Ana Sayfa » Hadis-i Şerif » Ölüm, Kıyamet, Ahiret

Üç yerde kimse kimseyi hatırlayamaz…

48 kez izlendi
Paylaş:

عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا ذَكَرَتِ النَّارَ فَبَكَتْ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «مَا يُبْكِيكِ؟» قَالَتْ: ذَكَرْتُ النَّارَ فَبَكَيْتُ، فَهَلْ تَذْكَرُونَ أَهْلِيكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ؟ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «أَمَّا فِي ثَلَاثَةِ مَوَاطِنَ فَلَا يَذْكَرُ أَحَدٌ أَحَدًا: عِنْدَ الْمِيزَانِ حَتَّى يَعْلَمَ أَيَخِفُّ مِيزَانُهُ أَوْ يَثْقُلُ، وَعِنْدَ الْكِتَابِ حِينَ يُقَالُ: {هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ} حَتَّى يَعْلَمَ أَيْنَ يَقَعُ كِتَابُهُ، أَفِي يَمِينِهِ أَمْ فِي شِمَالِهِ أَمْ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِهِ، وَعِنْدَ الصِّرَاطِ إِذَا وُضِعَ بَيْنَ ظَهْرَيْ جَهَنَّمَ».

Hz. Âişe radıyallahu anhâ cehennemi hatırladı ve ağladı. Bunun üzerine Resûlullah ﷺ ona: “Seni ağlatan nedir?” buyurdu. Hz. Âişe: “Cehennemi hatırladım da ağladım. Kıyamet gününde ailelerinizi hatırlayacak mısınız?” diye sordu. Resûlullah ﷺ şöyle buyurdu: “Üç yerde hiç kimse kimseyi hatırlamaz: Mîzanın yanında; kişi terazisinin hafif mi yoksa ağır mı geleceğini öğreninceye kadar. Amel defterinin verildiği yerde; ‘Alın, kitabımı okuyun!’ denildiği zaman, kişi kitabının nereye düşeceğini, sağından mı, solundan mı yoksa arkasından mı verileceğini öğreninceye kadar. Bir de sıratın yanında; cehennemin üzerine konulduğu zaman.”

Bu rivayet Sünen-i Ebî Dâvûd, Kitâbü’s-Sünne, hadis no: 4755 olarak geçmektedir.Buradaki “el-Hasen”, Hasan el-Basrîdir.

 

عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، ‏‏

Hz. Hasan’dan naklediliyor. Hz. Aişe (Radıyallâhu  Anhâ) anlatıyor:

أَنَّهَا ذَكَرَتِ النَّارَ فَبَكَتْ

Hz. Aişe annemiz diyor ki Ateşi hatırlayıp ağladım

فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏:‏ ‏‏ مَا يُبْكِيكِ

Resûlullah sallallahu aleyhi vessellem: “seni ağlatan nedir?” diye sordu.

قَالَتْ ‏:‏ ذَكَرْتُ النَّارَ فَبَكَيْتُ

Dedim ki;“Cehennemi hatırladım da onun için ağladım!

فَهَلْ تَذْكُرُونَ أَهْلِيكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Ve devam etti Annemiz; Siz, Kıyamet günü, ailenizi hatırlayacak mısınız?

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم ‏

‏ Resûlullah sallallahu aleyhi vessellem: buyurdu ki:

‏ أَمَّا فِي ثَلاَثَةِ مَوَاطِنَ فَلاَ يَذْكُرُ أَحَدٌ أَحَدًا ‏

Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:

عِنْدَ الْمِيزَانِ حَتَّى يَعْلَمَ أَيَخِفُّ مِيزَانُهُ أَوْ يَثْقُلُ

Mizan yanında; tartısı ağır mı geldi hafif mi öğreninceye kadar;

وَعِنْدَ الْكِتَابِ حِينَ

(Kendisine) amel defterinin verileceği sırada (yani):

يُقَالُ ‏{‏ هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ ‏}‏

Alın kitabımı okuyun” (el – Hakka  19) sözünü henüz söylemeden önce;

حَتَّى يَعْلَمَ أَيْنَ يَقَعُ كِتَابُهُ

Kitabını nerden alacağını bilinceye kadar

أَفِي يَمِينِهِ أَمْ فِي شِمَالِهِ أَمْ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِهِ

Sağından, solundan mı yoksa arkasından mı

وَعِنْدَ الصِّرَاطِ

Sırat (tan geçme) esnasında

إِذَا وُضِعَ بَيْنَ ظَهْرَىْ جَهَنَّمَ‏

(Yani Sırat köprüsü) cehennemin üstüne kurulduğu (ve kişiye haydi buradan geç denildiği) zamanda.

