Close Menu
Risale-i Nur
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

İntizam vahdetin mührüdür

Haziran 15, 2026

Hücrelerin sessiz yolculuğu

Haziran 15, 2026

Uhuvvet nedir?

Haziran 14, 2026
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Risale-i Nur
Facebook X (Twitter) Instagram
Salı, Haziran 16
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Risale-i Nur
Ana Sayfa»Kur'an'dan İnciler»Akaid ve Kelam
Kur'an'dan İncilerAkaid ve KelamSorular- CevaplarKur’an’a Dair Sorular

Kur’an mahluk mudur?

4
By Nur Divanı on Nisan 20, 2026 Akaid ve Kelam, Kur’an’a Dair Sorular

Kur’an mahluk mudur? Kur’ân açıkça bildirir ki Allah konuşur: Hz. Musa ile konuşmuştur. Vahiy göndermiştir. Kitaplar indirmiştir.  Yani “Allah konuşmaz” demek küfürdür.

Ama mesele şu: Nasıl konuşur?

İnsanın konuşması: Ses ile olur, harflerle olur, ağız, dil, hava ile olur ve zamana bağlıdır.  Eğer Allah’ın konuşmasını böyle anlarsak: Allah’ı mahlûkata benzetmiş oluruz. Bu ise teşbihtir ve yanlıştır.

Ehl-i Sünnet der ki: Allah’ın konuşması vardır. Ama bu konuşma harf ve ses cinsinden değildir. Buna Kelâm-ı Nefsî denir: Yani: Allah konuşur ama O’nun konuşması, sesle değil, harfle değil, zamana bağlı değildir. Bizim keyfiyetini bilemeyeceğimiz kendi zatına layık bir şekilde, ezelî bir kelâmdır.

Peki Biz Nasıl Duyuyoruz? (Vahiy Meselesi)

Cebrâil Aleyhisselâm da bu ilâhî kelâmı Levh-i Mahfuz’dan veya bizim keyfiyetini bilemeyeceğimiz şekilde alarak Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalâtu vesselâm) ve diğer peygamberlere ulaştırır.

Kur’an’daki lafızlar (harfler, kelimeler, sesler) bizim okuduğumuz ve işittiğimiz yönüyle mahlûktur. Fakat onların ifade ettiği tekellümü İlâhî (Kur’an) ezelîdir

Yani iki farklı şey var:

1. Kelâm-ı Nefsî (Ezelî Olan)

Allah’ın zatına ait olan, harf ve ses olmayan, zamanla kayıtlı olmayan, zatıyla kaim, ezeli bir sıfattır. Bu: yazı değildir, ses değildir, harf değildir keyfiyetini idrak edemeyiz. Kur’an bu ezeli sıfat olan kelam sıfatının tecellisi ve tahakkukudur.

2. Kelâm-ı Lafzî (Bizim Okuduğumuz)

Kur’ân’ın Arapça lafızları, harfleri, sesle okunması. Bunlar yaratılmıştır (mahluktur). Çünkü: Ses zamana bağlıdır, harfler sırayla gelir ve yazı sonradan oluşur.

Kelâm-ı lafzî bu ezelî kelâmın bizim âlemimize yansıyan şeklidir. İbranice Tevrat, Aramice İncil ve Arapça Kur’ân, işte bu kelâmın farklı dillerde ifade edilmiş hâlleridir. Harflerden oluşan, okunan, yazılan ve işitilen bu form ise mahlûktur. Çünkü bizim zaman ve mekân âlemimize ait bir tezahürdür.

Allah Teâlâ’nın kelâm sıfatı zatında ne Arapçadır ne İbranicedir ne de başka bir dilde. O, keyfiyetsizdir.

Kur'an mahluk mudur?

Ehl-i Sünnet’in Denge Noktası

Burada iki aşırı görüş var:

  • “Kur’ân tamamen mahlûktur” diyenler. Allah’ın kelâm sıfatını inkâr eder. (Mutezile gibi)
  • “Okuduğumuz harfler de ezelîdir” diyenler harfleri ilahlaştırmaya gider.

Ehl-i Sünnet der ki: Kur’ân, Allah’ın ezeli kelâmıdır; mahlûk değildir ezelîdir.

Ancak bizim okuduğumuz yönüyle Kur’ân: Lafızları, sesi, kâğıdı, mürekkebi, telaffuzu bunların hepsi mahlûktur. Çünkü sonradan meydana gelir.

Bu sebeple: Mushaf-ı Şerif, harfleri ve maddî yönüyle mahlûktur; fakat bu lafızların ifade ettiği kelâm-ı İlâhî, yani Allah’ın kelâm sıfatı ezelîdir ve mahlûk değildir.

NETİCE:

Rabbimizin kelam sıfatı ezelidir. Kur’ân ise bu ezeli kelamın ta kendisidir. Bu itibarla mahlûk olduğunu söylemek, kelâm sıfatını inkâr anlamına geldiği için küfrü gerektirir. Çünkü Kur’an Allah’ın zâtı ile kāim olan kelâm-ı nefsîdir; ezelîdir ve mahlûk değildir.

Ancak bu ezelî manayı insanların idrakine indiren lafızlar (ibare) mahlûktur. Zira bu lafızlar ard arda gelen harflerden oluşur, sesle ifade edilir, zamana bağlıdır. Bu sebeple sınırlıdır ve sonradan meydana gelmiştir.

  • Allah konuşur; fakat O’nun konuşması mahlûkatın konuşması gibi değildir. Sese, harfe ve zamana bağlı olmadan, zatına layık ezelî bir kelâmdır.
  • İlâhî kelâm, ne ağızdan çıkan bir sestir ne de harflerin birleşmesidir. Allah, kendi zatına mahsus, zamansız ve ezelî bir kelâmla konuşur ve keyfiyeti idrak edilemez.

