Close Menu
Risale-i Nur
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
    • Risale-i Nur Dinle
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

Allah ganiyy-i muğnîdir, her şeyin anahtarı ondadır.

Eylül 20, 2026

Allah mâliktir, sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor.

Eylül 20, 2026

Allah bâkidir, âlemin bekası ancak onun bekasıyladır.

Eylül 20, 2026
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Risale-i Nur
Facebook X (Twitter) Instagram
Pazar, Eylül 20
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
    • Risale-i Nur Dinle
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Risale-i Nur
Home»Mesnevî-i Nuriye»Onuncu Risale
Mesnevî-i NuriyeOnuncu Risale

1- Birinci Basamak: Semavatın, melaike ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır.

3 0
By Nur Divanı on Eylül 16, 2026 Onuncu Risale

Onuncu Risale

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطٖينِ

İ’lem eyyühe’l-aziz! Şu âyet-i kerîmenin yüksek semasına çıkıp sırrını fehmetmek için yedi basamaklı bir merdiven kuruyoruz.

Birinci Basamak: Semavatın, melaike ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır. Çünkü küre-i arzın semaya nisbeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zevi’l-hayat ile dolu olması, semavatın o müzeyyen burçları zevi’l-idrak ile dolu olmasını tasrih ediyor. Ve keza semavatın bu kadar ziynetlerle tezyin edilmesi, behemehal zevi’l-idrakin takdir ve istihsan ile nazar-ı hayretlerini celbetmek içindir. Çünkü hüsn-ü ziynet, âşıkların celbi içindir. Yemek ve taam da aç olanlara yapılır. Maahâzâ ins ve cin o vazifeyi îfaya kâfi değillerdir. Ancak gayr-ı mahdud oraya münasip melaike ve ruhanîler o vazifeyi îfa edebilir.

İ’lem eyyühe’l-aziz! Şu âyet-i kerîmenin yüksek semasına çıkıp sırrını fehmetmek için yedi basamaklı bir merdiven kuruyoruz.

وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ

“Andolsun, biz en yakın göğü kandillerle süsledik. Onları şeytanlar için taşlama vasıtaları yaptık ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.” (Mülk, 67/5)

Buradaki “yüksek sema”, âyetin manasının derinliğine işarettir. Yani mesele yalnız “yıldız kaydı, şeytan vuruldu” şeklinde basit bir tasvir değildir. Bunun arkasında semavatın sakinleri, meleklerin vazifeleri, şeytanların mahiyeti, vahyin korunması ve gayb âlemiyle şehadet âlemi arasındaki münasebet vardır. Üstad, zihni bu hakikate hazırlamak için meseleyi yedi basamak halinde kuruyor.

Birinci Basamak: Semavatın, melaike ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır. Çünkü küre-i arzın semaya nisbeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zevi’l-hayat ile dolu olması, semavatın o müzeyyen burçları zevi’l-idrak ile dolu olmasını tasrih ediyor.

Nasıl denizin balıkları, havanın kuşları, toprağın hayvanları varsa; semavatın da kendi mahiyetine uygun sakinleri vardır. Bunlara melaike ve ruhanîler denir.

“Çünkü küre-i arzın semaya nisbeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zevi’l-hayat ile dolu olması…”

Dünya, semavatın büyüklüğü yanında son derece küçük bir küredir. Buna rağmen toprağın altında, denizlerde, havada, dağlarda, insan bedeninde, hatta küçücük bir yaprakta bile hayat kaynamaktadır.

Bir damla suda canlılar, bir avuç toprakta sayısız organizma, küçücük bir ağaçta binlerce yaprak ve meyve görülüyor. Bu küçücük dünya bu kadar hayatla doldurulmuşsa, uçsuz bucaksız semavatın tamamen boş bırakılması hikmete uygun görünmez.

“Semavatın o müzeyyen burçları zevi’l-idrak ile dolu olmasını tasrih ediyor.”

“Zevi’l-idrak”, şuur ve idrak sahipleri demektir. Buradaki delil şu: Dünya gibi küçük bir yerde şuur sahibi insanlar ve cinler bulunuyorsa, ondan çok daha büyük ve muhteşem semavat âlemlerinde de o âlemlere uygun şuur sahibi mahlûkların bulunması beklenir.

