Tevbe, sırf Allah’ın ululuğunu düşünerek, O’nun azabından sakınmak ve rızasını kazanmak niyetiyle yapılmadıkça makbul değildir.
Eğer bir kimse günahı; dünya menfaatini elde etmek, makam ve mevki kazanmak, insanların korkusundan çekinmek, fakirlikten kurtulmak yahut o günahı işlemeye gücü yetmediği için terk ederse, bu gerçek tevbe sayılmaz.
Çünkü hakiki tevbe, nefsin değil, kalbin Allah’a yönelişidir.
Günahkârı tevbe etmeye sevk eden en büyük sebepler ise şunlardır:
İşlediği günahın doğuracağı korkunç neticeleri düşünmesi, Cenab-ı Hakk’ın azabının şiddetini idrak etmesi ve bu azaba dayanamayacağını anlayarak kalben korkmasıdır.
Zira dünyada güneşin sıcağına, küçük bir darbenin acısına hatta bir karıncanın ısırmasına dahi dayanamayan insan, cehennemin dehşetli ateşine, zebanilerin azabına nasıl tahammül edebilir? İşte bu tefekkür, insanı derinden sarsar ve onu tevbe-i nasuha zorlar.
Tevbe-i Nasuh Nedir?
Tevbe-i nasuh; kişinin ömrünün sonuna kadar o günaha dönmemeye kesin azmetmesi ve bu sözünde sebat etmesidir. Bu, yalnız dil ile değil; kalp ile, irade ile ve samimi bir yönelişle yapılan tevbedir.
Pişmanlık Meselesi
“Pişmanlık tevbedir” hadisi, her pişmanlığın değil; Allah için duyulan, bilinçli ve iradeli pişmanlığın tevbe olduğunu ifade eder. Çünkü pişmanlık bazen istem dışı da olabilir. Malını kaybetme korkusu, itibarını yitirme endişesi gibi sebeplerle duyulan nedamet, hakiki tevbe değildir. Gerçek tevbe; Allah’ın azametini düşünerek, O’nun rahmetine sığınarak ve sırf O’nun rızasını kazanmak için duyulan içten bir dönüş hâlidir.
Ey aziz… Hiç günah işlememek belki zordur, hatta çoğu insan için mümkün değildir.
Ama tevbe kapısını terk etmek… işte bu en büyük kayıptır.
Şeytan sana der ki: “Nasıl olsa yine günah işleyeceksin, tevbe etme…” Sakın aldanma!
Tevbe edersen geçmişin silinir. Tekrar düşsen bile yine kalkarsın. Ama tevbe etmezsen… Hem günah kalır hem umut gider.
Unutma: Tevbe etmek sana hiçbir şey kaybettirmez…Ama tevbeyi terk etmek sana her şeyi kaybettirir.