Close Menu
Nur Divanı
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Soru- Cevap
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

Allah hakkında “كَانَ” ne ifade eder?

Nisan 20, 2026

Allah ümit eder mi? “لَعَلَّ”ın hakikati

Nisan 20, 2026

Kur’an mahluk mudur?

Nisan 20, 2026
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Nur Divanı
Facebook X (Twitter) Instagram
Pazartesi, Nisan 20
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Soru- Cevap
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Nur Divanı
Ana Sayfa»Sözler»Otuz Üçüncü Söz
SözlerOtuz Üçüncü Söz

Altıncı Pencere-2- Hem nasıl berrde ve bahirde kemal-i rahmet ile rızıkları verilen …

0
By Nur Divanı on Nisan 1, 2026 Otuz Üçüncü Söz

Hem nasıl berrde ve bahirde kemal-i rahmet ile rızıkları verilen ve kemal-i hikmet ile muhtelif şekiller giydirilen ve kemal-i rububiyetle türlü türlü duygularla teçhiz edilen bütün hayvanat, birer birer yine o Kadîr-i Zülcelal’in vücuduna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber, heyet-i mecmuasıyla gayet geniş bir mikyasta azamet-i uluhiyetini ve kemal-i rububiyetini gösterir.

Bu cümle aslında hayvanlar âlemini üç büyük pencereden gösteriyor: rızık (rahmet), suret (hikmet), duygular (rububiyet). Her biri hem Allah’ın varlığına (vücuduna) hem de birliğine (vahdetine) ayrı ayrı delil oluyor.

Şimdi bunu üç başlıkta anlamaya çalışalım:

1- Kemal-i Rahmet ile Rızıkları Verilen Hayvanat

Bir düşün Kemal-i Rahmet ile Rızıklandırılma sonsuz bir şefkatin tezahürüdür. Yeryüzü sofrasında, her canlının ihtiyacına göre rızkının tayin edilmesi tesadüfle açıklanamaz.

  • Yeni doğmuş bir kuzu, daha dünyayı tanımazken annesinin sütünü buluyor
  • Yavrularını hiç görmeyen balıklar, denizin ortasında aç kalmıyor
  • Göç eden kuşlar, binlerce kilometre ötede rızkını bulacağı yere gidiyor

Yeryüzü öyle bir sofra olmuş ki onda yaşayan milyonlarca nev ve trilyonlarca fert o sofradan doyup kalkıyor. Hepsi tam vaktinde, tam ihtiyacına uygun rızka ulaşıyor. Bu neyi gösterir?

A- Kemal-i Rahmet ile Rızıkları Verilen Hayvanatın Kadîr-i Zülcelal’in vücuduna şehadeti

İki dilim ekmek ile bir bardak suyun önüne konulmasını; birinin seni bilmesine (ilim), seni seçmesine (irade), bunu hazırlamaya gücünün yetmesine (kudret) ve sana acımasına (merhamet) bağlayan insan koca yeryüzünü bir sofra, baharı mevsimini bir gül destesi ve kâinatı bir mutfak gibi donatan o devasa ihtişamı; nasıl oluyor da sağır sebeplere, kör tesadüfe ve şuursuz tabiata havale edebilir?

Hiç umulmadık yerlerde, örneğin denizin karanlık derinliklerinde yaşayan bir balığın veya toprağın altındaki bir böceğin tam vaktinde rızıklanması, o rızkı oraya gönderen bir Rezzak-ı Kerim’i (Rızık Veren) gösterir. Gözle görülmeyen bakteriden dev balinalara kadar her ağza uygun lokmanın hazırlanması, kör kuvvetlerin işi olamaz.

Çünkü: Bu kadar farklı canlının rızkını bilmek sonsuz ilim ister. Hepsine ulaştırmak sonsuz kudret ister. Şefkatle vermek sonsuz rahmet ister

Kör tabiat ve sebepler: Acıkmayı bilir mi? Yavrunun ihtiyacını tanır mı? Merhamet eder mi?  Hayır. Demek ki: Bu işin arkasında Kudret sahibi ilim sahibi merhamet sahibi bir Zât var.

