Tesadüf Gerçekten Bir Açıklama mı, Yoksa Kaçış mı?
“Tesadüf” diyorsun… Ama bir durup düşünelim: Bu kelime gerçekten bir açıklama mı, yoksa açıklayamamanın yerine konmuş bir etiket mi?
Bir kitap düşün. Harfler yerli yerinde, cümleler anlamlı, paragraf bir bütün… Buna “tesadüf” diyebilir misin? Diyemezsin. Çünkü anlam, rastgelelikten doğmaz.
Bir telefon düşün. İçinde binlerce parça, kusursuz bir uyumla çalışıyor. Buna “kendi kendine oldu” der misin? Demek aklı inkâr etmektir.
Bir insan düşün. Göz, kalp, beyin, sinir sistemi… Hepsi bir planla, bir dengeyle işliyor. Buna tesadüf demek, gördüğünü inkâr etmektir.
Tesadüf, düzensizliğin adıdır. Ama kâinat baştan sona nizamdır. O hâlde “tesadüf” burada bir açıklama değil, bir kaçıştır.
Sayılar Konuşuyor, Ama Sen Duymak İstemiyorsun
Bir zar attığında 4 gelme ihtimali 6’da 1’dir.
İki zarla bu ihtimal 36’da 1 olur.
Dört kez üst üste aynı sonucu yakalamak? 1.679.616’da 1.
Şimdi soruyorum: İki zarın bile birkaç defa aynı gelmesi neredeyse imkânsızken, insan bedenindeki 206 kemiğin doğru yerde, doğru sayıda, doğru biçimde ve mükemmel uyumla oluşmasını nasıl “tesadüf” diye açıklıyorsun?
Hadi dene: 206 kemiği bir torbaya koy, rastgele çekerek bir iskelet kur. Bir yerde hata yaptığında başa dön. Bu işi kusursuz yapma ihtimalin nedir?
Cevap: Yok denecek kadar az.
Hatta matematik burada susar.
Ama sen, bundan kat kat karmaşık olan bir sistemi “tesadüf” ile açıklıyorsun.
Bu bir açıklama değil…
Bu, aklın kendi kendine ters düşmesidir.
İhtimalin Bittiği Yerde Hâlâ Tesadüf Mü Diyorsun?
Bir zar düşün. Altı defa atıyorsun: 1,2,3,4,5,6 sırasıyla gelsin.
İhtimal: 46.656’da 1.
İnsanın kulağındaki 6 kemik de tam olması gereken sırayla dizilmiş. Diyelim ki “tesadüfen oluştu”… Bu diziliş yine aynı ihtimale çıkar.
Ama mesele burada bitmiyor.
Bu sadece bir insan.
Yeryüzünde milyarlarca insan var.
Ve hepsinde aynı yapı, aynı düzen, aynı sistem.
Şimdi söyle:
46.656’da 1 olan bir ihtimalin milyarlarca kez arka arkaya hatasız gerçekleşmesi ne demektir?
Bu artık ihtimal değil.
Bu, imkânsızlıktır.
Sen buna hâlâ “tesadüf” diyorsan, problem ihtimalde değil…
bakışında.
Tesadüf Bir Kelimeyi Yazamazken, DNA’yı Nasıl Yazdı?
Bir maymunu daktilonun başına oturt. Rastgele tuşlara bassın.
Bir harf yazma ihtimali: 29’da 1
İki harf: 841’de 1
Yedi harf: 17 milyarda 1
Bir kelime bile neredeyse imkânsız.
Peki ya insan?
DNA dediğin şey yaklaşık 3.5 milyar harften oluşan bir bilgi sistemidir.
Her harf yerli yerinde.
En küçük hata → sistem çöküyor.
Şimdi soruyorum:
Bir kelimeyi yazamayan tesadüf,
milyarlarca harflik bir sistemi nasıl yazdı?
Cevap veremiyorsun.
Çünkü burada tesadüf değil, bilgi var.
Tohum Biliyor mu, Tesadüf mü Biliyor?
Toprağın altındaki bir tohumu düşün. Karanlıkta yönünü buluyor. Engelleri aşıyor. Kökü aşağı, gövdeyi yukarı gönderiyor. Işığa ulaşıyor.
Bu bir kere olsa “şans” dersin. Ama milyarlarca tohum, her bahar, aynı şeyi hatasız yapıyor.
Gözleri kapalı bir karıncanın labirenti milyonlarca kez hatasız geçmesini kabul eder misin? Etmezsin. O hâlde tohumun bu hareketini nasıl “tesadüf” diye açıklıyorsun?
Tesadüf yön bilmez. Ama tohum yön buluyor.
Tesadüf Karıştırır, Ama Sen Düzen Görüyorsun
Bir torbaya parçalar at. Sallayarak bilgisayar elde edebilir misin? Hayır.
Ama bir çekirdek:
- Kök yapıyor
- Gövde yapıyor
- Yaprak yapıyor
- Meyve üretiyor
Ve her seferinde aynı sonucu veriyor.
Eğer tesadüf olsaydı:
- Elmada portakal tadı olurdu
- Muzda kiraz kokusu çıkardı
- Her şey birbirine karışırdı
Ama hiçbir şey karışmıyor. Bu ne demek? Bu, karışıklık değil seçilmiş bir düzen.
Son Soru: Tesadüf mü, Yoksa Gözünü Kapamak mı?
Tesadüf:
- bilmez
- görmez
- seçmez
- hedef koymaz
Ama senin “tesadüf” dediğin şey:
- yön tayin ediyor
- görev dağıtıyor
- sistem kuruyor
- hatasız çalışıyor
Bu artık tesadüf değil…
Bu, tesadüfe yüklenen bir ilahlıktır.
Netice:
Sen Allah’ı inkâr ettiğini zannediyorsun… Ama aslında şunu kabul ediyorsun:
- Şuursuz şeyler biliyor
- İradesiz şeyler seçiyor
- Kör şeyler hedef buluyor
İnsafla bakarsan şunu görürsün: Bu kadar düzen, bu kadar bilgi, bu kadar isabet sahipsiz olamaz.