Close Menu
Risale-i Nur
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
    • Risale-i Nur Dinle
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Son Eklenenler

18- Kur’an-ı Kerîm okunurken istimaında bulunduğun zaman muhtelif şekillerde dinleyebilirsin:

Eylül 29, 2026

17- İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle, aklıyla, kalbinin vüs’atiyle bir nevi külliyet kesbeder.

Eylül 29, 2026

16- Zîhayatın vücuduna terettüp eden semereler; yalnız kendisine, menfaatine, bekasına, kemaline mahsus değildir.

Eylül 29, 2026
Facebook Instagram YouTube X (Twitter) TikTok
Risale-i Nur
Facebook X (Twitter) Instagram
Cumartesi, Ekim 10
  • Ana Sayfa
  • Risale-i Nur
    • Risale-i Nur Cümle İzahı
    • Risale-i Nur Video
    • Risale-i Nur Kavram
    • Bediüzzaman Hakkında Sorular
    • Risale-i Nur Dinle
  • Hadis-i Şerif
    • Hadis-i Şerif Video
  • Kur’an’ı Kerim
    • Kur’an’dan İnciler
    • Kur’an Tefsiri Video
  • Ehl-i Sünnet İtikadı
  • Sorular Cevaplar
  • İz Bırakanlar
  • Tefekkür Damlaları
  • Dualar
Risale-i Nur
Home»Mesnevî-i Nuriye»Zeylü’l-Habbe
Mesnevî-i NuriyeZeylü’l-Habbe

17- İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle, aklıyla, kalbinin vüs’atiyle bir nevi külliyet kesbeder.

6 0
By Nur Divanı on Eylül 29, 2026 Zeylü’l-Habbe
Yazı boyutu100%

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle, aklıyla, kalbinin vüs’atiyle bir nevi külliyet kesbeder. Ve keza insanın bir ferdi, hilafet hususunda âlemin eczasıyla şuurca alâkadar olduğundan nebatî olsun hayvanî olsun pek çok nevilerde tasarruf sahibi bulunduğundan nev’i gibidir. Ve bu itibarla insanın bir ferdi neviler sırasına geçer.

Binaenaleyh gerek hayvanatın, gerek semeratın nevilerinde vukua gelen mükerrer kıyametler, hevam ve haşeratta vücuda gelen senevî haşir ve neşirler, insanın da her bir ferdinde caridir.

Hülâsa: Kur’an’ın âyetleriyle ebna-yı beşer için büyük kıyametin geleceğine kat’î delâletler olduğu gibi kitab-ı âlemin âyât-ı tekviniyesiyle de kıyamet-i kübraya pek kat’î delâletler ve işaretler vardır.

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle, aklıyla, kalbinin vüs’atiyle bir nevi külliyet kesbeder.

Üstad Hazretleri burada insanın beden büyüklüğünden değil, fikrinin ihatasından akıl ve kalbinin genişliğinden bahsediyor. Bir koyun kendi hayatıyla, yavrusuyla, yemiyle, çevresindeki sınırlı şeylerle ilgilenir. Fakat bir insan yalnız kendi bedeniyle yaşamaz; geçmişi düşünür, geleceği merak eder, yıldızlarla ilgilenir, ölümün manasını sorar, cenneti ister, bütün insanlığın derdiyle dertlenebilir. Bu yüzden tek bir insanın mana dairesi, bir ferdin sınırlarını aşar.

Hayvanın ferdi ile insanın ferdi aynı değil

Bir serçe ferdinin hayat dairesi dardır. O serçenin ilgilendiği şeyler birkaç ihtiyaç çevresindedir: yem, yuva, yavru, korunma. Fakat tek bir insan, binlerce hayvan ve bitki nev’iyle alâkadar olabilir. Atı besler, arıyı yetiştirir, buğday eker, üzüm yetiştirir, ormanı korur, denizi araştırır, yıldızları inceler. Yani bir tek insanın şuur dairesi, pek çok nev’i içine alır.