  • İlim: Senin midenin biyolojik yapısını ve açlığını bilmeyen, sana uygun gıdayı gönderemez.
  • İrade: Milyonlarca ihtimal içinden “elmayı” seçip tam senin damak tadına göre “tercih” eden bir irade vardır.
  • Kudret: Güneşi bir ocak, bulutları bir süzgeç, toprağı bir tencere yapamayan; o sofradaki tek bir üzüm tanesini bile yaratamaz.
  • Merhamet: Gıda sadece kalori değildir; lezzet, koku ve estetikle süslenmiştir. Bu, verenin seni sadece “yaşatmak” değil, “mutlu etmek” istediğini, yani sana acıdığını gösterir.

Sebepler ve tesadüf bu işi yapabilir mi?

Sebepler (Toprak, Su, Güneş): Bunlar sadece “garson” hükmündedir. Garsonun kendisi ne yemeği pişirebilir ne de müşterinin ihtiyacından anlar. Toprak şuursuzdur, güneş cansızdır; onlar sadece emre itaat eden birer perdedir.

Tesadüf: Tesadüf, kaosu doğurur; nizamı değil. Her baharda milyarlarca canlının tam vaktinde, şaşırmadan ve karıştırmadan rızıklanması, “tesadüf” kelimesini lügatten silecek kadar büyük bir intizamdır.

En basit bir lokantada garsona bahşiş verip mutfağın ustasını merak eden insan; koca dünya gemisinde bedava rızıklanırken gerçek ev sahibini tanımayıp “kendi kendine oluyor” demesi, akıl tutulmasının en uç noktasıdır.

Özetle: Bir mektup kâtipsiz, bir iğne ustasız, bir köy muhtarsız olmazken; her an milyonlarca taze rızkın servis edildiği bu muhteşem arz sarayının sahipsiz olduğunu iddia etmek, akıldan istifa etmektir.

Kemal-i Rahmet ile Rızıkları Verilen Hayvanatın Kadîr-i Zülcelal’in vahdetine şehadeti

1- Unsurlar Ayrı, Netice Bir: Vahdet Konuşuyor”

Bir meyve ağacına dikkatle bak: Kökü karanlık ve çamurlu toprakta, dalları göğe uzanmış, yüzü güneşe dönük… Topraktan aldığı mineralleri, havadan çektiği gazları, sudan aldığı hayatı ve güneşten gelen enerjiyi birleştirip sana tatlı, ölçülü ve sanatlı bir meyve sunuyor.

Şimdi düşün: Toprak bilmiyor, su bilmiyor, hava bilmiyor, güneş bilmiyor… Hiçbirinin şuuru yok, hiçbirinin “meyve yapalım” diye bir kararı yok. Ama hepsi tam bir uyumla, aynı hedefe hizmet eder gibi çalışıyor.

Bu ne demek? Demek ki bu unsurlar kendi başlarına hareket etmiyor. Demek ki bu farklı kaynaklardan gelen şeyler, tek bir ilimle toplanıyor, tek bir iradeyle yönlendiriliyor, tek bir kudretle birleştiriliyor.

İşte bu, açık bir şekilde şunu ilan eder: Fiiller birleşmiş → Demek ki fail birdir. Eğer bu iş ayrı ayrı sebeplerin işi olsaydı: Biri fazla verirdi, biri eksik bırakırdı. Biri geciktirirdi, biri bozardı. Sistem dağılır, meyve ortaya çıkamazdı.

O hâlde: Güneşi bir lamba gibi kullanan, bulutları bir süzgeç gibi işleten, toprağı bir mutfak gibi çalıştıran O tek Zât’tır.

Demek kemal-i rahmetle verilen her bir rızık şöyle der: “Bana sahip olan, her şeye sahip olmak zorundadır. Her şeye sahip olamayan, bana sahip olamaz. Beni idare eden, kâinatı da idare etmek zorundadır.”