Şimdi hadisi cümle cümle, kalbe ve nefse ders olacak şekilde izah edelim.

أَنَّهَا ذَكَرَتِ النَّارَ فَبَكَتْ

“Hz. Âişe cehennemi hatırladı ve ağladı.”

Hz. Âişe validemiz, Resûlullah’ın hanımı, müminlerin annesi, ilim ve takva sahibi bir insan olduğu hâlde cehennemi hatırlayınca ağlıyor. Demek ki insanın makamı yükseldikçe korkusu azalmaz; bilakis marifeti arttıkça kalbi daha hassas olur. Nefis ise çoğu zaman şöyle der: “Ben zaten iman ediyorum, namaz kılıyorum, iyiyim.” Fakat bu cümle nefse der ki: “Sen kendini temize çıkarma. Hz. Âişe gibi bir validemiz cehennemi hatırlayınca ağlıyorsa, sen hangi ameline güveniyorsun?”

Cehennemi Hatırlamak

Cehennemi hatırlamak, ümitsizliğe düşmek için değildir; gafletten uyanmak içindir. Çünkü insan dünya meşgalesi içinde ölümden, hesaptan, mizandan ve ahiretten uzaklaşır. Kalp katılaşır, günahlar hafif görünmeye başlar, haramlar sıradanlaşır. İşte cehennem tefekkürü, nefsin perdesini yırtan kuvvetli bir ikazdır.

فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَا يُبْكِيكِ؟

“Resûlullah : Seni ağlatan nedir?” buyurdu.

Bu soru, Peygamber Efendimizin kalplere ne kadar şefkatle yaklaştığını gösterir. Ağlayan bir kalbi susturmuyor, hafife almıyor, “niye bu kadar etkileniyorsun?” demiyor. Bilakis sebebini soruyor. Burada bize de bir edep dersi vardır: Bir insan ahireti düşünerek ağlıyorsa, onun kalbini yargılamamak gerekir. Çünkü bazen bir damla gözyaşı, senelerce kuru kalan kalbin yeniden dirilişidir.

Nefse Ders

Nefis, ağlamayı zayıflık zanneder. Hâlbuki Allah korkusuyla yumuşayan kalp, en diri kalptir. Günaha ağlamayan, gaflete ağlamayan, ölüm ve hesap karşısında ürpermeyen kalp asıl tehlikededir. Bu soru nefse şunu söyletir: “Ben en son ne zaman ahiret için sarsıldım? En son ne zaman bir ayet, bir hadis, bir kabir, bir cenaze beni kendime getirdi?”

قَالَتْ: ذَكَرْتُ النَّارَ فَبَكَيْتُ

“Hz. Âişe: Cehennemi hatırladım da ağladım.” dedi.

Bu cevap çok sadedir ama çok derindir. Hz. Âişe validemiz ağlamasına uzun mazeretler aramıyor. Sebep açık: Cehennem. Çünkü cehennem, sadece uzak bir haber değil; insanın günahlarıyla yaklaşabileceği korkunç bir akıbettir. Kalp bunu gerçekten hatırlayınca laubalilik kırılır, nefsin gururu söner, insanın dili dua ile açılır: “Allah’ım, bizi cehennem azabından muhafaza eyle.”

Hatırlamanın Gücü

Burada “zikrettim” yani “hatırladım” mânası çok mühimdir. İnsan çoğu zaman inkâr ettiği için değil, unuttuğu için günaha düşer. Ahireti unutur, hesabı unutur, ölümü unutur, Allah’ın huzurunda duracağını unutur. Demek ki kurtuluşun ilk adımlarından biri, hakikati tekrar tekrar hatırlamaktır. Nefse her gün şunu hatırlatmak gerekir: “Ben başıboş değilim. Ben sahipsiz değilim. Ben hesapsız bırakılmayacağım.”