“İnsanın bir ferdi sair hayvanatın bir nevi hükmündedir”

İşte bu yüzden Üstad Hazretleri tek bir insanı, başka hayvanların bir ferdine değil, bir nev’ine mukabil tutuyor. Bir insanın mahiyeti o kadar câmi, kabiliyetleri o kadar geniş, alâkaları o kadar çoktur ki, tek başına bir tür kadar geniş mana taşır.

Mesela bir koyun ile bir insan

Bir koyun ferdini düşünün. Onun bütün hayatı nispeten dar bir çerçevededir. Fakat bir insan; koyunun etinden, sütünden, yününden istifade eder; koyunun yaratılışını düşünür; onun rızkını, hayatını, ölümünü tefekkür eder. Aynı insan yalnız koyunla değil, atla, arıyla, kuşla, ağaçla, toprakla, güneşle, yıldızlarla da alâkadar olur. Yani bir tek insanın irtibat sahası, pek çok nev’in sahasını içine alır.

Aklıyla külliyet kazanır

İnsan aklıyla yalnız karşısındaki şeyi değil, küllî manaları düşünür. Bir koyun yalnız kendi ölümünden kaçar; insan ise “Ölüm nedir? Bütün insanlar niçin ölüyor? Ölümden sonra ne var?” diye sorar. Bir hayvan yalnız önündeki rızkı yer; insan ise “Rızık nedir, kim veriyor, bütün canlılar nasıl besleniyor?” diye düşünür. Böylece akıl, insanı fertlikten çıkarıp küllî bir nazara yükseltir.

Kalbinin vüs’atiyle külliyet kazanır

İnsan yalnız kendisini sevmez. Annesini, evladını, dostlarını, memleketini, ümmeti, insanlığı, hatta bütün mahlûkatı sevebilir. Bir çocuğun acısına üzülür, bir hayvanın eziyet görmesine merhamet eder, dünyanın bozulmasına kederlenir. Bu kadar geniş muhabbet ve merhamet, tek bir ferdin kalbini nev’ler çapında genişletir.

Bir kilo altın – bir ton taş

Üstad Hazretleri’nin “bir insan ferdi bir nev hükmündedir” sözünü sayıyla değil, keyfiyetle anlamak gerekir. Bir kilo altın küçüktür ama bir ton taştan çok daha kıymetlidir. Aynen öyle de insan bir ferttir, fakat mahiyetindeki akıl, kalp, hayal, hafıza, irade, merak, muhabbet gibi cihazlar onu sıradan bir fert olmaktan çıkarır.

Bir elmas – bin cam parçası

Bin cam parçası toplansa yine elmasın kıymetini vermez. Çünkü mesele adet değil, mahiyet ve kabiliyettir. İnsan da sayıca tek ferdir; fakat bir hayvan ferdinden çok daha geniş bir şuur ve alâka taşıdığı için, manen bir nev genişliği kazanır.

Bir âlim – bin bilgisiz insan

Bir meselede bin kişi hiçbir şey bilmiyorsa, o konuda yetişmiş tek bir âlim onların toplamından daha geniş bir ihataya sahip olabilir. Sayıca bir, fakat ilim ve tesir bakımından binler hükmünde olabilir. İnsan ferdinin sair hayvan nevilerine karşı durumu da buna benzer.

Aynen öyle de insan tek ferttir fakat mahiyetinin keyfiyeti ve genişliği sebebiyle, sair hayvanların bir ferdiyle değil, adeta bir nev’iyle mukayese edilir.

İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle

Ve keza insanın bir ferdi, hilafet hususunda âlemin eczasıyla şuurca alâkadar olduğundan nebatî olsun hayvanî olsun pek çok nevilerde tasarruf sahibi bulunduğundan nev’i gibidir. Ve bu itibarla insanın bir ferdi neviler sırasına geçer.

