Bir padişah, bir kimseye hususî bir teveccüh gösterse; onu huzuruna kabul edip yüksek makamlara, büyük saltanata namzet kılsa…
O kimse, bu teveccühe lâyık olmaya çalışacağı yerde, bütün gayretini dağlarda koyun çobanlığı yapmak için sarf etse…Ne büyük bir divânelik eder.
Çünkü kendisine açılan sonsuz bir saltanatı bırakıp, o makama kıyasla en basit, en değersiz bir işe razı olmuştur.

İşte insanın hali de tam olarak budur.
Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti, insana böyle bir teveccüh göstermiştir:
· Onu ebedî bir hayata namzet kılmıştır.
· Onu bitmeyen bir saadete namzet kılmıştır.
· Onu sonsuz bir saltanata namzet kılmıştır.
Bu dâvayı ciddiye almayan, gafletle yaşayan, bütün gayretini dünyaya bağlayan kimse ne ile meşgul olursa olsun, ne kadar büyük işler yaparsa yapsın “Hakikatte sultanlığa çağrıldığı halde, çobanlığa talip olmuştur.”
Dünya ne kadar büyük görünürse görünsün…
· Dünya makamı bir günlüktür, ebediyet ise sonsuz.
· Dünya saltanatı zeval ile damgalıdır, ebedî saltanat ise kesintisiz.
· Dünya mevkii kaybetme korkusu taşır, bâkî makam ise emniyet içindedir.
Sultan olmaya çağrılan birine, “Gel, sana çobanlık vereyim” denilse, o adam bunu hakaret sayar. Hâlbuki insanın başına gelen tam olarak budur: Ebedî saltanat daveti dururken, o dünyanın geçici çobanlıklarına talip olur ve peşinde koşar.
Çobanlıkta gözü olan, sultanlığı hak etmemiştir. Dünyaya talip olan, ahireti kaybetmiştir. Fânîyi bâkîye tercih eden, aklına değil gafletine güvenmiştir. Unutma: Sen sultanlığa çağrıldın. Çobanlığa razı olma.