İnsanın fıtratında muhabbetin sebebi olan üç büyük meyil vardır: Güzelliği sever, kemale hayran olur, ihsan edeni sever. Güzel bir şey gördüğümüzde kalbimiz ona meyleder. Büyük bir kemal gördüğümüzde takdir ederiz. Bize iyilik eden birine karşı da muhabbet duyarız.
Üstad Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder: “Fıtrat-ı beşeriyede cemâle karşı bir muhabbet ve kemâle karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır.”
Demek insanın sevgisi sebepsiz değildir. Cemal, kemal ve ihsan arttıkça muhabbet de artar.
Kemal Arttıkça Muhabbet Artar
Bir insanın ilmi arttıkça ona olan takdirimiz artar. Ahlâkındaki güzellik arttıkça sevgimiz artar. Cömertliği, merhameti, fedakârlığı arttıkça kalbimiz ona daha fazla meyleder.
Öyleyse şu ölçüyü koyabiliriz: Muhabbet, sevilen şeydeki cemal, kemal ve ihsan nispetinde artar.
Peki kemal sonsuz olursa? Cemal sonsuz olursa? İhsan sonsuz olursa? O zaman o muhabbete de bir sınır biçilemez. İşte burada Kâmil-i Mutlak hakikati karşımıza çıkar.
Kâmil-i Mutlak Ne Demektir?
“Mutlak”, mukayyedin zıddıdır. Yani bir kayıtla sınırlanmayan, hudut içine alınamayan demektir.
Allah’ın kudreti bir başka kudret tarafından sınırlandırılamaz. İradesini hükümsüz bırakacak başka bir irade yoktur. İlmini kuşatacak başka bir ilim yoktur. Rahmetinin önünü kesecek başka bir kuvvet yoktur. O’nun kemali, mahlûkatın kemali gibi parçalı, sınırlı, sonradan kazanılmış değildir. Allah mutlak kemal sahibidir.
Allah Bir Sebepten Dolayı Değil, Zâtı İçin Sevilir
Biz insanları çoğu zaman bir sebeple severiz. Bize iyilik yaptığı için severiz. Güzel ahlâkından dolayı severiz. Bilgisinden dolayı severiz. Fakat Allah’ın sevgisi böyle değildir. Allah şu veya bu sebeple değil; zatında sevilmeye lâyıktır. Çünkü bütün sevme sebeplerinin aslı zaten O’ndadır.
- Bütün güzelliklerin menbaı O.
- Bütün kemallerin kaynağı O.
- Bütün ihsanların hakiki sahibi O.
Bu yüzden deniliyor ki: “Allah, Kâmil-i Mutlak olduğundan lizâtihî mahbubdur.” Yani zatı için sevilir.
Kâinattaki Güzellikler Nereden Geliyor?
Şimdi kâinata bakalım.
- Bir çiçekte güzellik var.
- Bir kuşta sanat var.
- Bir insanda ilim var.
- Bir annede şefkat var.
- Bir baharda ihtişam var.
- Bir yıldızda nizam var.
Peki bu güzellikler kendi kendine mi ortaya çıktı?
Üstadın ifadesiyle: “Masnu’daki feyz-i kemal, Sâniin zıll-i tecellisinden muktebestir.” Yani mahlûkta gördüğümüz her güzellik ve kemal, Yaratıcının kemalinden gelen bir tecelli gölgesidir.
Güzellik, Güzel Olandan Gelir
Çok açık bir ölçü var: Nur, nuranî olandan gelir. Vücud vermek, var olandan gelir. İhsan, zenginlikten gelir. Cömertlik, servetten gelir. Öğretmek, ilimden gelir.
Aynı şekilde: Güzellik vermek de güzel olandan gelir. Bir varlığa güzellik veren Zât’ın kendisinin güzellikten mahrum olması düşünülemez. Bir mahlûka kemal veren Zât’ın kemalsiz olması düşünülemez. Bütün kâinatı ihsanlarla dolduran Zât’ın ihsandan mahrum olması düşünülemez.
Eserde Varsa Ustasında Daha Mükemmeli Vardır
Bir ressamın tablosunda sanat görüyorsanız bu, ressamda sanat bilgisinin bulunduğunu gösterir. Bir kitapta ilim varsa, onu yazanda ilim vardır. Bir eserde ölçü varsa, ustasında ölçü bilgisi vardır.
Öyleyse kâinatta bu kadar güzellik, nizam, hikmet, sanat, rahmet ve ihsan varsa; bütün bunlar Sâni-i Zülcelâl’in cemal ve kemaline işaret eder.
