Gel ve Dinle
Hiç Kur’ân’da Hz. İsa (a.s) hakkında ne söylendiğini bizzat okudun mu? Gel, araya yorum katmadan, sadece birlikte dinleyelim. Çünkü burada bir insanın sözü değil, Allah’ın kelâmı var.
Kur’ân, Hz. Meryem’i tertemiz bir kul olarak anlatır. Onun yalnızlığını, korkusunu, teslimiyetini… Ve ardından gelen mucizeyi: Hz. İsa (a.s)’nın babasız dünyaya gelişi. Ama bu mucize, bir ilahlık iddiası değil; Allah’ın kudretinin açık bir tecellisi olarak sunulur.
Sonra öyle bir sahne gelir ki, insan ister istemez durur: Hz. İsa (a.s) daha beşikteyken konuşur ve kendini şöyle tanıtır: “Ben Allah’ın kuluyum.”
Bu söz, sadece bir ifade değildir. Bu, bir kimliktir. Bir peygamberin kendi diliyle yaptığı bir tanımdır. Şimdi düşün: Kendini “kul” olarak tanıtan bir zât, ilah olabilir mi?
Kur’ân’ın anlattığı Hz. İsa (a.s); mucizelerle desteklenen, tertemiz, seçilmiş bir peygamberdir. Ama aynı zamanda Allah’a yönelen, O’na dua eden, O’nun izniyle hareket eden bir kuldur. Kur’ân onu küçültmez; aksine hakiki makamına yerleştirir.
Ve Kur’ân sana şunu söyler:
- Allah tektir.
- Doğmamıştır.
- Doğurmamıştır.
- Hiçbir şey O’na benzemez.
Bu sözlerde bir karmaşa yok. Bir çelişki yok. Zihin yorulmaz, kalp dağılmaz. Her şey açıktır, berraktır. Şimdi kendine şu soruyu sor:
- Eğer Allah gerçekten tek ise…
- Eğer Hz. İsa (a.s) O’nun peygamberi ise…
- Eğer bu sözler gerçekten Allah’tan geliyorsa…
Buna yönelmek istemez misin?
Aşağıda Meryem Suresi’nden Hz. Meryem ve Hz. İsa (a.s) ile ilgili bölümlerin Türkçe meali yer alır. (19:16–36)
Hz. Meryem’in Kıssası (19:16–21)
“Kitap’ta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Onlarla arasına bir perde koymuştu. Biz de ona Ruhumuzu göndermiştik; o, ona düzgün bir insan suretinde görünmüştü.
Meryem dedi ki: ‘Senden Rahmân’a sığınırım, eğer sakınan biriysen (bana dokunma)!’
O da dedi ki: ‘Ben, sana tertemiz bir oğul bağışlamak için Rabbinin elçisiyim.’
Meryem dedi ki: ‘Bana bir insan dokunmamışken ve ben iffetsiz de değilken nasıl çocuğum olabilir?’
O dedi ki: ‘Bu böyledir; Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Onu insanlara bir mucize ve katımızdan bir rahmet kılacağız.’ Ve bu, olup bitmiş bir iştir.”
Doğum ve Yalnızlık (19:22–26)
“Böylece ona gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.
Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. ‘Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!’ dedi.
Derken (altından bir ses) ona seslendi: ‘Üzülme! Rabbin alt tarafında bir su arkı meydana getirdi.’
‘Hurma ağacını kendine doğru silkele; üzerine taze, olgun hurmalar dökülsün.’
‘Ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen, “Ben Rahmân’a oruç adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım” de.’”
Kavmine Dönüş (19:27–30)
“Sonra onu kucağında taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: ‘Ey Meryem! Gerçekten çok çirkin bir şey yaptın!’
‘Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz değildi!’
Bunun üzerine Meryem çocuğu işaret etti. Dediler ki: ‘Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?’
(Çocuk) dedi ki: ‘Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana Kitab’ı verdi ve beni peygamber yaptı.’”
Hz. İsa (a.s)’ın Beyanı (19:31–33)
“‘Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.’
‘Beni anneme karşı saygılı kıldı; beni zorba ve bedbaht yapmadı.’
‘Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden diriltileceğim gün bana selâm olsun.’”
Hakikatin Beyanı (19:34–36)
“İşte Meryem oğlu Hz. İsa (a.s)! Hakkında ihtilaf ettikleri sözün gerçeği budur.
Allah’ın bir çocuk edinmesi olacak şey değildir. O bundan münezzehtir. Bir şeye hükmettiği zaman ona sadece ‘Ol!’ der, o da oluverir.
Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O hâlde O’na kulluk edin. İşte dosdoğru yol budur.”
Bu metin, Hz. İsa (a.s)’ı inkâr etmez; onu Allah’ın kulu ve peygamberi olarak tanıtır.
Mucizeyi kabul eder, fakat ilahlığı reddeder.Şimdi bu sözleri bir kez daha sessizce oku…
Ve kendine şunu sor: Bu anlatım bana ne söylüyor?
Kaybın Yok, Kazancın Büyük
Şunu sakin bir kalple düşün: Eğer İslâm’ı kabul edersen, Hz. İsa (a.s)’yı kaybetmezsin. Aksine onu hakiki makamıyla kabul etmiş olursun.
İslâm, Hz. İsa (a.s)’ı inkâr etmez. Onu Allah’ın kulu, peygamberi, mucizelerle desteklenmiş seçkin bir elçi olarak kabul eder. Onu sever, ona iman etmeyi imanın bir parçası sayar.
Yani sen İslâm’a yöneldiğinde: Hz. İsa (a.s)’dan vazgeçmiş olmazsın… Onu yanlış anlamalardan arındırıp gerçek yerine koymuş olursun.
Kaybettiğin bir şey yok. Ama kazandığın şey çok büyük: Allah’ı tek bilmek… Hiçbir ortağı olmadan O’na yönelmek… Aracı olmadan O’ndan af dilemek…
Şimdi kendine sor: Hakikat bu kadar açıkken, buna yönelmemek için geriye ne kalıyor?