İsyan muhabbetin esasına değil, kemâline zıt düşer. İmam-ı Gazali Hazretleri bu konuda şöyle der;
Yani bir insan günah işledi diye Allah’ı hiç sevmiyor denilmez. Ancak bu sevgi, olması gereken olgunlukta değildir. Çünkü hakiki ve kâmil sevgi, sevilenin rızasına aykırı davranmayı terk etmeyi gerektirir.
Nitekim insan kendi nefsini sever; sağlıklı olmayı ister. Fakat buna rağmen zararlı şeyler yer, kendine zarar verdiğini bile bile yanlış yapar. Bu durum onun kendini sevmediğini değil, sevgisinin zayıf ve iradesinin aciz olduğunu gösterir.
Aynı şekilde kul da Allah’ı sevebilir; fakat marifeti zayıf, nefsi kuvvetliyse bu sevginin gereğini yerine getirmekte zorlanır.
Bu hakikati sahabeden Nuayman (r.a.) hadisesi açıkça gösterir. Kendisi içki içmiş ve defalarca ceza görmüş olmasına rağmen, bir kişi ona lanet edince Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onu savunmuş ve “O, Allah ve Resûlü’nü sever” buyurmuştur. Demek ki günah, o sahabinin kalbindeki sevgiyi yok etmemiş; fakat o sevginin kemâline ulaşmasına engel olmuştur.
Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber, günahtan dolayı onun sevgisini yok saymadı. Evet! Günah onu sevginin kemâlinden yoksun bırakır. Ariflerden biri şöyle demiştir: ‘İman kalbin zâhirinde olursa, şahıs Allah’ı normal bir derecede sever. Kalbin derinliklerine girdi mi beliğ bir sevgi ile Allah’ı sever, günahları terkeder’.
Bu yüzden “Allah’ı seviyorum” demek büyük bir iddiadır.
Bu nedenle Fudayl b. Iyaz şöyle demiştir: “Sana ‘Allah’ı sever misin?’ diye sorulduğunda sükût et. Zira eğer ‘hayır’ dersen kâfir olursun. Eğer ‘evet’ dersen senin vasfın sevenlerin vasfı değildir. Bu bakımdan gazaptan sakın!”
Fudayl b. Iyaz’ın dediği gibi, bu iddia tehlikelidir. Çünkü ya bu sözü inkâr edecek noktaya düşersin ya da o sevginin gereğini yerine getiremeyerek mahcup olursun.
Sonuç olarak, günah sevgiyi tamamen söndürmez; ama onu yaralar, zayıflatır ve kemâlinden düşürür. Hakiki sevgi ise insanı değiştiren, günahlardan uzaklaştıran ve kulunu Rabbine yaklaştıran sevgidir.