Kur’ân açıkça bildirir ki Allah konuşur: Hz. Musa ile konuşmuştur. Vahiy göndermiştir. Kitaplar indirmiştir. Yani “Allah konuşmaz” demek küfürdür.
Ama mesele şu: Nasıl konuşur?
İnsanın konuşması: Ses ile olur, harflerle olur, ağız, dil, hava ile olur ve zamana bağlıdır. Eğer Allah’ın konuşmasını böyle anlarsak: Allah’ı mahlûkata benzetmiş oluruz. Bu ise teşbihtir ve yanlıştır.
Ehl-i Sünnet der ki: Allah’ın konuşması vardır. Ama bu konuşma harf ve ses cinsinden değildir. Buna Kelâm-ı Nefsî denir: Yani: Allah konuşur ama O’nun konuşması, sesle değil, harfle değil, zamana bağlı değildir. Bizim keyfiyetini bilemeyeceğimiz kendi zatına layık bir şekilde, ezelî bir kelâmdır.
Peki Biz Nasıl Duyuyoruz? (Vahiy Meselesi)
Allah’ın ezelî kelâmı Cebrâil (as) aracılığıyla harflere, kelimelere, Arapçaya dökülür, peygambere ulaştırılır. Yani: Allah’ın kelâmı mana olarak ezelîdir. Kur’ân’ın lafızları = bize göre yaratılmış ifadedir.
Şöyle diyebiliriz: Kur’an’daki lafızlar (harfler, kelimeler, sesler) bizim okuduğumuz ve işittiğimiz yönüyle mahlûktur. Fakat onların ifade ettiği kelâm-ı İlâhî (Allah’ın kelâm sıfatı) ezelîdir
Yani iki farklı şey var:
1. Kelâm-ı Nefsî (Ezelî Olan)
Allah’ın zatına ait olan, harf ve ses olmayan, zamanla kayıtlı olmayan hakikî kelâmıdır. Bu: yazı değildir, ses değildir, harf değildir ama mananın kendisidir.
2. Kelâm-ı Lafzî (Bizim Okuduğumuz)
Kur’ân’ın: Arapça lafızları, harfleri, sesle okunması. Bunlar yaratılmıştır (muhdestir). Çünkü: Ses zamana bağlıdır. Harf sırayla gelir. Yazı sonradan oluşur.
Ehl-i Sünnet’in Denge Noktası
Burada iki aşırı görüş var:
- “Kur’ân tamamen mahlûktur” diyenler. Allah’ın kelâm sıfatını inkâr eder.
- “Okuduğumuz harfler de ezelîdir” diyenler harfleri ilahlaştırmaya gider
Ehl-i Sünnet der ki: Kur’ân, Allah’ın ezeli kelâmıdır; mahlûk değildir çünkü manası ezelîdir.
Ancak bizim okuduğumuz yönüyle Kur’ân: Lafızları, sesi, kâğıdı, mürekkebi, telaffuzu bunların hepsi mahlûktur. Çünkü sonradan meydana gelir.
Bu sebeple: Mushaf-ı Şerif, harfleri ve maddî yönüyle mahlûktur; fakat bu lafızların ifade ettiği kelâm-ı İlâhî, yani Allah’ın kelâm sıfatı ezelîdir ve mahlûk değildir.
NETİCE:
Kur’ân’ın aslı, yani manası itibariyle mahlûk olduğunu söylemek, kelâm sıfatını inkâr anlamına geldiği için küfrü gerektirir. Çünkü Kur’an’ın manası, Allah’ın zâtı ile kāim olan kelâm-ı nefsîdir; ezelîdir ve mahlûk değildir.
Ancak bu ezelî manayı insanların idrakine indiren lafızlar (ibare) mahlûktur. Zira bu lafızlar ard arda gelen harflerden oluşur, sesle ifade edilir, zamana bağlıdır. Bu sebeple sınırlıdır ve sonradan meydana gelmiştir.
- Allah konuşur; fakat O’nun konuşması mahlûkatın konuşması gibi değildir. Sese, harfe ve zamana bağlı olmadan, zatına layık ezelî bir kelâmdır.
- İlâhî kelâm, ne ağızdan çıkan bir sestir ne de harflerin birleşmesidir. Allah, kendi zatına mahsus, zamansız ve ezelî bir kelâmla konuşur ve keyfiyeti idrak edilemez.
Nasıl ki güneş, Allah’ın kudret sıfatının bir âyetidir; kendisi maddesi itibariyle mahlûktur, fakat taşıdığı mana itibariyle kudreti, ilmi ve iradeyi gösterir. Yani o görünen maddî güneş, aslında ezelî sıfatların tecellisine bir ayna olur.
Aynen bunun gibi Kur’an’ın lafızları da Allah’ın kelâm sıfatının bir tecellisidir. Onun harfleri, kelimeleri ve sesleri mahlûktur; çünkü zamana bağlı olarak meydana gelir. Fakat bu lafızların ifade ettiği mana, Allah’ın ezelî kelâmıdır. Bu sebeple Kur’ân, lafzıyla mahlûk, manasıyla ise ezelî ve İlâhî bir kelâmdır.
Eğer kelâm sıfatının tecelli ettiği lafızlara “kadîm” ve “ezelî” denilecek olursa, aynı mantıkla kudret sıfatının tecelli ettiği bütün varlıklara da ezeliyet vermek gerekir. Çünkü nasıl lafızlar kelâm sıfatının tecellisine birer mazhar ise, kâinattaki bütün mevcudat da kudret sıfatının tecellisine birer aynadır.
O hâlde bu yanlış kabul devam ettirilirse, güneşten ağaca, insandan taşa kadar her şeye “ezelî” demek gerekir ki bu hem aklen hem de naklen imkânsızdır.
Demek ki tecelli başka, tecelli edilen şey başkadır. Tecellinin kaynağı ezelîdir; fakat onun göründüğü aynalar, yani lafızlar ve varlıklar mahlûktur.
Ezeli kelâmın, mucizevi lafızlarda ki tecellisi Kuran’dır.
Lafızlar kelâmı gösteren ibarelerdir. Mana kelâmın kendisidir. Allah, kelâmını bu kelimelere yerleştirmiştir. Kur’ân, ezelî bir kelâmın, korunmuş ve mucizevi lafızlar içindeki tecellisidir.
Bu sebeple: Lafızları bozmak manayı bozmak demektir. Kelimeleri değiştirmek vahyi tahrif etmektir.
Kur’ân’ın lafızlarına “kelâmullah” denilmesiyse hakikî anlamda değil; ilâhî kelâma delâlet etmeleri yönüyle mecazî bir ifadedir.