2- Vücud sistemini bilmeyen rızkı yaratamaz

Evet bu sofrada oturanların hepsinin rızıkları farklı farklıdır. Birinin yediğini diğeri yememektedir. Onları beslemek ve vücut yapısına en uygun rızkı vermek elbette hepsinin vücut sistemlerini bilmekle mümkündür. Mesela o sofradan beslenen insanı bilmeyen onun vücudunun hangi besin kaynaklarına ihtiyacı olduğunu bilemeyen ona uygun bir elmayı yaratamaz. Bir kuşun, bir aslanın bir koyunun vücudu için lazım olan besin maddesini bilmeyen onlara uygun bir rızkı icad edemez.

Hele hele de dünyaya yeni gelen yavruların ihtiyacı olan rızkı bilmeyen annesinin sinesini ona en mükemmel bir şekilde istifade edeceği bir süt çeşmesi yapamaz. Demek onları yaratan kim ise onlara layık rızıkları yaratan merhamet sahibi de odur. İşte rızıklanan her bir canlı üzerinde tevhidin parlak bir mührü gözükmektedir ki o canlılar lisanı haliyle “bizi yaratan kim ise rızıklarımızı yaratan ve besleyen de odur” demektedir.

3- Rızka uygun yaratılış

Etçil hayvanlar ete muhtaçtır; bu yüzden keskin dişler, pençeler ve güçlü asitlerle donatılmış bir sindirim sistemine sahiptir. Otçul hayvanlar bitkilerle beslenir; bu yüzden öğütücü dişler ve otu sindirecek özel mide sistemleri verilmiştir. Hem etçil hem otçul olanlar ise her iki besine uygun diş ve sindirim yapısıyla yaratılmıştır.

Bu hayvanlara rızıklarını veren kim ise, o rızkı işleyecek sistemleri bedenlerine yerleştiren de odur? Eti yaratan başka, o eti parçalayacak sistemi kuran başka olabilir mi? Bitkileri yaratan başka, onları sindirecek mideyi yapan başka olabilir mi?

Hayır. Çünkü rızık ile beden arasında kusursuz bir uyum vardır. Bu uyum, tek bir ilim, tek bir irade ve tek bir kudretle açıklanabilir. Öyleyse: Rızkı yaratan kim ise, o rızıkla beslenenleri de yaratan odur. Rızkın sahibi, canlıların da sahibidir.

4- Aynı Sistem, Aynı Şefkat, Aynı El

Türler farklı, bedenler farklı, coğrafyalar farklı, ihtiyaçlar farklı… Fakat rızık verme tarzı bir, şefkatin dili bir, sistem bir.

Bir insan yavrusuna süt geliyor, bir koyunun yavrusuna süt geliyor, bir kedinin yavrusuna süt geliyor, bir balinanın yavrusuna, okyanusun ortasında yine süt geliyor… Mekân ayrı, beden ayrı, yapı ayrı ama fiil aynı. Demek ki: Fiil bir → Fail de birdir. Bütün yavrulara, aynı anda, aynı hikmetle, aynı tarzla süt verilmesi vahdetin mührüdür.

Çünkü: Aynı dil: Şefkat. Aynı tarz: Sütle besleme. Aynı zamanlama: Doğar doğmaz hazır. Aynı hikmet: En uygun gıda. Bu kadar birlik içinde işleyen bir sistem, ancak tek bir merkezden idare edilir.

Adeta kâinat şöyle haykırıyor: “Bu kadar farklı ağızları doyuran, birdir! Bu kadar ayrı yavruya yetişen, birdir! Bu kadar umumî şefkati dağıtan, birdir!”

Eğer birden fazla ilah olsaydı: Kimisi fazla verir, kimisi eksik bırakırdı. Kimisi unutur, kimisi geciktirirdi. Kimisi başka tarz, diğeri başka tarz uygular, sistem bozulurdu.

Ama hiçbir yavru “Benim rızkım unutuldu” demiyor. Hiçbir sistem “Benim düzenim bozuldu” demiyor. Bu sükût bile bir delildir. Sonuç olarak: Annenin sinesinden akan süt, sadece bir besin değil; Vahdetin beyaz bir mührüdür. Ve bütün yavrular birlikte okununca şu hüküm çıkar: Rızık birdir → Rezzâk birdir → Merhamet birdir → Sahip birdir.