Nasıl ki güneş, Allah’ın kudret sıfatının bir âyetidir; kendisi maddesi itibariyle mahlûktur, fakat taşıdığı mana itibariyle kudreti, ilmi ve iradeyi gösterir. Yani o görünen maddî güneş, aslında ezelî sıfatların tecellisine bir ayna olur.

Aynen bunun gibi Kur’an’ da Allah’ın kelâm sıfatının bir tecellisidir. Ancak onun harfleri, kelimeleri ve sesleri mahlûktur; çünkü zamana bağlı olarak meydana gelir. Fakat bu lafızların ifade ettiği kelam-ı nefsi, Allah’ın ezelî kelâmıdır.

Eğer kelâm sıfatının tecelli ettiği lafızlara “kadîm” ve “ezelî” denilecek olursa, aynı mantıkla kudret sıfatının tecelli ettiği bütün varlıklara da ezeliyet vermek gerekir. Çünkü nasıl lafızlar kelâm sıfatının tecellisine birer mazhar ise, kâinattaki bütün mevcudat da kudret sıfatının tecellisine birer aynadır.

O hâlde bu yanlış kabul devam ettirilirse, güneşten ağaca, insandan taşa kadar her şeye “ezelî” demek gerekir ki bu hem aklen hem de naklen imkânsızdır.

Demek ki tecelli başka, tecelli edilen şey başkadır. Tecellinin kaynağı ezelîdir; fakat onun göründüğü aynalar, yani lafızlar ve varlıklar mahlûktur.

Ezeli kelâmın, mucizevi lafızlarda ki tecellisi Kuran’dır. Lafızlar kelâmı gösteren ibarelerdir.

Bu sebeple: Lafızları bozmak manayı ve ezeli kelamı bozmak demektir. Kelimeleri değiştirmek vahyi tahrif etmektir.

Kur’ân’ın lafızlarına “kelâmullah” denilmesiyse hakikî anlamda değil; ilâhî kelâma delâlet etmeleri yönüyle mecazî bir ifadedir.

Cenâb-ı Hakk’ın, element harfleriyle yazdığı bir kelime hükmünde olan elma, insanlar tarafından taklit edilemez. Hâlbuki onun yapılmasında kullanılan maddeler —toprak, su, hava— insanın da elinin altındadır.

Aynen bunun gibi, Kur’ân da herkesin kullandığı yirmi sekiz harf ile nazmedilmiştir. Harfler ortaktır, fakat o harflerin dizilişindeki ilâhî sanat ve i‘câz öyle bir seviyededir ki, onun bir benzerini meydana getirmek mümkün değildir. Çünkü o lafızların üzerinde, taklidi kabil olmayan bir i‘câz sikkesi vardır.

📥 PDF İndir
Paylaş: Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Önceki Konu“Ol” emri hakikatte nasıl anlaşılmalı?
Sonraki Konu Allah ümit eder mi? “لَعَلَّ”ın hakikati
Görüntüleme 4 Yorumlar

4 yorum

  1. ZÜbeyde on Mayıs 2, 2026 10:05 pm

    Çok faydalı bir izah olmuş. Kur’an’ın okuduğumuz harf ve ses yönüyle mahlûk olması, fakat ifade ettiği ilâhî kelâmın ezelî olması meselesi güzel ayrılmış. Böyle hassas akaid konularının sade bir dille anlatılması gerçekten büyük hizmet. Allah emeği geçenlerden razı olsun.

    Reply
    • Nur Divanı on Haziran 14, 2026 12:06 pm

      Amin ecmain…

      Reply
  2. Eray on Haziran 14, 2026 12:04 pm

    Bu konu çoğu zaman karıştırılıyor ama yazıda Ehl-i Sünnet çizgisi gayet güzel korunmuş. Allah’ın kelâm sıfatını inkâr etmeden, aynı zamanda Allah’ı insan konuşmasına benzetmeden anlatmak çok mühim. Rabbim bu tür akaid derslerini okuyup anlamayı ve doğru itikad üzere yaşamayı nasip etsin.

    Reply
    • Nur Divanı on Haziran 14, 2026 12:07 pm

      Amin amin ecmain… Rabbimiz istifadenizi ziyade eylesin

      Reply
Yorum Yap Yanıtı İptal Et

Akaid ve Kelam içerikleri
  • Allah mekân ve cihetten münezzehtir
  • İsa’nın misali Âdem’in misali gibidir
  • “Zallâm” denmesi, Allah hakkında zulme kapı açar mı?
  • La ilahe illallah demek yeterli mi?
  • Müşebbihe’nin çıkmazı: Arş ve mekân meselesi
  • Allah zulmetmeye kadir midir?
  • “Ol” emri hakikatte nasıl anlaşılmalı?
  • Kur’an mahluk mudur?
  • Allah ümit eder mi? “لَعَلَّ”ın hakikati
  • İstivâyı sadece oturmak diye anlamak

Nur Divanı, Risale-i Nur’u sadece okumak için değil; anlamak, hazmetmek ve hayata taşımak için kurulmuş bir izah platformudur. “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.” Bu sebeple metinler; şerh ve izahlarla açılır, mânânın zihne ve kalbe yerleşmesi hedeflenir.

Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok
Son Yazılar
  • İntizam vahdetin mührüdür
  • Hücrelerin sessiz yolculuğu
  • Uhuvvet nedir?
  • Hayvan gibi değil, insan gibi yaşamak için neler vermezdik
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.