“Hilafet hususunda…”

Üstad Hazretleri burada insanın yeryüzünde Allah’ın verdiği izin, kabiliyet ve imkânlarla tasarruf eden bir vazifeli oluşuna dikkat çekiyor. İnsan yalnız kendi bedenini idare eden bir canlı değildir; etrafındaki mahlûkatla da şuurlu şekilde ilgilenir, onları tanır, kullanır, yetiştirir ve belli ölçülerde yönlendirir.

“Âlemin eczasıyla şuurca alâkadar olduğundan…”

İnsan gökyüzüne, toprağa, suya, hayvanlara, bitkilere, madenlere kadar pek çok şeyle şuurlu bir münasebet kurar. Bir koyun yalnız önündeki otu bilir; insan ise otu, koyunu, toprağı, yağmuru, güneşi, mevsimi ve bunların birbirleriyle ilişkisini düşünür. İşte insanın şuuru, onu kendi dar hayatının dışına çıkarır.

Bitkiler üzerinde tasarrufu

İnsan buğday eker, üzüm yetiştirir, ağacı budar, tohumu seçer, bahçe kurar, sulama yapar. Yani yalnız bir bitkiyle değil, pek çok nebat nev’iyle ilgilenir. Hangi toprağa ne ekileceğini, ne zaman sulanacağını, nasıl çoğaltılacağını araştırır.

Hayvanlar üzerinde tasarrufu

Aynı şekilde koyun besler, atı ehlileştirir, arıcılık yapar, tavuk yetiştirir, hayvanların bakımını ve çoğalmasını düzenler. Bir tek insanın faaliyeti, birçok hayvan nev’ine kadar uzanabilir.

“Nev’i gibidir” ne demek?

İşte bu yüzden bir insan ferdi, başka canlıların sıradan bir ferdi gibi değildir. Bir koyun yalnız koyun nev’inin bir ferdidir; fakat bir insan, şuuru ve tasarrufu sayesinde onlarca bitki ve hayvan nev’iyle alâkadar olabilir. Bu genişlik ona adeta bir nev kadar küllî bir mahiyet kazandırır.

“Neviler sırasına geçer”

Yani kıyas yaparken insanı sadece “tek fert” diye küçültmemek gerekir. Üstad Hazretleri diyor ki: Bir insan ferdinin alâka ve tasarruf dairesi o kadar geniştir ki, mana bakımından bir nev’in karşısına konulabilir.

Bir çiftçi düşünün. Tek bir insandır; ama buğday, arpa, üzüm, elma, koyun, inek, tavuk, arı, toprak, su ve mevsimlerle alâkadardır. Bedenen bir ferttir; fakat şuur ve tasarruf bakımından birçok nev’i içine alan geniş bir dairesi vardır.

Üstad Hazretleri’nin söylediği şu: İnsan tek bir ferttir ama ilgisi tek bir ferde sığmaz. Aklı ve şuuru bütün âleme açıldığı, pek çok nebat ve hayvan nev’inde tasarruf ettiği için, bir insan ferdi bile mana itibarıyla bir nev genişliğine yükselir.

Binaenaleyh gerek hayvanatın, gerek semeratın nevilerinde vukua gelen mükerrer kıyametler, hevam ve haşeratta vücuda gelen senevî haşir ve neşirler, insanın da her bir ferdinde caridir.

“Binaenaleyh…”

Üstad Hazretleri önce şunu kurdu: İnsanın bir ferdi, mahiyetinin genişliği sebebiyle başka mahlûkatın bir nev’i hükmündedir. Şimdi bunun neticesini çıkarıyor: Madem bir insan ferdi mana bakımından bir nev’ gibidir, öyleyse kâinatta nev’ler üzerinde gösterilen ölüm ve yeniden diriliş kanunu, insanın her bir ferdi için de haşre işaret eder.

“Hayvanatın nevilerinde vukua gelen mükerrer kıyametler”

Bazı hayvan türleri mevsim değişince sahneden çekiliyor; nesiller ölüyor, hayat faaliyetleri kesiliyor. Sonra uygun mevsimde aynı nev’in yeni fertleri yeniden ortaya çıkıyor. Üstad Hazretleri bunu küçük ve tekrarlanan kıyametler gibi okuyor.

