Close Menu
Nur Divanı
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Soru- Cevap
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

Kur’an mahluk mudur?

Nisan 20, 2026

“Ol” emri hakikatte nasıl anlaşılmalı?

Nisan 20, 2026

Kur’ân, münafıkları neden isim isim ifşa etmez?

Nisan 19, 2026
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Nur Divanı
Facebook X (Twitter) Instagram
Pazartesi, Nisan 20
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Soru- Cevap
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Nur Divanı
Ana Sayfa»Sözler»Otuz Üçüncü Söz
SözlerOtuz Üçüncü Söz

Yedinci Pencere-2- Öyle de camid ve basit unsurlardan, hadsiz ve ayrı ayrı…

0
By Nur Divanı on Nisan 5, 2026 Otuz Üçüncü Söz

Öyle de camid ve basit unsurlardan, hadsiz ve ayrı ayrı ve muntazam mürekkebatın icadı, mürekkebat adedince yine o Sâni’-i Hakîm’in vücub-u vücuduna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber, heyet-i mecmuasıyla gayet parlak bir tarzda kemal-i kudretini ve vahdetini gösterdiği gibi…

1. Camid ve Basit Unsurlar

Camid; hayatı, şuuru ve iradesi olmayan, ne yaptığını bilmeyen varlık demektir.

Mesela bir taş düşün: Yüzyıllarca aynı yerde durur ama ne kendini korur, ne yer değiştirir, ne de bir amaç güder. Toprak da böyledir; içine atılan bir gül tohumu ile bir diken tohumu arasında tercih yapmaz. Önüne ne gelirse onu kabul eder.

Su, en hayati işleri görür; insanı yaşatır, bitkileri besler ama neyi neden yaptığını bilmez.

Hava her canlıya nefes olur fakat kime ne verdiğinin farkında değildir.

İşte bunların hepsi camiddir; yani şuursuz, iradesiz ve kendi başına iş yapamayan varlıklardır.

Basit ise, karmaşık bir yapıya sahip olmayan, tek yönlü ve sade unsur demektir.

Mesela oksijen elementi tek başına sadece yanmayı sağlar; gidip de “ben şimdi bir göz yapayım” demez. Karbon, elmas da olur kömür de; ama hangisi olacağını kendi seçmez. Hidrojen, evrenin en basit elementlerinden biridir; tek başına ne bir canlı yapabilir ne de bir sistem kurabilir.

Su da iki elementten oluşan basit bir bileşiktir; fakat kendi kendine canlı bir organizma meydana getiremez.  Yani bu unsurların yapısı basittir; içinde ince planlar kuracak, kompleks sistemler tasarlayacak bir kabiliyet yoktur.

Buna rağmen bu basit maddelerden son derece sanatlı ve hikmetli varlıkların çıkması, onların kendilerinden değil; onları yöneten bir Kudretin eseri olduğunu gösterir.

2. Hadsiz ve Muntazam Mürekkebat

Hadsiz (Sonsuz Derecede Çokluk ve Çeşitlilik): Hadsiz; saymakla bitmeyen, sınırı ve sonu görünmeyen çokluk demektir.

Mesela yeryüzüne bak: Milyarlarca insan, sayısız hayvan türü, milyonlarca bitki çeşidi… Her biri ayrı şekil, ayrı özellik, ayrı ihtiyaç içinde yaratılmıştır. Bir bahar mevsiminde tek bir ağaç bile binlerce yaprak, çiçek ve meyve verir. Gökyüzünde sayısız yıldız, yeryüzünde sayısız canlı… Bu kadar hadsiz çokluk içinde hiçbirinin unutulmaması, karıştırılmaması ve her birine ayrı ayrı rızık verilmesi; başıboşlukla değil, sonsuz bir ilim ve kudretle olduğunu gösterir.

Muntazam (Son Derece Düzenli ve Ölçülü) Muntazam ise; belli bir ölçü, denge ve düzen içinde olmak demektir.

Mesela insan bedenine bak: Kalp, akciğer, damarlar, sinir sistemi… Hepsi tam yerinde, tam ölçüsünde ve kusursuz bir uyum içinde çalışır. Güneş sistemi de böyledir; gezegenler ne çarpışır ne de yollarını şaşırır. Gece ve gündüzün ardı ardına gelişi, mevsimlerin düzenli dönüşü hep bu intizamın bir parçasıdır. Bu kadar hassas bir düzenin tesadüfen oluşması mümkün değildir.