Bir sarayın yalnız bodrum katının insanlarla dolu, fakat yüzlerce ihtişamlı salonunun tamamen boş olduğunu düşünmek nasıl garip gelirse; semavatın muazzam âlemlerinin de hiçbir şuur sahibi sakini bulunmaması öyle garip olur.

Ve keza semavatın bu kadar ziynetlerle tezyin edilmesi, behemehal zevi’l-idrakin takdir ve istihsan ile nazar-ı hayretlerini celbetmek içindir. Çünkü hüsn-ü ziynet, âşıkların celbi içindir. Yemek ve taam da aç olanlara yapılır.

 Gökyüzündeki yıldızlar, galaksiler, düzenler ve ihtişam yalnız fizikî varlıklar olarak değil, aynı zamanda bir güzellik ve sanat sergisi olarak nazara veriliyor. Ziynet varsa, o ziyneti görecek ve takdir edecek nazarların bulunması da hikmetin gereğidir.

Nasıl çok güzel hazırlanmış bir sergi, onu görecek seyircileri düşündürürse; semavatın bu muazzam süslenişi de onu temaşa edecek, hayret edecek, tesbih ve takdir edecek şuur sahiplerini düşündürür.

“Behemehal zevi’l-idrakin takdir ve istihsan ile nazar-ı hayretlerini celbetmek içindir.”

كُنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا، فَأَحْبَبْتُ أَنْ أُعْرَفَ، فَخَلَقْتُ هٰذَا الْخَلْقَ لِيَعْرِفُونِي، فَبِي عَرَفُونِي

“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmeyi murad ettim. Bu mahlûkatı Beni tanısınlar diye yarattım; onlar da Beni, Benimle tanıdılar.”

Kâinat da bu cihetle marifetullah için açılmış muazzam bir sergidir. Sanat takdir edeni, cemal hayranı, nimet şükredeni, hitap muhatabı ister.”

Yani o güzellikler yalnız mevcut olmak için değil, aynı zamanda görülmek, bilinmek, takdir edilmek içindir. Melekler de İlâhî sanatın şuurlu seyircileri ve tesbihkârlarıdır.

Bir ressamın şaheserini hiç kimsenin görmeyeceği kapalı bir mahzende bırakması beklenmez. Kâinattaki İlâhî sanat ise bundan nihayetsiz derecede üstündür. Öyleyse onu temaşa eden ve “Sübhanallah” diyerek takdir eden mahlûkatın bulunması hikmete muvafıktır.

“Çünkü hüsn-ü ziynet, âşıkların celbi içindir.”

Güzellik, fıtraten nazarı kendine çeker. Güzel bir çiçek gözü, güzel bir ses kulağı, güzel bir manzara kalbi kendine çeker. Üstad buradan hareketle diyor ki: Kâinattaki güzellikler de onları takdir edecek şuurlu mahlûklara bakar.

Yani güzellik varsa, ona karşı hayret ve muhabbet duyanların da bulunması manidardır.

“Yemek ve taam da aç olanlara yapılır.”

Sofra hazırlanmışsa misafir düşünülür. Yemek varsa onu yiyecek ağızlar beklenir. Aynı şekilde, semavat bir güzellik sofrası gibi hazırlanmışsa, onu temaşa edecek şuur sahiplerinin bulunması da beklenir.

Nasıl bomboş bir çölde yüz bin kişilik muazzam bir ziyafet sofrası görseniz, “Buraya misafirler gelecek.” dersiniz; semavatın ihtişamı da böylece kendi seyircilerini haber verir.

  • İlim, talipleri için vardır.
  • Kitap, okuyacak olanlar için yazılır.
  • Hitap, anlayacak muhataplar içindir.
  • Seda, işitecek kulaklara bakar.
  • Nur, görecek gözler içindir.
  • Koku, koklayacak burunlara hitap eder.
  • Çiçek, temaşa edecek nazarlara bakar.
  • Ziynet, takdir edecek şuur sahiplerini ister.

Semavat gibi nihayetsiz bir sarayın boş ve seyircisiz bırakılması düşünülemez. Semavatın bu derece ziynetle süslenmesi; onu görecek, anlayacak, takdir edecek ve tesbih edecek şuurlu mahlûkların, yani melaike ve ruhanîlerin varlığına işaret eder.