“Semeratın nevilerinde…”

Meyvelere ve bitkilere bakın: Bahçe sonbaharda adeta ölür. Yaprak gider, çiçek gider, meyve gider. Kışın ortada o ihtişamdan eser kalmaz. Baharda ise elma yine elma olarak, kiraz yine kiraz olarak, üzüm yine üzüm olarak nev’iyle yeniden sahneye çıkar.

“Hevam ve haşeratta senevî haşir ve neşirler…”

Sinekler, böcekler, kelebekler ve nice küçük canlı türleri kışın ortadan kaybolmuş gibi olur. Baharla birlikte yeniden ortaya çıkarlar. Üstad Hazretleri burada aynı ferdin geri geldiğini söylemiyor; o nev’in yeniden yaratılışını, haşrin mümkünlüğüne gösterilen bir numune olarak okuyor.

İnsanla bağlantısı nerede?

İşte kritik nokta burada: Hayvanlarda ve bitkilerde nev her sene ölüm-diriliş sahnesinden geçiriliyor. İnsan ise mahiyetinin genişliği sebebiyle bir ferdiyle bile bir nev hükmünde. Öyleyse kâinatta nev’ler için gösterilen bu diriliş kanunu, insanın da tek tek fertlerinin diriltilmesine kuvvetli bir misal oluyor.

Bir baharda milyonlarca çiçek, böcek ve bitki türü tekrar sahneye çıkarılıyor. Üstad Hazretleri diyor ki: Nev’leri topluca yeniden yaratan kudret için, Ahmet’i, Mehmet’i, Hasan’ı tek tek yeniden yaratmak ağır değildir. Çünkü insanın her bir ferdi zaten mana bakımından bir nev kadar ehemmiyetlidir.

Daha küçük ve daha dar mahiyetli nevilerde tekrar diriliş kanunu cereyan ediyorsa, mahiyeti çok daha geniş ve küllî olan insan ferdinin bu kanunun dışında kalması düşünülemez. Bir kelebek nev’i her sene yeniden sahneye çıkarılıyor; insanın tek ferdi ise aklı, kalbi, hafızası, iradesi ve ebediyet arzusu sebebiyle adeta bir nev kadar mana taşıyor. O hâlde nevilerde gösterilen ihya kanunu, insanda fert fert görünmelidir.

“İnsanın da her bir ferdinde caridir”

Yani şu kanun insan için de geçerlidir: Ölüm son değildir; ardından yeniden yaratılış vardır. Bitkilerde ve hayvanlarda nev’ler üzerinden gösterilen bu tekrar yaratılış, insanda fert fert haşrin mümkünlüğüne ve hikmetine işaret eder.

Baharda nev’ler diriltiliyor; kıyamette insanlar fert fert diriltilecek. Üstad Hazretleri’nin kurduğu bağ budur. Hayvanda bir nev’in haşri ne ise, insanda bir ferdin haşri odur. Çünkü insanın bir ferdi, şuurunun ve mahiyetinin genişliğiyle adeta bir nev hükmündedir.

Nev kadar kıymeti olan insan ferdi, neviler için gösterilen diriliş kanunundan mahrum kalmaz. Cenâb-ı Hak küçük nevileri her bahar yeniden diriltiyorsa, bir nev kadar kıymet taşıyan insan ferdini ebediyen yoklukta bırakması düşünülemez.

İnsan ferdinin aklı, kalbi, hafızası, sevgileri, münasebetleri, ibadeti, iradesi, geçmiş ve gelecekle alâkası o kadar geniş ki, Ahmet yalnız “insan türünün bir numunesi” değildir. Kendi başına ayrı bir âlem gibidir. Bundan dolayı insanda korunmaya ve yeniden diriltilmeye layık olan şey yalnız “insan nev’i” değil, Ahmet’in bizzat şahsiyetidir.