…kemal-i hikmet ile muhtelif şekiller giydirilen…

Berrde (karada) ve bahirde (denizde) yaşayan sayısız hayvan türünün her birine, yaşam şartlarına tam uygun “muhtelif şekiller giydirilmesi”, kör bir evrimin veya tesadüfün işi olamaz. Bu durum bir Kadîr-i Zülcelal’in hem varlığını (vücudunu) hem de tekliğini (vahdetini) haykırır.

A- Kadîr-i Zülcelal’in Vücuduna (Varlığına) Şehadet

Her bir hayvanın vücut yapısı, sıradan bir oluşum değil; adeta ilimle çizilmiş, kudretle inşa edilmiş bir mühendislik harikasıdır. Şekil ile vazife arasındaki o kusursuz uyum, kendi kendine açıklanamaz. Bu uyum, açıkça bir Musavvir’in (şekil verenin) varlığını ilan eder.

Bir kâğıda çizilmiş basit bir kuş resmini gören insan bile, tereddütsüz “bunu bir ressam çizdi” der. Çünkü o çizgide bir kasıt, bir tercih, bir şekil verme vardır. Hiç kimse kalkıp “kalem kendi kendine hareket etti, çizgiler tesadüfen birleşti” demez.

Peki aynı insan, canlı bir kuşa bakınca nasıl olur da susar? O kuş; uçan bir makine, yön bulan bir sistem, ısınan, beslenen, çoğalan bir hayat mucizesidir.

Bir çizimdeki basit şekli bile ressama veren akıl, nasıl olur da et, kemik, tüy ve ruhla donatılmış canlı bir sanatı kör sebeplere, şuursuz tesadüfe verir?

Zürafaya rızkına ulaşacak uzun boy, kaplumbağaya kendini koruyacak sağlam kabuk, balığa suyu yaracak yüzgeç ve akıcı beden, kuşa semayı aşacak kanat ve hafif bir yapı verilmiş…

Deveye çölün susuzluğuna dayanacak depo gibi beden, ayıya soğuğa karşı kalın kürk, köstebeğe toprağı kazacak güçlü pençeler ve zayıf gözler, yarasaya karanlıkta yön bulacak hassas bir sistem verilmiş…

Arıya bal yapacak ince cihazlar, ipekböceğine ipek dokuyacak sanatlı bir istidat, örümceğe ağ örecek mükemmel bir plan, yılana sürünmeye uygun esnek bir beden verilmiş…

İnsana düşünecek akıl, konuşacak dil, tutacak el; her canlıya ise hayatına en uygun suret ve cihaz verilmiş. Şimdi soralım: Bu kadar farklı suretler, bu kadar isabetli donanımlar, bu kadar yerli yerinde ölçüler kör tesadüfün işi olabilir mi?

Hiçbir canlı kendi şeklini seçmedi. Hiçbiri kendine uygun organları kendisi yapmadı. Her suret, bir ilimle çizilmiş; her beden, bir hikmetle biçimlendirilmiştir.

B. Kemal-i Hikmetle Muhtelif Şekiller Giydirilen Varlıkların Kadir-i Zülcelal’in Vahdetine (Birliğine) İşaret

1- Bir Türün Bireyleri Arasındaki Tevafuk

Bir hayvan türüne dikkatle bakıldığında, her bir ferdin diğerine benzediği açıkça görülür.
Mesela bir kediye bak: iki gözü, iki kulağı, bir burnu ve bir ağzı vardır. Şimdi bütün kedilere bak, hepsinde aynı azalar, aynı yerde ve aynı düzenle yerleştirilmiştir.

Bu ne demektir? Bir kediyi yaratan kim ise, esas azalarda kendine benzeyen bütün kedileri de yaratan da odur. Çünkü bu derece düzenli benzerlik, farklı ellerin işi olamaz. Tarz bir ise, yapan da birdir.

Her hayvan türünde aynı durum görülür: Bütün kuşlarda kanat yapısı ortaktır. Bütün balıklarda yüzgeç sistemi ortaktır. Bütün koyunlarda aynı beden planı vardır. Milyonlarca birey ama tek bir tarz. Bu açıkça şunu gösterir: Birini yaratan, hepsini yaratmıştır.

