İmam Gazâlî der ki:
Bir kimse düşünün… Gençliğinde her türlü günahı işlemiş; harama dalmış, nefsinin peşinden gitmiş. Yıllar geçmiş, şimdi ihtiyarlamış. Artık o günahları işlemeye ne gücü var ne de imkânı… Sonra dönüp “Tevbe ediyorum” diyor. Acaba bu tevbe makbul olur mu?
Cevap şudur: Evet, olur. Çünkü tevbe kapısı henüz kapanmamıştır.
Birileri şöyle diyebilir: “Zaten yapamıyor, mecbur kaldığı için tevbe ediyor.” Fakat bu söz, tevbenin hakikatini anlamamaktan doğar. Çünkü tevbe, sadece günahı terk etmek değildir. Asıl tevbe; işlenen günahın çirkinliğini idrak etmek, ondan kalben nefret etmek ve bir daha ne kendisini ne de ona benzeyenini işlememeye kesin karar vermektir.
Onun kalbine Allah muttalidir. Pişmanlığının miktarını Allah bilir. Umulur ki Allah ondan kabul eder. Zahire göre, Allah onun tevbesini kabul eder.
Hakiki tevbe şudur: İnsan, yalnız geçmişte işlediğini değil, o günahın bütün benzer yollarını da terk etmeye niyet etmelidir.
Bir insan sadece “şu günahı yapmayacağım” deyip, başka günahlara devam ediyorsa, bu samimiyet eksikliğine işaret eder. Çünkü kalp hâlâ o günahın yönüne dönüktür. O günahın benzerlerini de terk etmeye yönelmek samimiyet göstergesidir.
Eğer bir kul, işlediği günahlardan dolayı içten bir pişmanlık duyar, Allah için onları çirkin görür ve bundan sonra ne aynısını ne de benzerini işlememeye azmederse Onun bu tevbesi Allah’ın izniyle kabul olunur.
Bir insanın gücü artık bazı büyük günahlara yetmeyebilir. Ama samimiyet, yapamadıklarından değil; yapabildiklerinden anlaşılır.
Eğer kişi: Yapamadığı günahları terk ettiğini söylüyor ama yapabildiği benzer günahlara devam ediyorsa bu, tevbesinin zayıf olduğuna işarettir.
Fakat: Yapamadıklarını bırakmış, yapabildiklerini de terk etmeye yönelmişse işte bu, kalbin gerçekten döndüğünü gösterir.
Çünkü Allah, kulunun ne kadar günah işlediğine değil ne kadar samimi döndüğüne bakar.