Kur’ân’da anlatılan Hz. Üzeyir (a.s.) kıssası, delilin imandaki yakîni nasıl artırdığını gösteren çarpıcı bir misaldir. Üzeyir (a.s.), harap olmuş bir şehri gördüğünde:
اَنّٰى يُحْي۪ هٰذِهِ اللّٰهُ بَعْدَ مَوْتِهَاۚ
“Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?” (Bakara 2/259)
diye sormuştur. Bunun üzerine Allah Teâlâ onu ve eşeğini öldürmüş, yüz yıl sonra tekrar diriltmiş ve kudretini açık bir şekilde göstermiştir. Bu tecelliyi gördükten sonra Üzeyir (a.s.) şöyle demiştir:
اَعْلَمُ اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
“Artık biliyorum ki Allah her şeye kadirdir.”
Elbette Üzeyir (a.s.) başta Allah’ın kudretini bilmiyor değildi. Bir peygamber olarak buna zaten iman ediyordu. Fakat bu hadise ile imanındaki yakîn daha da kuvvetlenmiş, ilmelyakîn derecesindeki bilgi hakkalyakîn derecesine yükselmiştir.
Demek ki hakikati bilmek başka, onu gözle görmek ve müşahede etmek başkadır. İşte delil ve müşahede, imandaki yakîni artırır ve kalbi daha güçlü bir itminana ulaştırır.
İşte bu kıssa, “Şüphen mi var ki delil arıyorsun?” diyenlerin kulaklarını çınlatacak açık bir derstir. Çünkü imandaki yakîn delil ile artar ve ziyadeleşir.