Mürekkebat (Bileşik ve Karmaşık Yapılar) Mürekkebat ise; basit unsurların birleşerek meydana getirdiği son derece karmaşık ve çok yönlü yapılar demektir.

Mesela bir insan vücudu; su, karbon, oksijen gibi basit maddelerin birleşmesiyle oluşur ama ortaya çıkan şey son derece kompleks bir sistemdir. Bir hücre bile başlı başına bir fabrika gibidir. Aynı şekilde bir ağaç; toprak, su ve güneş ışığından beslenir ama ortaya çıkan meyve, yaprak ve sistem harika bir organizmadır. Basit maddelerin bir araya gelip böyle sanatlı ve hikmetli yapılar oluşturması, onların kendi başına değil; bir ilim ve kudretle sevk edildiğini açıkça gösterir.

o Sâni’-i Hakîm’in vücub-u vücuduna şehadet

1- Vücub-u Vücuduna (Varlığının Zorunlu Olduğuna) Şehadet

Önce eldeki malzemeye bakılır, sonra ortaya çıkan sonuca, ardından da zorunlu olarak o sonucu yapan kudrete ulaşılır. Bu kadar sanatlı işler, “olsa da olur olmasa da olur” türünden bir varlığa bırakılamaz. Çünkü ortada zorunlu bir fiil var. Nasıl ki bir saray varsa, ustasının varlığı zorunludur; aynen öyle de bu sanatlar bir Vacibü’l-Vücudu (varlığı zorunlu olanı) gösterir.

Malzeme basit ve camid: Toprak, su, hava gibi şuursuz, cansız unsurlar ve elementler…

Netice muazzam: Ama o basit topraktan bir gül çıkar; rengiyle, kokusuyla adeta sanat eseri olur. Aynı topraktan insan gözü yaratılır; milyonlarca rengi ayırt eder. Bir damla sudan kan meydana gelir, o kan bütün bedene hayat suyu olur. Basit elementlerden bir kuş kanadı yapılır; havada süzülür.

 Zorunlu Netice: Eğer bu malzemeler bu sanatı yapacak ilme, iradeye ve kudrete sahip değilse —ki değiller— o hâlde bu sanat onların eseri olamaz. Nasıl ki tuğlalar kendi kendine bir saray kuramaz; mutlaka bir usta gerekir. Aynı şekilde toprak, su ve hava da kendi kendine göz yapamaz, çiçek dokuyamaz.

Öyleyse bu muazzam sanat; o basit ve camid malzemelerin değil, onları kullanan bir Sâni’ (Sanatkâr) ve her işi hikmetle yapan bir  Hakîm (Hikmet sahibi Yaratıcı) nın eseridir.

Her bir mürekkeb bir mühür gibidir. Nasıl ki bir mektup, üzerindeki harflerin kendi kendine dizilmesiyle oluşamaz ve mutlaka bir katibi gösterirse; atomların birleşerek oluşturduğu her bir canlı da, o atomları oraya dizen ve o sanatlı formu veren sanatçıyı, o varlığın her bir hücresi sayısınca ilan eder.

ve vahdetine işaret etmekle beraber,

2- Vahdetine (Birliğine) İşaret

Hammaddenin Birliği ve Sonucun Uyumu

Dünya üzerindeki tüm canlılar (mürekkebat) temelde aynı basit elementlerden (karbon, azot, hidrojen, su) inşa edilir. Eğer bu “basit maddeler” kendi başlarına hareket etselerdi veya her bir varlığın ayrı bir yaratıcısı olsaydı, kâinatta korkunç bir düzensizlik olurdu.

 Aynı malzemeyi kullanarak, bütün kâinatı birbiriyle uyumlu bir ekosistem  içinde dokumak, ancak o malzemeye ve o sonuçlara hükmeden tek bir gücün işi olabilir. Malzeme bir ise, sanat tarzı bir ise, usta da birdir.

İcadın “Basitlik İçinde Sanat” Olması

Metinde geçen “basit maddelerden muntazam mürekkebatın icadı” vurgusu şuna işaret eder: Çok karmaşık bir makineyi (mesela bir robotu), en basit ve değersiz maddelerden (kum ve demir parçalarından) tek bir dokunuşla ve saniyeler içinde binlerce farklı çeşitte üretiyorsanız; bu durum sizin kudretinizin mutlaklığını ve o sistem üzerinde mutlak hakimiyetinizi gösterir.

