Sen isteseydin verirdi
Bir köyde varlıklı bir ağa, kendisine büyük ve gösterişli bir konak yaptırmış. Konak tamamlanınca da açılış günü bütün köy halkını davet etmiş. Zengin-fakir, genç-ihtiyar, kadın-erkek, çocuk-büyük… Hatta köyün delisini bile çağırmışlar. Çünkü o gün ağanın sofrası geniş, kapısı açık, ikramı boldur.
Göz Beyaz Ata Takılır
Yemekler yenmiş, sofralar kalkmış, insanlar birer birer ayrılmaya başlamış. Ağa, adamlarına dönüp, “Deliye sorun, bu konaktan ne isterse alsın.” demiş. Delinin gözü bahçede bağlı duran beyaz ata ilişmiş. O at, konağın en güzel atıymış; ağanın gözdesi, gururu, kıymetlisiymiş. Deli hiç tereddüt etmeden, “Ben bu beyaz atı istiyorum.” demiş.
Ağa Vermek İstemez
Adamlar meseleyi ağaya söylemiş. Ağa bir an durmuş, yüzü değişmiş. Çünkü söz sözdür ama beyaz at da kolay vazgeçilecek bir şey değildir. “Hayır,” demiş, “başka ne isterse verin; ama o at olmaz.” Deliye haber götürmüşler. Fakat deli diretmiş: “Ben başka bir şey istemem. İlla o beyaz at.” Ağa yine razı olmamış. Böylece deli, konaktan eli boş, mahzun ve kırık bir hâlde ayrılmış.
Delinin Sözü
Deli giderken kendi kendine bir şeyler söylüyormuş. Ağanın dikkatini çekmiş bu hâl. Adamlarına, “Gidin bakın, ne diyor?” demiş. Adamlar yaklaşmış, dinlemişler. Deli aynı cümleyi tekrar edip duruyormuş: “Sen isteseydin verirdi; ağa da kim oluyor ki? Sen isteseydin verirdi; ağa da kim oluyor ki?”
Söz Ağanın Kalbine Dokunur
Adamlar gelip delinin sözünü ağaya söylemişler. Ağa bu sözü duyunca irkilmiş. Çünkü deli, görünüşte ağaya değil, hakikatte bütün sebeplerin üstündeki kudrete bakıyormuş. At ağanın elindedir; ama vermek de vermemek de Allah’ın dilemesiyle olur. Ağa bir anda meseleyi anlamış ve “Geri çağırın onu. Atı verin.” demiş.
Bu Defa At Verilir
Deliyi geri çağırmışlar. Beyaz atın yularını eline vermişler. Deli bu defa konağın kapısından boynu bükük değil, elinde istediği atla çıkmış. Fakat yine kendi kendine konuşmaya devam ediyormuş. Ağa tekrar merak etmiş: “Gidin bakın, şimdi ne diyor?” Adamlar dinlemişler. Deli bu defa şöyle diyormuş: “Sen istedin de verdi; ağa da kim oluyor ki? Sen istedin de verdi; ağa da kim oluyor ki?”

Hakikat
İşte mesele budur. İnsan bazen kapıyı sebepten bilir. Rızkı patrondan, şifayı doktordan, başarıyı insandan, hediyeyi ağadan, yardımı kuldan zanneder. Hâlbuki bütün kapıların arkasında Allah’ın iradesi vardır. Kul sadece perdedir. Veren O’dur, alıkoyan O’dur, açan O’dur, kapatan O’dur.
Nefse Ders
Ey nefsim! Sen sebeplerin önünde fazla eğilme. İnsanlardan ümit bekleyip sonra kırılma. Sen isteseydin verirdi Bir kul vermedi diye mahzun olma; bir kul verdi diye de onu hakiki sahip zannetme. Ağa da kim oluyor ki? Patron da kim oluyor ki? Makam sahibi de kim oluyor ki? Sebeplerin hepsi birer perdedir. Kudret Allah’ındır, mülk Allah’ındır, hüküm Allah’ındır.
Son Söz
Deli gibi görünen adam, akıllılara büyük bir ders vermişti: “Sen isteseydin verirdi; ağa da kim oluyor ki?” Bu söz, sebeplerin saltanatını yıkan bir tevhid cümlesidir. Müminin kalbi bunu bilirse kimsenin kapısında zillete düşmez. Verilirse şükreder, verilmezse razı olur. Çünkü bilir ki veren de O’dur, vermeyen de O’dur; ve O vermediğinde bile kulunu mahrum bırakmaz.