فَهَلْ تَذْكُرُونَ أَهْلِيكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ؟

“Kıyamet gününde ailelerinizi hatırlayacak mısınız?” diye sordu.

Bu soru, insanın en derin bağlarına dokunur. Çünkü insan dünyada annesini, babasını, eşini, evladını, kardeşini düşünür. Onlar için çalışır, onlar için üzülür, onlar için fedakârlık eder. Hz. Âişe validemiz de kıyametin dehşetini düşününce, “Acaba o gün insan sevdiklerini hatırlayabilir mi?” diye soruyor. Bu soru bize şunu gösterir: Kıyamet öyle büyük bir gündür ki, insanın dünyada en güçlü zannettiği bağlar bile o gün sarsılır.

أَمَّا فِي ثَلَاثَةِ مَوَاطِنَ فَلَا يَذْكُرُ أَحَدٌ أَحَدًا

“Üç yerde hiç kimse kimseyi hatırlamaz.”

Bu cümle insanın nefsini derinden sarsmalıdır. Dünya hayatında insan çoğu zaman başkalarının bakışıyla yaşar. “İnsanlar ne der? Ailem ne düşünür? Çevrem beni nasıl görür?” diye hayatını şekillendirir. Fakat öyle anlar gelecek ki, herkes kendi derdine düşecek. O gün makam, çevre, kalabalık, alkış, dostluk, akrabalık insanın omzundaki yükü kaldıramayacak. Herkes kendi hesabıyla baş başa kalacak.

Yalnızlık Dersi

Bu cümle nefse şunu der: “Dünyada insanların rızasını Allah’ın rızasının önüne geçirme. Çünkü seni kıyametin en dehşetli anlarında insanların övgüsü kurtaramayacak.” İnsan kabre yalnız girer, mahşerde kendi hesabını verir, mizanda kendi amelleri tartılır. O hâlde akıllı insan, yalnız kalacağı güne bugünden hazırlık yapar.

عِنْدَ الْمِيزَانِ

“Mizanın yanında…”

Mizan, amellerin tartılacağı büyük hakikat sahnesidir. İnsan dünyada çok şeyi tartar: para, mal, itibar, kazanç, zarar, başarı… Fakat ahirette tartılacak şey insanın amelidir. Orada niyetler tartılır, ihlas tartılır, kul hakları tartılır, gizli günahlar ve gizli iyilikler ortaya çıkar. Nefis dünyada kendini ağır zanneder; fakat mizanda insanın gerçek ağırlığı belli olur.

Amelin Ağırlığı

Bu ifade kalbe şöyle seslenir: “Bugün hafife aldığın bir günah, yarın terazide ağır gelebilir. Bugün küçük gördüğün bir iyilik, yarın kurtuluşuna vesile olabilir.” Bir tebessüm, bir sadaka, bir istiğfar, bir gözyaşı, bir affediş, bir haramdan kaçış mizanda insanın lehine ağırlaşabilir. Aynı şekilde bir gıybet, bir kalp kırma, bir riya, bir kibir, bir kul hakkı insanı perişan edebilir.

حَتَّى يَعْلَمَ أَيَخِفُّ مِيزَانُهُ أَوْ يَثْقُلُ

“Kişi terazisinin hafif mi yoksa ağır mı geleceğini öğreninceye kadar…”

Bu cümle, bekleyişin dehşetini anlatır. İnsan orada sonucu henüz bilmemektedir. Acaba amelleri ağır mı gelecek, hafif mi? Acaba Allah’ın rahmetine mazhar mı olacak, yoksa hüsrana mı düşecek? İşte bu belirsizlik anında insan kimseyi düşünemez. Çünkü ebedî saadet veya ebedî hüsran ihtimali önündedir.