Kâinatın güzelliği O’nun güzelliğine rakip değildir. Bilakis O’nun cemalinin bir gölgesi, bir işareti, bir delilidir.
Sevdiğin Her Güzelliğin Arkasında O Var
- İnsan bir çiçeği seviyor.
- Bir manzarayı seviyor.
- Bir insanı seviyor.
- Bir ilmi seviyor.
- Bir güzel ahlâkı seviyor.
- Bir merhameti seviyor.
Fakat dikkat edilirse insan aslında bunların içindeki güzelliği, kemali ve ihsanı seviyor.
İşte o güzelliklerin hepsi Esmâ-i İlâhiyenin tecellileridir. Demek kâinata dağılan muhabbetin asıl adresi Allah’ın isim ve sıfatlarıdır.
Muhabbetin Yanlış Adrese Gitmesi
Üstad Hazretleri çok çarpıcı bir noktaya dikkat çekiyor:
“Zaten sana, sende senin nefsine olan şedit muhabbetin, onun zatına karşı muhabbet-i zatiyedir ki sen sû-i istimal edip kendi zatına sarf ediyorsun.”
İnsan kendini çok seviyor. Hayatını seviyor. Vücudunu seviyor. Devamını istiyor. Güzelliğini korumak istiyor. Fakat bütün bunları insana veren Allah’tır. Demek insan, kendindeki güzelliği seviyor ama bazen güzelliğin sahibini unutuyor.
Eneni Yırt, Hüveyi Göster
İşte bu yüzden deniliyor: “Nefsindeki eneyi yırt, Hüve’yi göster.” Yani “Benim.” deme. “Benden.” deme. “Ben yaptım.” deme. Perdeyi kaldır. Arkasındaki Hüve’yi, yani O’nu gör.
- Sendeki ilim O’ndan.
- Sendeki hayat O’ndan.
- Sendeki güzellik O’ndan.
- Sendeki kabiliyet O’ndan.
- Sendeki bütün nimetler O’ndan.
O zaman muhabbet yanlış adreste kalmaz; asıl sahibine gider.
Kâinata Dağılan Muhabbeti Topla
İnsanın sevgisi parça parça dağılmıştır.
- Biraz mala.
- Biraz evlada.
- Biraz dünyaya.
- Biraz güzelliğe.
- Biraz makama.
- Biraz kendine.
Halbuki bu sevgilerin hepsinin arkasında Allah’ın isimleri vardır.
- Rahmeti seviyorsun: er-Rahim’i ara.
- Güzelliği seviyorsun: el-Cemîl’i ara.
- İhsanı seviyorsun: el-Kerîm’i ara.
- İlmi seviyorsun: el-Alîm’i ara.
- Kudreti seviyorsun: el-Kadîr’i ara.
- Demek kalbin parçalanmasına gerek yok.
Muhabbetleri topla ve kaynağına yönelt.
Bir Zerre Muhabbeti Kâinata Bedeldir
Ve işin zirvesinde şu muazzam cümle gelir: “Mahbub-u Ezelî’nin elbette bir zerre muhabbeti, kâinata bedel olabilir. Kâinat onun bir cüz’î tecelli-i muhabbetine bedel olamaz.”
Çünkü kâinat nedir? O’nun bir eseridir. Kâinatın güzelliği nedir? O’nun cemalinin bir gölgesidir. Kâinatın nimetleri nedir? O’nun ihsanının küçük bir tecellisidir. Öyleyse gölge, aslın yerini tutamaz. Eser, Müessirin yerini tutamaz. Nimet, Mün’imin yerini tutamaz.

Netice
- İnsan dünyayı seviyor çünkü onda güzellik var.
- Kemali seviyor çünkü ruhu kemale âşık.
- İhsanı seviyor çünkü kalbi iyiliğe meyyal.
Fakat bütün güzelliklerin, bütün kemallerin, bütün ihsanların kaynağı Allah’tır.
Öyleyse kalbin en büyük muhabbeti de O’na ait olmalıdır. Çünkü Allah sadece nimet verdiği için değil, sadece bizi yarattığı için değil, sadece bizi koruduğu için değil; Kâmil-i Mutlak olduğu için lizâtihî mahbubdur.
Ve kalp hakiki adresini bulduğunda anlar: Sevdiğim bütün güzellikler O’ndan geliyor; öyleyse en çok sevilmeye lâyık olan da O’dur.