Soru:
Her ikisi de peygamber olduğu hâlde, neden Hz. İbrahim’e (aleyhisselâm) ölülerin diriltilmesi hemen gösterilmiş; fakat Hz. Uzeyr’e (aleyhisselâm) aynı hakikat yüz yıl sonra gösterilmiştir?
Cevap:
Beyzavî ve Ebussuud Efendi’nin beyanına göre Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm) duasında dikkat çeken en mühim nokta, duaya edep ile başlamasıdır. O, isteğini dile getirirken önce Rabbine yönelmiş ve şöyle demiştir:
﴿رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى﴾
“Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster.” (Bakara 2/260)
Duaya “Rabbim” diye başlamak, kulun aczini kabul edip kapıya sığınması demektir. İşte bu edep, duanın kabulüne vesile olan büyük bir anahtar gibidir.
Hz. Uzeyr (aleyhisselâm) ise harap olmuş bir beldeyi görünce şöyle demiştir:
﴿قَالَ أَنَّى يُحْيِي هَٰذِهِ اللّٰهُ بَعْدَ مَوْتِهَا﴾
“Bunu Allah ölümünden sonra nasıl diriltecek?”
(Bakara 2/259)
Bu ifade bir hayret sorusu olsa da gaibe veya kendi kendine bir konuşma gibidir. Hz. İbrahim’in duasındaki gibi doğrudan bir iltica ve niyaz üslubu taşımamaktadır.
Bu sebeple âlimler şu hakikate dikkat çekmişlerdir: Edep duanın derhal kabulüne vesile olan en kıymetli anahtarlardan biridir.
Ey nefsim!
Bir isteğin olduğunda nasıl istiyorsun, hiç düşündün mü? Çoğu zaman istemeyi bile bilmezsin. Sabırsız davranır, hemen olsun istersin; olmazsa kırılır, darılırsın.
Hâlbuki bak! İkisi de peygamber olduğu hâlde Hz. İbrahim (aleyhisselâm) isteğini nasıl dile getirdi: Önce “Rabbim” dedi. Kapıya sığındı. İltica etti. İstedi ama emretmedi. İşte bu edep sebebiyle talebi hemen kabul edildi.
Ey nefsim! Sen de istemeyi öğren. Duaya önce “Ya Rab!” diyerek başla. Çünkü kapıya edep ile gelen geri çevrilmez.
Unutma: Duanın anahtarı çok söz söylemek değil; “Ya Rab” diyerek kalpten sığınmaktır.