Kendini Garanti Görme

Nefis burada büyük bir tokat yer. Çünkü nefis dünyada kendini güvende görmek ister. “Bende sorun yok, Allah affeder, daha vakit var” der. Evet, Allah’ın rahmeti sonsuzdur; fakat bu rahmete güvenmek, günaha cesaret vermemelidir. Gerçek ümit, insanı tevbe ve amele götürür. Sahte ümit ise insanı gaflete ve gevşekliğe sürükler.

وَعِنْدَ الْكِتَابِ

“Amel defterinin verildiği yerde…”

Amel defteri, insanın dünyada unuttuğu fakat Allah katında unutulmayan hayat kayıtlarıdır. İnsan bazı sözlerini unutur, bazı bakışlarını unutur, bazı niyetlerini unutur, bazı gizli hâllerini unutur. Fakat o defterde hepsi yazılıdır. Bu hakikat kalbe şu dersi verir: “Sen kendini insanların görmediği yerde serbest zannetme. Seni gören, bilen, işiten ve kaydettiren bir Rabbin var.”

Gizli Hayatın Hesabı

Bu cümle özellikle nefsin gizli günahlarına karşı büyük bir derstir. İnsan toplum içinde kendini toparlayabilir; fakat asıl imtihan yalnız kaldığı yerdedir. Telefon başında, odasında, kimsenin görmediği ortamda, kalbinden geçen niyetlerde, dilinin kimseye duyurmadığı sözlerde kulluğun hakikati ortaya çıkar. Amel defteri, insanın sadece dış görüntüsünü değil, iç yüzünü de önüne koyacaktır.

حِينَ يُقَالُ: هَاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ

“‘Alın, kitabımı okuyun!’ denildiği zaman…”

Bu ifade Kur’ân’daki amel defteri sahnesini hatırlatır. Kitabı sağından verilen mümin, sevinçle “Alın, kitabımı okuyun!” der. Çünkü artık kurtuluş müjdesini görmüştür. Fakat bu sevinç, dünyada nefsine hâkim olanların, tevbe edenlerin, ihlasla yaşayanların, Allah’tan korkup haramdan kaçanların sevincidir.

Bugünden Yazılan Kitap

Kalbe burada şöyle denir: “Sen bugün kendi kitabını yazıyorsun.” Her gün bir sayfadır. Her söz bir satırdır. Her amel bir kayıttır. Her niyet bir mühürdür. Öyleyse insan sabah kalktığında, “Bugün amel defterime ne yazdıracağım?” diye düşünmelidir. Akşam olduğunda da, “Bugün hangi sayfayı Rabbimin huzuruna götürdüm?” diye kendini hesaba çekmelidir.

حَتَّى يَعْلَمَ أَيْنَ يَقَعُ كِتَابُهُ

“Kişi kitabının nereye düşeceğini öğreninceye kadar…”

Bu cümle, insanın akıbet endişesini anlatır. Defter sağdan mı verilecek, soldan mı, arkadan mı? Bu soru, insanın bütün varlığını titreten bir sorudur. Çünkü defterin veriliş yönü, insanın ebedî akıbetine işaret eder. Dünya hayatında insanın eline nice belgeler verilir: diploma, tapu, makam yazısı, davetiye, berat… Fakat hiçbir belge, amel defteri kadar mühim değildir.

Asıl Belge

Nefis dünyada “insanlar beni takdir etsin, ismim bilinsin, başarılarım konuşulsun” ister. Fakat ahirette asıl konuşacak olan insanın amel defteridir. O gün sahte itibarların sesi kesilir, hakikat konuşur. Bu yüzden akıllı insan dünyada görünmeye değil, Allah katında kabul edilmeye çalışır.

أَفِي يَمِينِهِ أَمْ فِي شِمَالِهِ أَمْ مِنْ وَرَاءِ ظَهْرِهِ

“Sağından mı, solundan mı, yoksa arkasından mı verileceğini öğreninceye kadar…”

Sağdan verilmesi kurtuluşun, soldan veya arkadan verilmesi hüsranın alâmetidir. Bu sahne, insanın dünyadaki yönelişini de düşündürür. İnsan dünyada hangi tarafa yönelirse, ahirette de onun neticesini görür. Allah’a yönelen başka, nefsine ve hevâsına yönelen başkadır. Hak yola dönen başka, günahı hayat tarzı yapan başkadır.