2- Türler Arasındaki Benzerlikler

Yeryüzündeki farklı türlere bakıldığında, şekiller ayrı olsa da temel yapılar ve işleyişler ortaktır. Bu benzerlikler, farklı canlıların tek bir ilim ve kudretle yaratıldığını açıkça gösterir.

İnsan, hayvan ve birçok canlıda: Göz görür, kulak işitir, ağız ve diş beslenir.

İnsan, aslan, kuş, balık, sinek… hepsinde göz vardır ve görme vazifesini yapar. Yapıları farklı olsa da işlev aynı. Bu neyi gösterir? Sanat değişmiş ama prensip aynı → Sanatkâr birdir

Balıklar, kuşlar, sürüngenler ve memeliler. Hepsinde omurga vardır. Görev aynı: bedeni taşımak ve sistemi korumak. Şekiller farklı, ortamlar farklı… ama sistem aynı. Bu da gösterir ki: Tarz bir → Yaratan birdir.

İnsan ve memeliler akciğerle, kuşlar hava keseleriyle, sürüngenler akciğerle nefes alır.

Hepsinin yaptığı iş aynı: Oksijen almak, karbondioksit vermek. Bu kadar farklı canlıda aynı hayat kanununun işlemesi şunu ilan eder: Kanun bir → Koyan birdir.

Kalp kanı pompalar. Damarlar besini taşır. Balıkta, kuşta, insanda… kalp farklı yapıda olabilir ama görev aynı. Bu da gösterir ki: Hayat sistemi tek bir merkezden kurulmuştur.

Bütün canlılarda: Hücre yapısı, genetik sistem (DNA), enerji üretimi, gelişim süreçleri aynı temel prensiplere dayanır. Bu kadar geniş bir ortaklık, tesadüfle açıklanamaz. Bu, bütün canlıların aynı kudret kaleminden çıktığını gösterir.

ve kemal-i rububiyetle türlü türlü duygularla teçhiz edilen bütün hayvanat,

Hayvanlara sadece beden verilmemiştir; aynı zamanda hayatlarını sürdürecek duygular ve hassas programlar da verilmiştir.  Hayvanata dercedilen “duygular” ve “manevi cihazlar”, Kadîr-i Zülcelal’in varlığını ve birliğini ispat eden en latif ve en sarsıcı delillerdir. Çünkü duygu, maddeden çıkmaz; görünmez bir elin, görünmez bir cevheri maddeye giydirmesidir.

İşte karada (berr) ve denizde (bahir) bu duygularla teçhiz edilmenin (donatılmanın) vücud ve vahdet cihetleri:

A- Kadîr-i Zülcelal’in Vücuduna (Varlığına) Şehadet

Bir hayvanın hayatta kalması için sadece göze, kulağa değil; o organları yöneten ve dış dünyayı anlamlandıran “duygulara” ihtiyacı vardır. Bu duyguların tam yerli yerinde olması, bir “Müdebbir” (Yöneten) ve “Hâlık” (Yaratıcı) zatın varlığını ispat eder.

1- Şefkat Duygusu: Yavruların Himayesi

En açık misal: annelik şefkati

  • Bir kuş, kendi canından vazgeçercesine yavrusunu korur
  • Bir koyun, yavrusunu tanır ve ona özel süt verir
  • Bir kedi, yavrusunu taşır, temizler ve besler

Bu hayvanların çoğu bu davranışı öğrenmez, kimse onlara öğretmez. Peki bu şefkati kim verdi? Şuursuz bir hayvana, kendi hayatını ikinci plana atacak bir merhameti yerleştiren kimdir? Bu gösterir ki: Bu şefkat, hayvanın değil; onu terbiye eden bir Rabbin eseridir.

Vahşi bir aslanın, karnı aç olduğu halde kendi yavrusuna dokunmaması, hatta onu korumak için canını feda etmesi “madde” ile açıklanamaz. Et yiyen bir makine olan aslanın kalbine, yavrusu için “merhamet” ve “şefkat” duygusunu kim koymuştur?

Aslan o şefkati kendisi üretmez; şefkat aslanın atomlarından çıkmaz. Öyleyse aslanın kalbine o duyguyu “ihsan eden” merhameti sonsuz bir Zat’ın varlığı (vücudu) güneş gibi aşikardır.

