İkincisi: Bu kitabın âyetü’l-kübrası ve divan-ı nübüvvetin hâtemi ve künuz-u mahfiyenin miftahı olan Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü vesselâmdır.
İkinci Büyük Delil: Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselâm
Üstadımız ikinci büyük delili şöyle beyan ediyor: Bu kitabın âyetü’l-kübrâsı ve divan-ı nübüvvetin hâtemi ve künûz-u mahfiyenin miftahı olan Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselâm’dır.
Yani Allah’ı bize tanıtan en büyük delillerden biri, hatta kâinat kitabının en büyük ayeti, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm’dır. Çünkü Allah’ı en doğru şekilde o tanıtmış, en mükemmel şekilde o ilan etmiş, en güzel şekilde o tarif etmiştir.
Kâinat Kitabının En Büyük Ayeti
Âyetü’l-kübrâ, “en büyük ayet” demektir. Kâinattaki her varlık Allah’ın varlığına bir ayettir. Güneş bir ayettir, yıldızlar bir ayettir, denizler bir ayettir, canlılar bir ayettir. Fakat bütün bu ayetleri bize okutan, onların ne mana ifade ettiğini öğreten ve kâinatı Allah hesabına okumayı ders veren en büyük ayet Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselâm’dır.
Eğer o gelmeseydi, insan kâinata bakar ama manasını tam okuyamazdı. Güneşi sadece ışık kaynağı zannederdi. Yağmuru sadece tabiat olayı görürdü. Baharı sadece mevsim değişikliği sanırdı. Oysa Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm bize öğretti ki, bütün bu varlıklar Allah’ın isimlerini gösteren ayetlerdir.
Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm Allah’ı sadece “vardır” diye bildirmedi; O’nu isimleriyle, sıfatlarıyla, rahmetiyle, hikmetiyle, azametiyle, cemaliyle ve celaliyle tanıttı. İnsanlığa tevhidi öğretti, ahireti haber verdi, ibadetin manasını bildirdi, kâinatın yaratılış gayesini açıkladı.
Bu sebeple “Allah’ın varlığına en büyük delil nedir?” diye sorulsa, verilecek en büyük cevaplardan biri şudur: Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselâm’dır. Çünkü onun davası Allah’tır, dersi marifetullahtır, çağrısı imandır, getirdiği nur Kur’an’dır.
Divan-ı Nübüvvetin Hâtemi
Üstadımız, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm için bir de divan-ı nübüvvetin hâtemi ifadesini kullanıyor. Divan-ı nübüvvet, peygamberler meclisi demektir. Hazreti Âdem’den itibaren gelen bütün peygamberler aynı hakikati ders vermiştir: Allah birdir, O’ndan başka ilah yoktur, insan O’na kulluk için yaratılmıştır.
Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm ise bu peygamberler zincirinin son halkasıdır. Nübüvvet onunla tamamlanmış, peygamberlik vazifesi onunla kemale ermiş ve artık ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Bu manada o, divan-ı nübüvvetin hâtemidir; yani peygamberler meclisinin sonuncusu ve mührüdür.
Gizli Hazinelerin Anahtarı
Üstadımızın üçüncü vasfı ise şudur: Künûz-u mahfiyenin miftahı. Künûz-u mahfiye, gizli hazineler demektir. Bu gizli hazinelerden maksat, Allah’ın isimleri ve sıfatlarıdır. Çünkü kâinatta her şey Allah’ın isimlerine ayna olduğu hâlde, herkes bu isimleri okuyamaz. Varlıklar üzerinde ilahî isimler adeta gizli bir yazı gibi yazılmıştır.
Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm ise bu gizli yazıyı okumuş, okutmuş ve bize Allah’ın isimlerini tanıtmıştır. O, Esma-i Hüsna hazinesinin anahtarıdır. Allah’ın Rahman, Rahîm, Hakîm, Kadîr, Alîm, Rezzâk, Gafûr, Kerîm gibi isimlerini en parlak şekilde o bildirmiştir.
Esma Hazinesini Açan Rehber
Kâinatta rahmet var; ama rahmetin Rahman’dan geldiğini bize o öğretti. Kâinatta rızık var; ama rızkın Rezzâk’tan geldiğini bize o bildirdi. Kâinatta hikmet var; ama o hikmetin Hakîm ismine dayandığını bize o ders verdi. Kâinatta sanat var; ama o sanatın Sâni-i Zülcelal’e ait olduğunu bize o gösterdi.
Bu yüzden Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanımak isteyen kimse, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm’ın dersine kulak vermelidir. Çünkü Esma-i Hüsna hazinesi onun rehberliğiyle açılır. Onun getirdiği Kur’an, yaptığı dua, yaşadığı kulluk ve öğrettiği iman dersi, Allah’ı tanımanın en doğru yoludur.