Eğer ortaklar veya yardımcılar olsaydı, her kafadan bir ses çıkacak, o “muntazam” (düzenli) yapı bozulacaktı. Bir köyde iki muhtar, bir şehirde iki vali olamaz; çünkü düzen bozulur. Kâinattaki kusursuz düzen, idarede ortaklık olmadığını (Vahdeti) zorunlu kılar.

“Sikke-i Kübra” (Büyük Mühür) Kanunu

Kâinattaki bütün mürekkebat (bileşik varlıklar) arasında kopmaz bir bağ vardır. Mesela: Bir çiçeğin icadı için Güneş lazımdır. Güneşin olması için Samanyolu lazımdır. Çiçeğin nefes alması için Atmosfer lazımdır.

Zorunluluk Şudur: Çiçeği kim yaratmışsa, Güneş’i de o yaratmış olmalıdır. Çünkü çiçeği yaşatmak için Güneş’i ona hizmet ettirecek bir güç lazımdır. Eğer Güneş başka birinin, çiçek başka birinin elinde olsaydı; aradaki bu muazzam yardımlaşma ve düzen (intizam) asla kurulamazdı. Bu durum, her bir varlığın üzerindeki mühürle, bütün kâinatın sahibinin aynı olduğunu ilan eder.

heyet-i mecmuasıyla gayet parlak bir tarzda kemal-i kudretini…

3- Kemal-i Kudretini Nasıl Gösterir?

Yok” ile “Var” Arasındaki Sonsuz Mesafe

Basit bir toprak veya bir damla su, canlı bir varlığın taşıdığı karmaşık cihazlara (göz, kanat, akıl, ruh) sahip değildir. Kendinde olmayan bir şeyi, başkasına veremezsin.

Cansız maddelerden hayatın çıkması, aslında her an bir “yoktan var etme” (ibda) eylemidir. Maddenin kendi gücü sıfır iken, ortaya çıkan sanat sonsuzdur. Sıfırdan sonsuz bir sanat çıkarmak, ancak sonsuz bir kudretin işi olabilir.

“Zıtların Cem’i” (İmkansız Kolaylık)

Mühendislikte bir kural vardır: Bir yapı ne kadar karmaşıksa, yapımı o kadar zordur ve o kadar çok malzeme/zaman gerektirir.

Kâinatta ise en karmaşık varlıklar (mesela bir sinek veya insan hücresi), en basit maddelerden, çok kısa sürede ve sanki hiçbir zahmet çekilmiyormuş gibi üretilir.

En zor şeylerin, en basit maddelerden, en kolay şekilde ve en mükemmel formda çıkması; o gücün önünde hiçbir şeyin engel teşkil etmediğini gösterir. Bu, “Kün feyekün” (Ol der ve olur) sırrıdır. Kudret sonsuz olunca, bir baharı yaratmak bir çiçek kadar kolaylaşır.

“Kudret-i Mutlaka” ve Kayıt Altına Alınamama

Eğer bu kudret sınırlı olsaydı, bazı şeyleri yaparken zorlanırdı veya malzemeye ihtiyaç duyardı. Basit bir maddeden sadece bir tip değil, sonsuz çeşitlilikte (ayrı ayrı) ve her biri bir öncekinden farklı varlıkların çıkması, bu kudretin nihayetsizliğini gösterir.

Nasıl ki güneş, küçücük bir cam parçasında da, devasa bir okyanusta da aynı kolaylıkla yansır; bu sonsuz kudret de aynı basit atomları kullanarak bir tarafta bir mikrobu, diğer tarafta dev bir galaksiyi aynı “muntazamlıkta” dokur.

Camid maddelerin elinden çıkan o canlı ve sanatlı eserler; maddenin kendi acizliğini ilan ederken, o maddeyi evirip çeviren elin sonsuz kuvvetini her bir varlık diliyle, kör olmayan gözlere bir güneş berraklığında göster

heyet-i mecmuasıyla gayet parlak bir tarzda…… vahdetini gösterdiği gibi…

Asıl dikkat edilmesi gereken nokta ise tek tek varlıklardan ziyade hepsine birlikte bakıldığında ortaya çıkan manzaradır.