Hülâsa: Kur’an’ın âyetleriyle ebna-yı beşer için büyük kıyametin geleceğine kat’î delâletler olduğu gibi kitab-ı âlemin âyât-ı tekviniyesiyle de kıyamet-i kübraya pek kat’î delâletler ve işaretler vardır.

“Kur’an’ın âyetleriyle…”

Üstad Hazretleri diyor ki: Büyük kıyametin geleceğini yalnız Kur’ân haber vermiyor. Kur’ân bunu açıkça bildiriyor; fakat kâinat da kendi diliyle aynı hakikate işaret ediyor.

وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مُبَارَكًا فَأَنْبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ ۝ وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضِيدٌ ۝ رِزْقًا لِلْعِبَادِ وَأَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا كَذَٰلِكَ الْخُرُوجُ

 “Gökten bereketli bir su indirdik; onunla bahçeler, biçilecek taneler ve tomurcukları üst üste dizilmiş yüksek hurma ağaçları bitirdik. Kullara rızık olmak üzere… Onunla ölü bir beldeyi dirilttik. İşte kabirlerden çıkış da böyledir.”
Kāf, 50/9-11

Üstad Hazretleri’nin bahsettiği âyât-ı tekviniyenin en açık Kur’ânî karşılıklarından biridir. Cenâb-ı Hak bahardaki dirilişi gösteriyor ve doğrudan “كَذَٰلِكَ الْخُرُوجُ / İşte çıkış da böyledir” buyuruyor. Yani bahar, haşrin fiilî misalidir.

فَانْظُرْ إِلَىٰ آثَارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَىٰ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

 “Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
Rûm, 30/50

“Kitab-ı âlemin âyât-ı tekviniyesi…”

Buradaki âyât-ı tekviniye, Allah’ın kâinatta yarattığı fiilî âyetlerdir. Baharda ölmüş gibi duran toprağın dirilmesi, kışın kaybolan canlı türlerinin yeniden ortaya çıkması, çekirdeğin açılması, kuru ağacın yeniden yeşermesi… Bunların her biri “yeniden diriltmek mümkündür” diye fiilen gösteriyor.

Kur’ân söyler, kâinat gösterir

Kur’ân: “Haşir var, kıyamet gelecek, insanlar diriltilecek” diye haber verir. Kâinat ise her baharda bunun küçük numunelerini gösterir. Yani biri kavlî delil, diğeri fiilî delildir.

Bahar en büyük misaldir

Kışın milyonlarca bitki ve canlı ortadan kaybolur. Baharda ise aynı türler yeniden, hem de karışmadan, şaşırmadan, ölçülü şekilde yaratılır. Üstad Hazretleri buna bakıp diyor ki: Her sene gözümüz önünde küçük haşirleri yapan kudret, büyük haşri de yapabilir.

Kur’ân kıyameti haber veriyor; kâinat kıyametin ve haşrin mümkünlüğünü sürekli prova ediyor. Kur’ân “dirileceksiniz” der; bahar “bak, diriltmek böyle olur” diye gösterir.

📥 PDF İndir
Share. Facebook Twitter Email Telegram WhatsApp Copy Link
Previous Article16- Zîhayatın vücuduna terettüp eden semereler; yalnız kendisine, menfaatine, bekasına, kemaline mahsus değildir.
Next Article 18- Kur’an-ı Kerîm okunurken istimaında bulunduğun zaman muhtelif şekillerde dinleyebilirsin:
Add A Comment
Leave A Reply Cancel Reply

