Hz. İsa (a.s)
Hz. İsa (a.s)’nın (a.s) konumu, sadece bir “kimlik tartışması” değildir; tevhidin kalbine dokunan bir meseledir. İslâm, Hz. İsa (a.s)’yı küçültmez; aksine onu ifrat ve tefritten kurtarıp hakiki makamına yerleştirir: Ne sıradan bir insan, ne de ilah… O, mucizelerle desteklenmiş, tertemiz bir peygamberdir.
Doğumu: Kudretin Açık Bir Tecellisi
Hz. İsa (a.s)’nın (a.s) babasız doğumu, onun ilahlığına değil; Allah’ın kudretinin sınırsızlığına delildir. Zira Allah, Âdem’i (a.s) ne anneden ne babadan yarattı. Eğer babasız doğum ilahlık gerektirseydi, Hz. Âdem’in (a.s) daha evla olması gerekmez miydi?
Mucize, peygamberi ilah yapmaz; onu gönderenin kudretini gösterir.
Kul Oluşu: İlah Değil, Allah’a Muhtaç Bir Peygamber
Hz. İsa (a.s)’ın hayatına bak: Dua eder, secde eder, Allah’a yönelir. Şu soruyu sormak gerekir: Dua eden mi ilah olur, yoksa dua edilen mi? İlah olan, kendisine yönelinendir; yönelen değil.
İslâm bu noktada nettir: Hz. İsa (a.s), Allah’ın kulu ve elçisidir. Kulluk, onun şerefi ve makamıdır; eksikliği değil.
Sınırlar: İnsan Olmanın Gereği
Hz. İsa (a.s) yer, içer, yorulur, acı çeker. Bunlar insan olmanın özellikleridir. O hâlde şu soru kaçınılmazdır: Sonsuz, sınırsız ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah; bu sınırlı hâllere girer mi?
İlah dediğin Zât, zamanla kayıtlı olmaz, acıkmaz, yorulmaz. İnsanî sıfatlar ile ilahî sıfatlar aynı potada erimez. Bu yüzden İslâm, Hz. İsa (a.s)’yı bu beşerî hâlleriyle kabul eder ve onu ilah mertebesine çıkarmaz.
Mucizeler: İzinle Gerçekleşen Fiiller
Hz. İsa (a.s)’nın körü iyileştirmesi, ölüyü diriltmesi gibi mucizeleri vardır. Ama dikkat et: Bunları “Allah’ın izniyle” yapar. Eğer kendi zatından bir güçle yapsaydı, ilahlık iddiası konuşulabilirdi.
Fakat izne bağlı olmak, bağımlılığı gösterir. Bağımlı olan ise ilah olamaz. Mucize, peygamberin gücü değil; Allah’ın kudretinin tecellisidir.
Sözleri: Kendi Dilinden Hakikat
Hz. İsa (a.s)’nın birçok sözünde, kendisinin bağımsız bir güç olmadığını görürüz: “Ben kendiliğimden bir şey yapamam.”
Bu ifade, meselenin kilididir. Kendi başına tasarruf edemeyen bir varlık, nasıl mutlak ilah olabilir? İslâm bu sözleri esas alır ve der ki: O, gönderilmiş bir elçidir; kendi adına değil, Allah adına konuşur.
Tevhidin Korunması: İfrat ve Tefritten Kurtuluş
Bir kısım insanlar Hz. İsa (a.s)’ı inkâr etti; bu tefrittir. Bir kısım insanlar ise onu ilahlaştırdı; bu da ifrattır.
İslâm ise orta yolu gösterir: Onu ne inkâr eder ne de ilahlaştırır. Onu, Allah’ın en büyük peygamberlerinden biri olarak kabul eder. İşte bu, tevhidin muhafazasıdır.
Netice: Hakiki Makamı Görmek
Hz. İsa (a.s)’ın hakiki konumu şudur: O, Allah’ın kelimesiyle yaratılmış, mucizelerle desteklenmiş, tertemiz bir kul ve peygamberdir. Onu ilah yapmak, ona verilen en büyük şerefi gölgelemektir. Çünkü en büyük makam, Allah’a kul olmaktır.