Size yirmi bin kelimelik bir sözlük verildiğini düşünün. Ve deniliyor ki: “Bu sözlükte olmayan yeni bir kelime ekle.” Bunu yapabilmek için önce ne gerekir? Elbette sözlükteki bütün kelimeleri bilmek lazım ki yeni bir kelime eklensin.
Peki sözlük sekiz milyar kelimeden oluşsa ve her gün yüz binlerce yeni kelime eklenseydi? Acaba bu işi, sözlüğün tamamını bilmeyen birinin yapması mümkün müdür?
İnsanlık tam olarak böyledir. Yeni bir insanın yaratılması, öncekilerin tamamının bilinmesini gerektirir.
Yeryüzünde şu an sekiz milyar insan yaşıyor. Bu insanların hiçbirinin yüzü diğerine tam olarak benzemiyor. Her gün ortalama üçyüz elli bin insan her biri benzersiz bir yüzle dünyaya geliyor.
Ve bu üçyüz elli bin insanın yüzü de, geçmişte yaratılmış hiçbir yüze benzemiyor. Göz aynı, burun aynı, ağız aynı… Malzeme sınırlı; kombinasyonlar ise sınırsız.
Şimdi soralım:
- Hiçbir şeyi bilmeyen, görmeyen, şuuru olmayan sebepler…
- Geçmişte yaratılmış milyarlarca yüzü bilmeden…
- Hiçbirini tekrar etmeden, karıştırmadan…
- Her gün yüz binlerce yeni yüz üretebilir mi?
Hiçbir yüzün diğerine benzememesi, bir tesadüf değil; bir imzadır. Her insan yüzü, “Beni yaratan tek bir Zât var” diye ilan eder.
Zira bir yüzü diğer yüzlere benzetmemek için tüm yüzleri bilmek lazımdır. Demek bir yüzü yaratan kim ise tüm yüzleri yaratan O’dur.
Bu manzara tek bir hakikati haykırır: Bu işi yapan, her şeyi bilen bir Zât’tır.
Geçmişte yaratılan bütün yüzleri bilen, şu an yaratılanları gören, gelecekte yaratılacakları kuşatan ilmi sınırsız olan Allah… Çünkü bu kadar farklılığı, ancak her şeyi kuşatan bir ilim idare edebilir.
Hiçbir yüzün diğerine benzememesi, bir tesadüf değil; bir imzadır. Her insan yüzü, “Beni yaratan tek bir Zât var” diye ilan eder. Çünkü bu kadar farklılığı, ancak her şeyi kuşatan bir ilim idare edebilir.
Ey insan! Aynaya baktığında sadece yüzünü görme. Orada sana verilmiş benzersizliği gör.
Ve anla ki: Sen, rastgele oluşmuş bir varlık değilsin… Bilerek, isteyerek, ilimle yaratılmış bir esersin.