Yavru bir deniz kaplumbağası (Caretta Caretta) yumurtadan çıkar çıkmaz, hiç kimseden ders almadan, denizin nerede olduğunu bilerek hızla suya koşar. Binlerce mil uzağa gitse de yıllar sonra yumurtlamak için yine aynı kumsalı bulur.

O küçücük kafada dünya haritası ve GPS sistemi yoktur. Ona bu “yön bulma duygusunu” ve “manevi pusulayı” veren, denizi ve karayı yaratan bir Zât-ı Zülcelal’dir.

2- Korku ve Savunma Duygusu

Hayvanlarda bulunan korku duygusu, onların hayatını korur: Ceylan tehlikeyi hisseder ve kaçar, kuş en küçük seste uçar, balık anında yön değiştirir  Bu refleksler olmasa, hayatta kalmaları imkânsız olurdu. Bu neyi gösterir? Hayvan, geleceği bilmez ama kendini koruyacak şekilde programlanmıştır. Demek ki onu koruyan biri vardır.

3- Açlık ve Rızık Arama Duygusu

Hayvanlar rızıklarını bulmak için yönlendirilmiştir: Arı kilometrelerce uzaklıktan çiçeği bulur. Karınca yiyeceğini depolar. Yırtıcı hayvan avını takip eder

Hiçbiri “nasıl yapacağını” öğrenmez. Ama hepsi doğru şekilde hareket eder. Bu da gösterir ki: Onları rızka sevk eden, rızkı veren Zât’tır.

4- Yuva Yapma ve Nesli Devam Ettirme Duygusu

Kuş yuva yapar. Örümcek ağ kurar. Arı petek inşa eder

Bu işler son derece sanatlı ve ölçülüdür. Ama bu hayvanların ne mimarlık bilgisi vardır ne de hesap yeteneği. Öyleyse: Bu sanat, onların değil; onları yönlendiren bir Kudret’indir.

B. Kadîr-i Zülcelal’in Vahdetine (Birliğine) İşaret

1- Şefkatin Birliği: Aynı Merhamet, Her Yerde

Kuş yavrusunu besler, kedi yavrusunu taşır, koyun kuzusunu tanır. Türler farklı… ama şefkatin dili aynı. Bu ne demektir? Merhamet bir tarzda tecelli ediyorsa, kaynağı da birdir. Ayrı ayrı ilahlar olsaydı, bu kadar umumî ve aynı tarzda bir şefkat görülmezdi.

Karada tavuğun civcivine kanat germesi ile denizde balinanın yavrusunu emzirip koruması arasındaki o ortak “koruma içgüdüsü,” kâinat çapında bir kanundur. Birbirinden fersah fersah uzak mekanlarda, apayrı türlerde aynı “merhamet dili”nin konuşulması; bütün yavruları ve bütün anneleri terbiye eden (Rububiyet) Zat’ın tek olduğunu gösterir.

2- Korku ve Korunma: Tek Program, Umumî Uygulama

Ceylan kaçar, kuş uçar, balık yön değiştirir.

Hepsi tehlikeyi sezme ve korunma duygusuyla donatılmıştır. Bu kadar farklı canlıda aynı savunma prensibinin işlemesi şunu gösterir: Program bir → Programlayıcı birdir.

Karadaki bir ceylan bir avcıdan nasıl korkup kaçıyorsa, denizdeki küçük bir balık da büyük bir balıktan aynı “korku duygusuyla” kaçar. Bütün canlılarda “hayatını koruma” (hıfz-ı hayat) duygusu ortaktır. Eğer karanın yaratıcısı ile denizin yaratıcısı farklı olsaydı, canlıların fıtri reaksiyonları ve duygusal kodları farklı olurdu. Bütün canlıların aynı “savunma ve korku” yazılımıyla donatılması, programcının tek olduğunu (vahdeti) ispat eder.

Öyleyse: Bütün hayvanat, tek bir Rabbin terbiyesi altındadır. Duygular farklı görünse de, onları veren birdir. Her hayvan adeta şöyle der: “Bana bu duyguları veren kim ise, bütün hayvanlara da veren odur.” Ve hepsi birlikte ilan eder: “Rububiyet birdir, terbiye eden birdir, sahip birdir.”

