu işi?” “Ben yapan değilim. Ben dayandığım kudrete bir perdeyim. Perde arkasında beni çalıştıran bir kudret var. Allah’ın kudreti!” Ben her işimde Bismillah der o kudrete dayanırım.

Misaldeki o adam, tek başına bir ferd iken padişahın namına dayandığı için bir şehrin ahalisini harekete geçirebiliyordu. Kendi kuvvetiyle değil; sultanın kudretiyle iş görüyordu. O kuvvet kesilseydi ne emri yürür ne sözü geçerdi.

İşte bunun gibi, sebep zannedilen tohumlar ve çekirdekler de bu harika işleri kendi başlarına yapmazlar. Avuç içi kadar bir zerreyle, dallar dolusu ağaçları taşımak; binbir hikmetle meyveler vermek, onların aczinin çok üstündedir. Onlar ancak Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Allah’ın namına dayanarak iş görürler; kudret-i İlâhiyeye istinat ettikleri için dağ gibi yükleri başlarında taşırlar.

Demek ki çekirdek, ağaç yükünü omzuna alırken “Ben yapıyorum” demez; hâliyle ilan eder:
“Ben emir alıyorum.” Ve o emirle Bismillah diyerek vazifemi görüyorum.

Demek, her bir ağaç Bismillah der. Hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.

Ağaç üretici gibi durur, ama aslında hiçbir şeyi üretmez. Ne tadı bilir ne rengi seçer ne faydayı hesaplar. Ama dallarına bak: Her biri dolu. Her biri yerli yerinde.

İşte tam burada ağaç konuşur: “Bu doluluk benim maharetim değil. Benim cebim yok, kasam yok, sahip değilim. Sahip olmayan mal dağıtamaz. Benim ilmim yok, iradem yok, kudretim yok, şuurum yok. Gördüğün gibi ben bir odun parçasıyım.”

İşte ağacın Bismillah’ı, bu ilanıdır.  Netice sebebi aşıyorsa, iş başkasınındır.

Her bir ağaç, meyveyi kendi gücüyle yapmadığını hâliyle ilan eder. Elmayı, armudu, kirazı… Hepsini kendi malı gibi değil, emanet gibi taşır. Tıpkı bir tablacı gibi… Tablacı yemeği yapmaz; sadece getirir, uzatır. Yemek onun değil, sahibinindir.

İşte ağaç da böyledir: Meyveyi yaratmaz, sadece uzatır. Dalı bir el gibidir, meyve o eldeki ikramdır. Yani ağaç hâliyle şunu der: “Ben yapmadım. Ben dağıtıyorum. Veren Allah’tır.”

Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki çeşit çeşit, pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.

“Her bir bostan, Bismillah der.”

Yani bir bahçe, bir tarla, bir bostan; ürün verirken “Ben yaptım” demez. Hâliyle şunu ilan eder: “Bu iş benim gücüm değil, ben ancak bir vesileyim.” Toprak konuşmaz ama neticesiyle konuşur. İşte bu konuşma, onun lisan-ı hâl ile Bismillah deyişidir.

“Matbaha-i kudretten bir kazan olur”

Bahçeye dikkatle bak: aynı toprakta, aynı suyla, aynı güneş altında birbirinden çok farklı mahsuller çıkıyor: Domates başka, patlıcan başka, biber başka, üzüm başka…

Bu, normal bir pişirme değil. Çünkü toprağın ne ilmi var, ne iradesi, ne kudreti. Demek ki bostan: Aşçı değil, sahip değil, fail değil. Sadece bir kazan hükmünde. Ama bu kazan, rastgele kaynamıyor. Onu kaynatan kudret-i İlâhiye.

“Çeşit çeşit, pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor”

Aynı kazanın içinde: Tatlar karışmıyor, kokular bozulmuyor, şekiller şaşmıyor, faydalar zayi olmuyor. Bu neyi gösterir? Bu gösterir ki: Pişiren bilerek pişiriyor, ölçerek pişiriyor, maksatla pişiriyor. Toprakta bu sıfatlar yok. Ama sonuçta ilmi, hikmeti, merhameti gösteren mahsuller var. Demek ki: Kazanda pişen yemek, kazanın eseri değildir.

Netice (Bostanın Bismillah’ı)

Bostan hâliyle der ki: “Ben pişirmiyorum. Ben yalnızca duruyorum. Beni kazan yapan var.
İçimde pişiren Allah’tır.” İşte bu sözsüz ilan: Bostanın Bismillah’ıdır.

Ey nefsim!