Yönünü Düzelt

Bu cümle nefse der ki: “Bugün yönünü düzelt ki, yarın defterin doğru taraftan verilsin.” Yönünü dünyaya, şöhrete, hevâya, harama, kibire çeviren insan; kalbini karartır. Yönünü Allah’a, Kur’ân’a, sünnete, tevbe ve kulluğa çeviren insan ise rahmet kapısına yaklaşır. Mesele sadece bazı ameller yapmak değil, hayatın istikametini Allah’a çevirmektir.

وَعِنْدَ الصِّرَاطِ

“Bir de sıratın yanında…”

Sırat, cehennemin üzerine kurulmuş dehşetli bir geçiştir. Bu ifade insana şunu hatırlatır: Dünya da aslında bir sırat gibidir. İnsan her gün haram ile helal, hak ile batıl, ihlas ile riya, tevazu ile kibir, sabır ile isyan arasında yürür. Dünyadaki istikameti düzgün olanın ahiretteki geçişi de Allah’ın izniyle kolay olur.

Dünya Sıratı

Sırat sadece ahirette karşımıza çıkacak bir köprü değildir; onun bir gölgesi bugün hayatımızdadır. Dilin sıratı vardır: Ya doğru konuşur ya yalan söyler. Gözün sıratı vardır: Ya helale bakar ya harama kayar. Kalbin sıratı vardır: Ya Allah’a bağlanır ya dünyaya esir olur. Malın sıratı vardır: Ya helal kazanılır ya haramla kirlenir. İnsan bugün istikamet üzere yürümeyi öğrenmezse, yarın sıratın dehşetinden nasıl emin olabilir?

إِذَا وُضِعَ بَيْنَ ظَهْرَيْ جَهَنَّمَ

“Cehennemin üzerine konulduğu zaman…”

Bu cümle hadisin en sarsıcı kapanışıdır. Artık insanın altında cehennem, üzerinde sırat, arkasında mahşer, elinde amelleri vardır. O anda kimsenin makamı, malı, ailesi, şöhreti, güzelliği, zekâsı, çevresi insana fayda vermez. Sadece Allah’ın rahmeti, iman, ihlas ve salih amel insana umut olur.

Son İkaz

Bu cümle nefse şöyle haykırır: “Ey nefis! Bugün rahat döşeklerde gafletle uyuyorsun; fakat önünde sırat var. Bugün günahı küçük görüyorsun; fakat önünde mizan var. Bugün amel defterini düşünmüyorsun; fakat önünde kitap var. Bugün insanlara kendini beğendirmeye çalışıyorsun; fakat önünde Allah’ın huzuru var.”

Nefse Düşen Büyük Ders

Bu hadisin özü şudur: Kıyametin bazı sahneleri öyle dehşetlidir ki, insan en sevdiklerini bile düşünemez hâle gelir. Öyleyse insan bu dünyada hem kendini hem ailesini ahirete hazırlamalıdır. Sevdiklerimize bırakacağımız en büyük miras sadece mal, ev, diploma, meslek değildir; iman, kulluk şuuru, namaz, haya, ahiret bilinci ve Allah korkusudur.

Ey nefsim! Sen dünyayı ebedî zannetme. Seni aldatan arzuların, övgüler, lezzetler ve geçici meşguliyetler bir gün bitecek. Önünde mizan var, kitap var, sırat var. Bugün kendini hesaba çek ki, yarın hesabın kolay olsun. Bugün gözyaşı dök ki, yarın mahşerde sevinç bulasın. Bugün tevbe kapısına koş ki, yarın defterin sağından verilenlerden olasın.

Dua

Allah’ım! Bize cehennemi hatırlayınca ürperen, günahını görünce ağlayan, nefsine aldanmayan, amel defterini düşünen, mizana hazırlanan, sıratı unutmayan bir kalp ihsan eyle. Bizi dünyada gafletle oyalananlardan değil, ahirete uyanık hazırlanan kullarından eyle. Defterimizi sağımızdan verilenlerden, mizanı ağır gelenlerden, sıratı selametle geçenlerden eyle. Âmin.