Riya ve ucüb öyle ince, öyle sinsi bir âfettir ki bir an içinde kalbe girer, insan fark etmeden yerleşir; o anda yıllarca yapılan ibadetleri yakıp kül edebilir. Düşün yetmiş yıl ibadet etmişsin ama bir anlık gösteriş, bir cümlelik övünme ve hepsi bir anda boşa gitmiş.
Rivayet edilir ki bir adam, Süfyan-ı Sevrî’yi yemeğe davet eder. Sofrada bir tabak lazım olur, ev sahibi ailesine seslenir: “Birinci hacdan getirdiğim tabağı değil, ikinci hacdan getirdiğim tabağı getirin!” Bu söz sıradan gibi görünür ama içinde gizli bir şey vardır: gösteriş. Bunu fark eden Süfyan-ı Sevrî hemen şöyle der: “Ey miskin adam! Her iki haccını da mahvettin. Çünkü riya yaptın!”
İşte riya böyle bir şeydir büyük günah gibi görünmez ama amelin ruhunu öldürür, sevabı siler, geriye sadece yorgunluk bırakır. Ucüb de öyledir… “Ben yaptım” dersin, kendini beğenirsin ve amelin değerini kendi elinle düşürürsün.
Sen ibadet ediyorsun ama kalbinin içinde beğenilme arzusu, takdir edilme isteği, kendini üstün görme hissi varsa o ibadet dışı süslü ama içi boş bir kabuk olur.
Riya ameli öldürür, ucüb sevabı yakar. Öyleyse amelini korumak istiyorsan kalbini koru. Çünkü bir anlık gösteriş, ömürlük ibadeti silebilir.
Ey Nefsim
- Acaba sen de yaptıklarını insanlara duyurmaya çalışıyor musun?
- Bir iyilik yaptığında içinden “bunu bilsinler” diye bir ses yükseliyor mu?
- Bir ibadet yaptığında anlatmak için fırsat mı kolluyorsun, sözün dönüp dolaşıp yine sana mı geliyor?
- Bir hizmette bulunduğunda ismin geçmeyince içten içe daralıyor musun?
- Bir sadaka verdiğinde gizli kalmasına mı seviniyorsun yoksa bilinmesine mi?
- Bir vaaz ettiğinde hakikat anlaşıldı diye mi mutlusun yoksa sen beğenildin diye mi?
Dur ve kendine dürüstçe sor: “Ben gerçekten Allah için miyim, yoksa insanlar için mi yaşıyorum?” Unutma, riya bağırarak gelmez, fısıldayarak girer; fark etmeden ameline sızar, sevabını siler, seni boş bırakır.
Ey nefis, gizlenmesi gerekeni gösteriyor, saklanması gerekeni açıyorsan bil ki amel değil kendini sunuyorsun ve bu en büyük kayıptır.