Maahâzâ ins ve cin o vazifeyi îfaya kâfi değillerdir. Ancak gayr-ı mahdud oraya münasip melaike ve ruhanîler o vazifeyi îfa edebilir.

“Maahâzâ ins ve cin o vazifeyi îfaya kâfi değillerdir.”

İnsan ve cinlerin idraki sınırlıdır; insan semavatın ancak çok küçük bir kısmını görebilir. Üstelik ömrü kısa, bilgisi mahdut ve çoğu zaman da gaflet içindedir. Gökyüzüne baksa bile her zaman tefekkür etmez; görür fakat sanatın arkasındaki manayı okumaz. Semavatın ziyneti daimî, insanın nazarı ise geçici ve gafletlidir. Bu sebeple o muazzam semavî sanatın temaşa, takdir ve tesbihi yalnız insana bırakılamaz; ona münasip melaike ve ruhanîler de vardır.

Bir sarayın milyonlarca salonu olsa ve yalnız iki küçük odasında birkaç seyirci bulunsa, geri kalan muazzam kısmın tamamen seyircisiz olduğu düşünülemez.

“Ancak gayr-ı mahdud oraya münasip melaike ve ruhanîler o vazifeyi îfa edebilir.”

İşte netice burada geliyor: Semavatın genişliğine, çeşitliliğine ve ihtişamına uygun olarak sayısız melaike ve ruhanîler vardır. Bunlar o âlemlerde Allah’ın sanatını temaşa eder, emirlerini yerine getirir, tesbih ve ibadet ederler.

Yani semavat boş değildir; insanın göremediği fakat o âlemlere münasip şuurlu mahlûklarla doludur.

Birinci Basamak

📥 PDF İndir
Share. Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Next Article 2- İkinci Basamak: Arzın semavatla alâkası, muamelesi olup
Add A Comment
Leave A Reply Cancel Reply

Onuncu Risale içerikleri
  • 1- Birinci Basamak: Semavatın, melaike ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır.
  • 2- İkinci Basamak: Arzın semavatla alâkası, muamelesi olup
  • 3- Üçüncü Basamak: Semavatta devam ile cereyan eden sükûn, sükût, nizam…
  • 4- Dördüncü Basamak: Cenab-ı Hakk’ın; iktizaları, hükümleri mütegayir bazı esmaları vardır.
  • 5- Beşinci Basamak: Ruhanîlerin ahyarı, semada bulunduklarından
  • 6- Altıncı Basamak: Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan, nev-i beşeri itaate irşad
  • 7- Yedinci Basamak: Yıldızların pek küçük efradı olduğu gibi pek büyükleri de vardır.
  • 8- İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanı hayvandan ayıran şeylerden
  • 9- Cenab-ı Hakk’ın atâ, kaza ve kader namında üç kanunu vardır.
  • 10- Esma-i hüsnayı tazammun eden bazı fezlekeler ile âyetlere hâtime verilmekte ne gibi bir sır vardır?
Nur Divanı, Risale-i Nur’u yalnızca satırlarda bırakmak için değil; mânâsına nüfuz etmek, hakikatlerini kavramak için hazırlanmış bir izah platformudur.

Bir eser ne kadar kıymetli olursa olsun, doğru anlaşılmadığında hakikati okuyucuya tam olarak ulaşmayabilir. Bu anlayışla Risale-i Nur’un derin mânâları; şerhler, izahlar ve açıklamalarla daha anlaşılır hâle getirilir.
Son Yazılar
  • Allah ganiyy-i muğnîdir, her şeyin anahtarı ondadır. Eylül 20, 2026
  • Allah mâliktir, sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Eylül 20, 2026
  • Allah bâkidir, âlemin bekası ancak onun bekasıyladır. Eylül 20, 2026
  • Allah melce ve mencedir. Eylül 20, 2026
  • Allah mûcid, vâcibü’l-vücud olduğundan kurbiyetinde vücud nurları, bu’diyetinde adem zulmetleri vardır. Eylül 20, 2026
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
  • Risale-i Nur Dinle
  • Risale-i Nur Kavramlar
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.