Bak hâline! Bu dünyada dertlerin altında eziliyorsun. Bir yük geliyor beli büküyor, bir korku uykunu kaçırıyor, bir kayıp dünyanı başına yıkıyor. Niye? Çünkü dayanağın yok. “Ben” diyorsun; yükü tek başına taşımaya kalkıyorsun. Bir hastalık geliyor dağılıyorsun, bir ihtimal çıkıyor paniğe kapılıyorsun; yarın belirsiz, titriyorsun. Çünkü istinadın yok.

Şu çekirdeklere bak da ibret al! O küçücük çekirdek “Ben yapıyorum, ben taşıyorum, ben planladım” demez. Ne der? “Ben dayandım.” Dayandığı için ezilmez; sonsuz kudret ve rahmete istinat ettiği için dağ gibi yükleri taşır.

Peki sen? Aklın çekirdekten büyük, kalbin ondan geniş; ama dayanağın ondan zayıf. Çekirdek koca ağacı sırtında taşır, sen küçük bir ihtimali taşıyamazsın. Niye? Çünkü o “Bu iş benim değil” der; sen “Bu iş benim” dersin.

Ey nefsim! Çekirdeği dağ gibi yüklerin altında ezmeyen Rabbim, “Bismillah” diyen kulunu da ezmez. Sen de “Bismillah” de, “Bu iş benim değil” de; ta ki yüklerin altında ezilmeyesin.

O kuru dallara en güzel meyveleri takan, simsiyah topraktan bunca nimeti çıkaran Allah, seni de yalnız bırakmaz. Kuru bir dal hükmünde olan sana da, zamanı gelince, en güzel meyveleri takar. Yeter ki Bismillah de; gerisini O halleder.

SORU–CEVAP & DERS FORMATI

Konu Başlığı: 8- Bütün mevcudat, lisan-ı hal ile Bismillah der. Öyle mi?

Cevap: Bu söz şunu ispat eder: Mevcudat yaptığı işleri kendi namına ve kendi kuvvetiyle yapmıyor. Çünkü ortaya çıkan neticeler, görünen sebeplerin çok üstündedir. Lisan-ı hâl ile konuşmak, “Ben yapıyorum” dememek; yapılan işin büyüklüğüyle failin kendisi olmadığını ilan etmektir.

Cevap: Sebep ile netice arasındaki farktan anlarız. Sebep küçük, netice büyükse; sebep fail olamaz. Tıpkı bir askerin, tek başına bir şehri sevk ve idare edememesi gibi. Böyle bir iş, ancak daha büyük bir kuvvete dayanarak yapılabilir.

Cevap: Bu ifade iki büyük taşımayı anlatır:

  1. Fizikî taşıma
  2. Program (bilgi) taşıma

Her ikisi de tohumun haddinin çok üstündedir.

Cevap: Hayır. Çünkü:

  • İlim yoksa plan yazılamaz
  • İrade yoksa zamanlama ayarlanamaz
  • Kudret yoksa uygulanamaz
  • Hikmet yoksa israf olur
  • Şuur yoksa hedef şaşar

Çekirdekte bunların hiçbiri yoktur. Buna rağmen netice kusursuzdur.

Şunu söylüyor: Sen “Ben” dediğin için eziliyorsun. Çekirdek “Bu iş benim değil” dediği için ezilmiyor. O, Bismillah diyerek kudrete dayanıyor; sen dayanmadığın için dertlerin altında kalıyorsun. Çekirdeği dağ gibi yüklerin altında ezmeyen Rabbim, “Bismillah” diyen kulunu da ezmez. Mesele yükte değil; dayanakta.

📥 PDF İndir
Paylaş: Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Önceki Konu7- Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki senin nihayetsiz aczin ve fakrın…
Sonraki Konu 9- Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.
Yorum Ekle
Yorum Yap Yanıtı İptal Et

Birinci Söz içerikleri
  • 1- Sen bir asker olduğun için askerlik temsilatıyla, sekiz hikâyecikler …
  • 2- Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız.
  • 3- Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi
  • 4- Bütün mevcudatın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır.
  • 5- Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen
  • 6- İşte ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür.
  • 7- Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki senin nihayetsiz aczin ve fakrın…
  • 8- Bütün mevcudat, lisan-ı hal ile Bismillah der. Öyle mi?
  • 9- Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der.
  • 10- Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der.
  • 11- Biz dahi Bismillah demeliyiz. Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız.
  • 12- Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiyat istiyor?

Nur Divanı, Risale-i Nur’u sadece okumak için değil; anlamak, hazmetmek ve hayata taşımak için kurulmuş bir izah platformudur. “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” Bu sebeple metinler; şerh ve izahlarla açılır, mânânın zihne ve kalbe yerleşmesi hedeflenir.

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok
Son Yazılar
  • İntizam vahdetin mührüdür
  • Hücrelerin sessiz yolculuğu
  • Uhuvvet nedir?
  • Hayvan gibi değil, insan gibi yaşamak için neler vermezdik
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.