Kesret Perdesi Altında Vahdetin Tecellisi

Güneşli bir günde denize baktığında, milyonlarca dalgacığın üzerinde milyonlarca parıltı görürsün. Bu milyonlarca ışıkçığı gökyüzündeki tek bir güneşe verirsin. Bu çok kolaydır; bir tek güneşi kabul etmekle trilyonlarca ışığı açıklarsın.

Eğer o parıltıları gökteki tek güneşe vermezsen, o zaman her bir su damlacığının ve cam parçasına benzeyen dalganın içinde “hakiki, küçük bir güneşin” olduğunu kabul etmek zorunda kalırsın.

Bir tek güneşi kabul etmekten kaçarken, trilyonlarca ilah gibi güneşçiği kabul etme komikliğine ve imkansızlığına düşersin.

Eğer her bir canlıdaki (terkibdeki) bu mucizevi sanatı, ilmi ve kudreti tek bir Sâni’-i Hakîm’e vermezsen, karşına şu akıl dışı tablo çıkar: O canlıyı oluşturan her bir atomun; diğer atomlarla nasıl birleşeceğini bilen bir ilmi, hangi organa gideceğini seçen bir iradesi ve o yapıyı inşa edecek bir kudreti olması gerekir.

Eğer kâinatın tek bir sahibi yoksa, o zaman her bir hücrenin içinde kâinat kadar geniş bir ilim ve fabrikanın kendi kendine var olduğunu kabul etmen gerekir.

Bir tek ilahı kabul etmeyen, mevcut varlıklar sayısınca ilahları kabul etmeye mecbur kalır. Denizin üzerindeki tek güneşi reddedenin, her dalgada bir güneş araması gibi…

Çokluk içinde mükemmel uyum

Mesela bütün yeryüzünü bir anda nazara al: Aynı toprak, aynı su, aynı hava… Ama bu ortak malzemeden; insan, hayvan, bitki, ağaç, çiçek gibi sayısız farklı varlık yaratılıyor. Her biri ayrı şekil, ayrı özellik, ayrı vazife ile ortaya çıkıyor. Fakat bu çeşitliliğin içinde en küçük bir karışıklık yok. Ne roller karışıyor ne sistem bozuluyor.

Eğer bu işler çok sayıda failin eseri olsaydı: Ya düzen bozulurdu, ya birbirine zıt sonuçlar çıkardı, ya da uyumsuzluklar görülürdü.  Çünkü çokluk, ihtilafı doğurur. Fakat burada tam tersine: Çokluk içinde mükemmel bir birlik ve uyum var.

Mesela: Bütün canlılar aynı elementlerden yapılır. Hepsi aynı dünya üzerinde, aynı kanunlarla yaşar. Aynı güneş hepsine hizmet eder. Aynı su hepsini besler.

Bu kadar farklı varlıkların tek bir sistem içinde, çakışmadan ve karışmadan varlıklarını sürdürmesi; hepsinin tek bir elden çıktığını açıkça gösterir.

 Yardımlaşma” Delili (Eko-Sistem Birliği)

Heyet-i mecmuaya (bütüne) baktığımızda, kâinatın bir “vücut” gibi çalıştığını görürüz.

  • Güneş: Bir lamba gibi ısımızı ve ışığımızı verir.
  • Bulutlar: Birer sünger gibi suyu taşır.
  • Hava: Bir yelpaze gibi bizi serinletir ve nefes olur.
  • Toprak: Bir mutfak gibi rızık pişirir.

 Bu cansız unsurların (camid maddelerin) birbirini “tanıması”, birbirine “şefkat etmesi” imkansızdır. Toprak acıkmamızı bilmez, güneş görmemizi anlamaz.

Birbirinden habersiz bu devasa unsurların bir “merkezden” emir almışçasına tek bir amaç (hayatın devamı) için çalışması; kâinatın dizginlerinin tek bir elin (Vâhid-i Ehad) tasarrufunda olduğunu zorunlu kılar. 