Zeylü’l-Habbe içerikleri
  • 1- Misafir olan bir kimse seferinde çok yerlere, menzillere uğrar.
  • 2- Dünya hayatını güzelleştiren esbabdan biri, dünya âyinesinde temessül ile parlayan hidayet nurları
  • 3- Tevhidin bütün iktizalarını ve lâzımlarını mertebeleriyle muhafaza etmesidir.
  • 4- Esma-i hüsnanın tenasüp ve iktizası üzerine hakaik-i âliye-i İlahiyedeki muvazeneyi müraat etmesidir.
  • 5- Rububiyet ve uluhiyete ait şuunatı kemal-i muvazene ile cem’etmesidir.
  • 6- Kur’an’ın bu hâsiyeti beşerin eserlerinde bulunmadığı gibi…
  • 7- Cenab-ı Hak seni ademden vücuda ve vücudun pek çok eşkâl ve vaziyetlerinden en yükseği müslim sıfatıyla insan suretine getirmiştir.
  • 8- İnsanı havalandırıp baş aşağı felâkete atan şöyle bir hâl var…
  • 9- Vücud nevinde tezahüm yoktur. Yani pek çok âlemler, haller, vücud sahnesinde içtima eder, birleşirler.
  • 10- Bu güzel âlemin bir mâliki bulunmaması muhal olduğu gibi kendisini insanlara bildirip tarif etmemesi de muhaldir.
  • 11- İnsanın vehim, farz, hayal duygularına varıncaya kadar bütün hâssaları bilâhare rücû edip bi’l-ittifak Hakk’a iltica
  • 12- Âlem-i ziya, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehrüba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esîr,
  • 13- Göz, lamba, şems gibi nur ve nurani şeylerde cüz’î küllî, cüz küll, bir bin müsavidir.
  • 14- Her şeyi tahrik eden zerrat-ı müteharrikenin muayyen hadlerine kadar hareket ettikten sonra…
  • 15- Kur’an’ın âyetleri birbirini tefsir ettiği gibi bu kitab-ı âlemin de bir kısmı, diğer bir kısmını izah ediyor.
  • 16- Zîhayatın vücuduna terettüp eden semereler; yalnız kendisine, menfaatine, bekasına, kemaline mahsus değildir.
  • 17- İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle, aklıyla, kalbinin vüs’atiyle bir nevi külliyet kesbeder.
  • 18- Kur’an-ı Kerîm okunurken istimaında bulunduğun zaman muhtelif şekillerde dinleyebilirsin:
Nur Divanı, Risale-i Nur’u yalnızca satırlarda bırakmak için değil; mânâsına nüfuz etmek, hakikatlerini kavramak için hazırlanmış bir izah platformudur.

Bir eser ne kadar kıymetli olursa olsun, doğru anlaşılmadığında hakikati okuyucuya tam olarak ulaşmayabilir. Bu anlayışla Risale-i Nur’un derin mânâları; şerhler, izahlar ve açıklamalarla daha anlaşılır hâle getirilir.
Son Yazılar
  • 18- Kur’an-ı Kerîm okunurken istimaında bulunduğun zaman muhtelif şekillerde dinleyebilirsin: Eylül 29, 2026
  • 17- İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle, aklıyla, kalbinin vüs’atiyle bir nevi külliyet kesbeder. Eylül 29, 2026
  • 16- Zîhayatın vücuduna terettüp eden semereler; yalnız kendisine, menfaatine, bekasına, kemaline mahsus değildir. Eylül 29, 2026
  • 15- Kur’an’ın âyetleri birbirini tefsir ettiği gibi bu kitab-ı âlemin de bir kısmı, diğer bir kısmını izah ediyor. Eylül 29, 2026
  • 14- Her şeyi tahrik eden zerrat-ı müteharrikenin muayyen hadlerine kadar hareket ettikten sonra… Eylül 28, 2026
Risale-i Nur Cümle İzahları
  • Risale-i Nur
  • Sözler
  • Lem’alar
  • Mektubat
  • Şualar
  • Mesnevî-i Nuriye
  • Risale-i Nur Dinle
  • Risale-i Nur Kavramlar
Takip Edin
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
© 2026 Feyyaz Medresem - Maddi çıkar gözetilmemesi şartıyla tüm içeriği kaynak göstererek paylaşabilirsiniz.
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • RİSALE OKU

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.