Kemal-i Rububiyetle “Türlü Türlü Duygular”

Kemal-i Rububiyet, bir terbiyecinin (Rab), terbiyesi altındaki her bir ferdin ihtiyacını en ince ayrıntısına kadar bilip, o ihtiyaca tam vaktinde ve en uygun cihazlarla cevap vermesidir. Hayvanlar aleminde bu hakikat, sadece fiziksel bedenlerle değil, asıl “türlü türlü duygular” ve “manevi cihazlar” ile kendini gösterir.

Bir yarasaya zifiri karanlıkta yürüme değil, ses dalgalarıyla görme (sonar) duygusunun verilmesi; bir arıya hendese (geometri) bilinci yüklenerek en az malzemeyle en geniş depoyu (altıgen petek) yapma ilhamının bahşedilmesi, o canlının yaşam sahasına göre tam kıvamında bir terbiyedir.

Keza, göçmen kuşların binlerce kilometrelik rotayı şaşırmadan bulmalarını sağlayan his veya bir örümceğin mühendislik harikası ağını örmesini sağlayan sevk-i ilahi, Rububiyetin ne derece mükemmel ve noksansız işlediğini kanıtlar. Bu duygular, hayvana sonradan öğretilen bilgiler değil; varoluşunda kodlanmış, hayatını sürdürmesi için tam ihtiyacına göre ayarlanmış ilahi birer hediyedir.

Bu kadar farklı türün, bu kadar farklı ve özel duygularla donatılması, Vahdet-i İlahiyeyi (Allah’ın birliğini) şu üç noktada sarsılmaz bir şekilde ispat eder:

Sistem Birliği: Karadaki bir karıncanın toplumsal yardımlaşma duygusu ile denizdeki küçük temizlikçi balıkların devasa balinalara hizmet etme güdüsü, aynı “yardımlaşma” (teavün) kanununa bağlıdır. Mekanlar ve türler farklı olsa da, kâinat çapında işleyen “hayatı koruma ve yardımlaşma” yazılımı tektir. Bu ortak yazılım, programcının (Vâhid) tek olduğunu gösterir.

İhtiyaç ve İhsan Uyumu: Bir yavrunun “açlık” duygusu ile annesinin kalbindeki “şefkat” duygusu, birbirini hiç görmeyen iki ayrı varlıkta aynı anda ve birbirini tamamlayacak şekilde yaratılır. Kâinatın her köşesinde milyarlarca anne ve yavru arasında bu aynı duygu bağının kurulması, bütün anneleri ve yavruları aynı anda terbiye eden Zat’ın tek olduğunu (vahdeti) ilan eder.

Küllî İdare: Eğer duyguları veren sebepler veya tabiat olsaydı, her canlının ihtiyacına bu kadar tam ve isabetli cevap verilemezdi. Arının bal yapma duygusu ile ipek böceğinin ipek örme duygusunun, insanlığın ihtiyacıyla da örtüşmesi gösteriyor ki; arıyı, böceği ve insanı aynı anda terbiye eden, hepsinin ihtiyacını bir mizan ile gören tek bir Müdebbir-i Hakîm vardır.

Hülasa: Her bir canlının sahip olduğu özel duygu, o canlının yaratıcısının varlığına bir imza iken; yeryüzündeki bütün canlıların duygusal donanımlarının bir “ordu nizamı” gibi birbirini tamamlaması ve genel bir hikmet dairesinde işlemesi, o ordunun kumandanının tek olduğunu (vahdeti) kör gözlere dahi gösterir

📥 PDF İndir
Paylaş: Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Önceki KonuAltıncı Pencere-1- Nasıl göklerde gayet büyük neticeler için gayet muntazam…
Sonraki Konu Altıncı Pencere-3- Öyle de bağlardaki muntazam nebatat ve nebatatın gösterdikleri…

İlgili Konular

Otuz Üçüncü Söz

Onuncu Pencere- Şu kâinattaki mevcudatın birbirine teavünü, tecavübü, tesanüdü…

Otuz Üçüncü Söz

Dokuzuncu Pencere-3- Kâmil insanlardaki bütün makbul ibadatın ve o makbul ibadatın…

