Dökülmeyen Bardaklar ve Sarsılmayan Dünya
Bizler, elimizdeki bir bardak suyu dökmeden koşamayız.
Hatta bir restoranda, tepsideki onlarca dolu bardağı ani bir hareketle çevirip hiçbirini devirmeden sunan garsonları hayretle izler, alkışlarız. Onların becerisine “harika” deriz.
Peki ya, milyon kat daha büyük bir maharet her an gözümüzün önünde gerçekleşiyorsa?
Ama ünsiyet (alışkanlık) gözlerimizi bağlamıştır. Görmeyiz.
İşte Muhteşem Fiil:
Dünyamız, saatte 1.800 km hızla kendi ekseni etrafında dönüyor.
Aynı anda, saatte 107.000 km gibi akıl almaz bir hızla Güneş’in etrafında koşuyor.
Peki bu devasa hızın sonucu ne oluyor?
- Okyanuslar taşmıyor, kıyılarından dökülmüyor.
- Dağlar yerlerinden oynamıyor, devrilmiyor.
- Gökdelenler sarsılıp yıkılmıyor.
- İnsanlar, hayvanlar, kuşlar fezaya fırlamıyor.
- Hatta bir bardaktaki su, tüm bu fırtınalı yolculuk boyunca durgun bir göl gibi sakin.
Şimdi Düşünelim:
Bir garsondaki incecik denge bizi heyecanlandırıyorsa, bu devasa denge bizi neden hayrete düşürmüyor?
Bir bardak suyu koruyabilmek küçük bir maharet sayılıyorsa, okyanusları, dağları, şehirleri, atmosferi bir arada ve dengede tutabilen kudretin sahibi kimdir?
Elindeki bardağı dökmeyene “ne kadar mahir” diyoruz. Peki dünyayı dökmeyen, dağıtmayan, sarsmayan, fırlatmayan Yaratıcı’ya ne demeliyiz?
Elbette Sübhanallah deyip O’nun kudreti karşısında secde etmeliyiz.
Gözünü ülfet perdesinden sıyır ve gör: Dökülmeyen her deniz, sarsılmayan her dağ, durmayan her gezegen, aslında Rabbini haykırır. Sen de bu haykırışa kulak ver.