Ferrari, son derece pahalı, hızlı ve mükemmel bir arabadır. Traktör ise kaba, yavaş ve sade bir araçtır. Asfalt yolda Ferrari traktörü rahatça geçer; fakat ikisini tarlaya sokup yarıştırırsak bu defa traktör galip gelir. Bu, Ferrari’nin kusuru değildir. Çünkü Ferrari tarlada sürmek için değil, asfaltta süzülmek içindir.
İnsan, cihazat ve donanım bakımından hayvanattan kıyas kabul etmez derecede üstündür. Sadece akıl bile, insanı kâinatın sultanı yapmaya yeter. Ancak mesele sadece “mideyi doyurmak” ve “haz almak” yarışına döndüğünde, hayvan insanı fersah fersah geçer.
Zira hayvan, “anın” çocuğudur. Ne geçmişin pişmanlık limanına uğrar, ne de geleceğin endişe fırtınasından korkar. O, tarlasında huzurla otlarken sadece aldığı lezzete odaklanır. Oysa insan, akıl meşalesiyle geçmişin hüzünlerini bugüne taşır, geleceğin karanlık kaygılarını kalbine doldurur. Sonuçta, elindeki hazır lezzet de zehir olur.
Hüküm şudur: Eğer insanın tek gayesi sadece keyif sürmek olsaydı, bu sahada hayvandan daha aciz, daha mağdur ve daha perişan bırakılmazdı.

Ferrari’yi Tarlaya Sürmek: Bir Akıl Tutulması
İnsan, gözünü hayvana dikip onun gibi yaşamaya, hayatın gayesini sadece yemek, içmek ve eğlenmek sanmaya başladığında; aslında o muazzam Ferrari’yi bataklığa sürmüş demektir.
- Patinaj yapar: Çabaladıkça batar, ilerleyemez.
- Sarsılır: Ruhun derinliklerinden gelen itirazlar, hayatı bir azaba çevirir.
- Şikâyet eder: “Hayat neden bu kadar yük, neden bu kadar anlamsız?” diye feryat eder.
Oysa sorun insanın kendisinde değil, seçtiği zemindedir. Hayvan o tarlada rahattır; çünkü fıtratı tarlaya göredir. İnsan ise o sahada ezilir. Çünkü onun ruhunda ebediyet arzusu, kalbinde vicdan ve zihninde sonsuzluk istidadı vardır. Sığ sular, koca bir gemiyi taşıyamaz.
İnsan, hayvan taklidi yaptıkça yıpranır; taklit ettiği o hayatın bedelini ruhunun paramparça olmasıyla öder. Senin yolun toprak değil, semavî bir asfalttır. Senin yolun; kullukla parlayan, ibadetle düzlenen, takva ile menzile varan hidayet yoludur.
Unutma: Sen, bir bataklığı sürmek için yaratılmış kaba bir araç değil; ebediyet ufuklarında kanat çırpacak bir cevhersin. Kendi paha biçilemez değerini, sığ meralarda ve yanlış yarışlarda harcatma. Sen, göklere ayarlanmışken yerin dibine çakılmaya rıza gösterme!