Otuz Üçüncü Söz

Dokuzuncu Pencere-2- Her bir taifesi icma ve tevatür kuvvetini taşıyan bütün…

Yorum Ekle
Yorum Yap Yanıtı İptal Et

Otuz Üçüncü Söz içerikleri
  • Giriş: Mesela, nasıl ki bir zat-ı mu’ciz-nüma, büyük bir saray yapmak istese
  • Birinci Pencere: Bilmüşahede görüyoruz ki bütün eşya…
  • İkinci Pencere: Eşya, vücud ve teşahhusatlarında, nihayetsiz imkânat yolları içinde
  • Üçüncü Pencere: Zeminin yüzünde dört yüz bin muhtelif taifeden ibaret olan
  • Dördüncü Pencere: İstidat lisanıyla bütün tohumlar tarafından…
  • Beşinci Pencere: Görüyoruz ki eşya, hususan zîhayat olanlar, def’î gibi âni bir zamanda
  • Altıncı Pencere-1- Nasıl göklerde gayet büyük neticeler için gayet muntazam…
  • Altıncı Pencere-2- Hem nasıl berrde ve bahirde kemal-i rahmet ile rızıkları verilen …
  • Altıncı Pencere-3- Öyle de bağlardaki muntazam nebatat ve nebatatın gösterdikleri…
  • Altıncı Pencere-4- Hem nasıl cevv-i semadaki bulutlardan mühim hikmetler ve …
  • Altıncı Pencere-5- Öyle de zemindeki bütün dağların ve dağlar içindeki madenlerin…
  • Altıncı Pencere-6- Hem nasıl sahralarda ve dağlardaki küçük küçük tepelerin…
  • Altıncı Pencere-7- Öyle de bütün otlarda ve ağaçlardaki bütün yaprakların türlü türlü…
  • Altıncı Pencere-8- Hem nasıl bütün ecsam-ı nâmiyede, büyümek zamanında…
  • Altıncı Pencere-9- Öyle de bütün hayvanî cesetlerde kemal-i hikmetle nefislerini, ruhlarını…
  • Altıncı Pencere-10- Hem nasıl bütün kalplere, insan ise her nevi ulûm…
  • Altıncı Pencere-11- Öyle de gözlere kâinat bostanındaki manevî çiçekleri toplayan…
  • Yedinci Pencere-1- Şu kâinat yüzünde serpilen masnuatın kemal-i intizamları
  • Yedinci Pencere-2- Öyle de camid ve basit unsurlardan, hadsiz ve ayrı ayrı…
  • Yedinci Pencere-3- Terkibat-ı mevcudat tabir edilen terkip ve tahlil hengâmındaki…
  • Yedinci Pencere-4- Zerreler âlemini hadsiz ve geniş bir tarla hükmüne getirip..
  • Sekizinci Pencere- Nev-i beşerdeki bütün ervah-ı neyyire ashabı olan enbiyalar…
  • Dokuzuncu Pencere-1- Kâinattaki ibadat-ı umumiye, bilbedahe bir Mabud-u Mutlak’ı….
  • Dokuzuncu Pencere-2- Her bir taifesi icma ve tevatür kuvvetini taşıyan bütün…
  • Dokuzuncu Pencere-3- Kâmil insanlardaki bütün makbul ibadatın ve o makbul ibadatın…
  • Onuncu Pencere- Şu kâinattaki mevcudatın birbirine teavünü, tecavübü, tesanüdü…

Nur Divanı, Risale-i Nur’u sadece okumak için değil; anlamak, hazmetmek ve hayata taşımak için kurulmuş bir izah platformudur. “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” Bu sebeple metinler; şerh ve izahlarla açılır, mânânın zihne ve kalbe yerleşmesi hedeflenir.

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok
Son Yazılar
  • Allah hakkında “كَانَ” ne ifade eder?
  • Allah ümit eder mi? “لَعَلَّ”ın hakikati
  • Kur’an mahluk mudur?
  • “Ol” emri hakikatte nasıl anlaşılmalı?
  • Kur’ân, münafıkları neden isim isim ifşa etmez?
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.