📥 PDF İndir
mürekkebat terkib
Paylaş: Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Önceki KonuYedinci Pencere-1- Şu kâinat yüzünde serpilen masnuatın kemal-i intizamları
Sonraki Konu Yedinci Pencere-3- Terkibat-ı mevcudat tabir edilen terkip ve tahlil hengâmındaki…

İlgili Konular

Otuz Üçüncü Söz

Onuncu Pencere- Şu kâinattaki mevcudatın birbirine teavünü, tecavübü, tesanüdü…

Otuz Üçüncü Söz

Dokuzuncu Pencere-3- Kâmil insanlardaki bütün makbul ibadatın ve o makbul ibadatın…

Otuz Üçüncü Söz

Dokuzuncu Pencere-2- Her bir taifesi icma ve tevatür kuvvetini taşıyan bütün…

Yorum Ekle
Yorum Yap Yanıtı İptal Et

Otuz Üçüncü Söz içerikleri
  • Giriş: Mesela, nasıl ki bir zat-ı mu’ciz-nüma, büyük bir saray yapmak istese
  • Birinci Pencere: Bilmüşahede görüyoruz ki bütün eşya…
  • İkinci Pencere: Eşya, vücud ve teşahhusatlarında, nihayetsiz imkânat yolları içinde
  • Üçüncü Pencere: Zeminin yüzünde dört yüz bin muhtelif taifeden ibaret olan
  • Dördüncü Pencere: İstidat lisanıyla bütün tohumlar tarafından…
  • Beşinci Pencere: Görüyoruz ki eşya, hususan zîhayat olanlar, def’î gibi âni bir zamanda
  • Altıncı Pencere-1- Nasıl göklerde gayet büyük neticeler için gayet muntazam…
  • Altıncı Pencere-2- Hem nasıl berrde ve bahirde kemal-i rahmet ile rızıkları verilen …
  • Altıncı Pencere-3- Öyle de bağlardaki muntazam nebatat ve nebatatın gösterdikleri…
  • Altıncı Pencere-4- Hem nasıl cevv-i semadaki bulutlardan mühim hikmetler ve …
  • Altıncı Pencere-5- Öyle de zemindeki bütün dağların ve dağlar içindeki madenlerin…
  • Altıncı Pencere-6- Hem nasıl sahralarda ve dağlardaki küçük küçük tepelerin…
  • Altıncı Pencere-7- Öyle de bütün otlarda ve ağaçlardaki bütün yaprakların türlü türlü…
  • Altıncı Pencere-8- Hem nasıl bütün ecsam-ı nâmiyede, büyümek zamanında…
  • Altıncı Pencere-9- Öyle de bütün hayvanî cesetlerde kemal-i hikmetle nefislerini, ruhlarını…
  • Altıncı Pencere-10- Hem nasıl bütün kalplere, insan ise her nevi ulûm…
  • Altıncı Pencere-11- Öyle de gözlere kâinat bostanındaki manevî çiçekleri toplayan…
  • Yedinci Pencere-1- Şu kâinat yüzünde serpilen masnuatın kemal-i intizamları
  • Yedinci Pencere-2- Öyle de camid ve basit unsurlardan, hadsiz ve ayrı ayrı…
  • Yedinci Pencere-3- Terkibat-ı mevcudat tabir edilen terkip ve tahlil hengâmındaki…
  • Yedinci Pencere-4- Zerreler âlemini hadsiz ve geniş bir tarla hükmüne getirip..
  • Sekizinci Pencere- Nev-i beşerdeki bütün ervah-ı neyyire ashabı olan enbiyalar…
  • Dokuzuncu Pencere-1- Kâinattaki ibadat-ı umumiye, bilbedahe bir Mabud-u Mutlak’ı….
  • Dokuzuncu Pencere-2- Her bir taifesi icma ve tevatür kuvvetini taşıyan bütün…
  • Dokuzuncu Pencere-3- Kâmil insanlardaki bütün makbul ibadatın ve o makbul ibadatın…
  • Onuncu Pencere- Şu kâinattaki mevcudatın birbirine teavünü, tecavübü, tesanüdü…

Nur Divanı, Risale-i Nur’u sadece okumak için değil; anlamak, hazmetmek ve hayata taşımak için kurulmuş bir izah platformudur. “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” Bu sebeple metinler; şerh ve izahlarla açılır, mânânın zihne ve kalbe yerleşmesi hedeflenir.

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok
Son Yazılar
  • Kur’an mahluk mudur?
  • “Ol” emri hakikatte nasıl anlaşılmalı?
  • Kur’ân, münafıkları neden isim isim ifşa etmez?
  • Kalp nedir?
  • Hidayet-i İlahî, bir burak olup mü’minlere gönderilmiştir.
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.